--Senin ailen iyi olabilirdi, ya benim ki?-- Ahhhh... 2024 26 Eylül günü, perşembe.. Akşam 21:53 saat. Keşke sabaha geri dönsem ve günü tekrar yaşayabilseydim. Dün geçmişte kaldı yarın ise bir bilmece, Keşkeler ile geçer hayat. Ve evet, keşke diyorum çünkü bu gün harika bir gün geçti. Yaşadıklarım ne kadar ağır olsa da bu yükten bir şekilde kalkacağım, Buna inanıyorum ve inancım tam. Hayatım çok absürt geçiyor, babam ile aram kötü. Keşke diğer insanların babası gibi olsa yaptıklarını bilmiyor fakat saysam.. Yıllar geçer, bana yediği tokatı anlatıp duruyor, bilmiyor ki bana beyaz tablete baktım diye kucağına alıp beyaz masaya oturtup 6 kere okkalı tokat attığını, Balık yere düştü diye kafama vurmasını, dışarı çıkmama yüzünden 1.5 yıllık sevgilimden ayrılmamı, dövmem diyip ufak ufak vurmalarını, sürekli bana bir şeyler Fırlatmaları, dayım uyuyacak diye benim odam da bana 5dk dediğimden dolayı gözlük fırlatması. Ulan zaten adam bana ait yatak da uyuyacak ben fedakarlık yaptım, Azar yiyen yine benim, yine benim. Zil aldık beni köpek gibi gösterip dayıma bas geliyor demesi mesela.. Yaptıkları gerçekten ne kadar absürt. Hayır suratına karşı da konuşamıyorum ki, susturuyor içeri yolluyor çünkü gerçekleri duymak istemiyor. Yani bence? Değil mi? Bu hayat gerçekten ağır, Kendimi sıkıyorum her daim, insanlara tahammül seviyemin bitmemesi için çabalıyorum ama nereye kadar? Ben de bir insanım ve sabrım var. Keşke robot olsak, Duygularımızı kontrol konusunda tamamen bir sistem gibi çalıştırabilsek, değil mi? Bence olmalıydı. Ne güzel olurdu be. Bu hayat kahpeler ile dolu dostum, Her zaman istediğim tek hayalim motor ile kulaklık takarak dümdüz o göz ölçümlerinde ki uzun yol gibi bir yol da yol yapmak. Sadece sorumluluklarımdan ve, Kötülüklerden uzaklaşarak sadece kendime odaklanmak. Ben kendime odaklanıyorum artık canım, sen de dene. Hatta şu anda sadece aynaya bak ve seni seviyorum de. Zor biliyorum fakat dene, insanlar zaten demeye gerek yok. Kendi ailemden tut herkes acımasız dostum, bu ülke bizi bu hale getirdiğini "düşünüyorum" sence? Bence söylemem gerekiyor ise, gerçekten hayat acımasızlıklar ile dolu ve biz ise bu evren de sadece küçük bir piyonuz. Sence kader var mı ? Yani bunlar önceden bellimiydi? Bence kader diye bir şey yok ve insanlar kendi iradeleri ile yapıyor her şeyi, o tüm kötülükler, alçak olmaları vs. Bir ton şey Ve sahiden bunları demişken sen hiç alçak oldun mu? Hiç kendini üstte gördün mü? Benim babam kendini hep evde kral olarak görüyor, sürekli ama ya sen? Bu evde benim kurallarım geçer demesinden tut ne yapacağımıza kadar. Be bunları 18-21 yaşında ki çocukları ve 24 senelik eşi (annem) karşı yapıyor. Bu hayat da her şeyi kendisi yaptığını sanıyor, ya biz? Bu düşünceye göre biz para yiyen köpekleriz. Ya o çalışırken bizden motive almadı mı? Bizim sayemizde buralara kadar gelmedi mi? Onun kafasına göre hayır tabii ki. Bu bir çocuk için kırıcı, sosyal çevrem tamamen dağılmış ve kötü bir durumda. Sevgilim? Hayatımı paylaşacağım gerçekten ruh eşim olmuşken 1.5 Yıl sonra ayrıldık. Neden mi? Tabii ki babam ve kendini beğenmiş kuralları. Mesela, Benim yaşımdakiler motorlar, arabalar ve sevgilileri ile geziyor. Ya ben? 2 adım atmaya para hesabı yapıyordum. Otobüs metrobüs kölesiydim, ve bu utanç verici. Tabii bir kız benim ile birlikte olmak istemez, burada paragöz ilgisi yok. Sadece dışarı her çıktığımızda bu sefaleti bu gençliğimiz de ne kadar çekecektik? Gençliğe göre bunlar lüks değil... ki babamın müdür olmasına bakarsak bu asla bir lüks değil. Sürekli ters düşünen bir babam var bir tanem ve eski kafada olan. Offf... Evet çok zor, bazen evden çıkıp evsiz olmayı yeğlediğim anlar oldu biliyor musun? Ve bundan sonra bir karar aldım. Her akşam babama karşı verdiğim o Öfke savaşını artık içimde vermek yerine yazılara dökeceğim. Ve bunu sanırım, sizler okuyacaksınız. Tatlım, üzülme ve sakın çantanı alıp dünyayı terk etmeyi Düşünme. Sakın! Sakın ulan! O mücadeleyi vereceksin. Ben sinirden kendimi ne kadar hırpaladım biliyor musun? Sürekli insanlara gülümsüyorum fakat içim kan ağlıyor. Ve evet gerçekten ağlıyorum, sahiden dostum ağlamak için göz yaşı akmalı mı? Aklamı ise şuan da ne durumdasın bilemiyorum fakat iyi ol. Gülümse ve olumlu düşün her daim. Ben bu duruma gelmekten bıktım o kadar şey yaşadım ki anlatmam paha biçilmez bir zaman alır. Bu hayat da en kötü olan şey ailedir aslında... Neden mi? Hım iyi dinle; Aile dediğimiz insanlar sen doğduktan sonra sever fakat belirli bir yaşa geldikten sonra senden beklentileri olur ve onların istediği gibi olmak zorunda olursun. Olmazsan ne mi olur bir tanem? Hemen söylemek isterim, seni sevmezler ve olabildiğince küçük görürler ve seni istemezler. Sahiden? İstemiyorsan neden dünyaya geldik? Bunu oturup sorguladım ve sanırım bir sonuç henüz elde edemedim. Etmek de mümkün gibi durmuyor tabii ki. Bu hayat da zaten bir şey elde etmek inanılmaz zordur. Özellikle ruh eşin sandığınız veya öyle olan fakat belirli sebeplerden sizden ayırlan insanlar gibi. Ben sevdiğim insanı gerçekten inanılmaz zor buldum, okuldan mezun olmadan 1 sene önce buldum dostlar ve bu yaşadığımız yıllara göre "2023" gerçekten düzgün birisiydi. Çünkü bu yıllarda herkes kim kime kim duma, tarzı kızlar ile dolu veya sokaklarda gaz çeken kafa bulan aptal kızlar ile dolu. Ve benim bulduğum insan gerçekten ben Gibiydi. Fiziği umurumda değildi sadece ruhu benim ile gerçekten eşleşiyor gibiydi ki, zaten öyleydi. Ya sen? Hmm, anladım. Kaybedenler klübü burası dostum. Bu klübe girenler dünyayı renksiz görür ve gülmezler. Ben normalde gülen birisiyken, bir ortamda sürekli güldüren ben olduğum halde ayrıldıktan 4 ay sonra acısı Kalbime vurdu. Bunu da sevdiğim bir yazar olan "Zeus kabadayı" adlı yazardan biliyorum. Ve sevgili dostum, senin kitapların bana hayatı öğretti diyebilirim. Hemen hemen aynı rolleri paylaşıyoruz tek farkımız sen fiziki ben ise psikolojik şiddet görüyorum. Ve sen eskiden iken ben bu modern yıllar da görüyorum, Ailem modern aileler gibi değil ve olmadıda. Dışarıda ki insanlara bana göre daha iyi davranıyorlar. Mesela iş yaparken benden bir şey ister ve yere düşürürüm, Bir ton küfür vs. Yerim fakat başkası yapsa ağzını açmaz. Ben de senin gibi şunu demek istiyorum iznin var ise? Ve tahminimce iznin var, Kırdığınız yerden kırılın sizi pislik insanlar, kırılın. Lanet olsun size, sizi keşke tanımasaydım. Hayatımı sömüren pislik insanlar kırılın. Bazen insan çantasını alıp uzaklara gitmek ister, özellikle sevdiğiniz insan ister ya hani... Boğazınız düğümlenir ve "Kal" diyemezsiniz. Deseniz ne olacak ki? O zaten koymuş kafasına gitmekte ısrarlı. Ne demişler bir tanem, bir kuşu kafese koyarsan senden kaçmak ister fakat, özgür bırakırsan o sana gelir. Sence? Evet ben de aynı, dur diyemedim. Boğazım düğümlendi ve kalbime hançer yemiş gibi oldum. Çektiğim nefesleri hissetmedim, sadece gözüm yaşardı ve dedim ki; Ben ne yapacağım onsuz? Sence onsuz oluyor mu? Ben söyleyeyim mi canım, ilk 1 ay umurunda olmayacak fakat 1 ay sonra başkalarının mutluluklarını görüp için eriyecek. Acı çekeceksin! Kahrolacaksın! Nereden mi biliyorum? Kendimden tabii ki. Beni bu 18 yıllık hayatımda en çok üzen ailem oldu. Arkadaşlarımı ailem den daha çok vakit geçirmek istiyorum. Sebebi ne mi? Babam benim ile hiç bir zaman top oynamadı ve bunu yazarken ellerim titriyor. Ben ondan maddiyat falan istemedim. Sadece benim ile top oynasın, Bilgisayar da oynasın, dışarıya çıksın gezelim falan istedim. Çok mu? Hiç bir şey, eğer bunları yapan annen veya baban var ise lütfen değerini bilin. Lütfen.. Üzmeyin onları, benimkiler üzülmeyi hakkediyor fakat yüzsüz oldukları için benim 1 yıl çalışarak aldığım bilgisayarımı 140 saniye de kıracak kadar rahatlar. Yalvarırım değerini bilin, yalvarırım! LÜTFEN! YALVARIRIM BİLİN! ONLARI ÜZMEYİN!.. Bu hayat da lütfen onların değerini bilin eğer söylediğim gibiyse, ben babam ile kampa ve balığa gidiyorum fakat hiç zevk almıyorum. Sadece vicdanım yüzünden gidiyorum. Başına bir şey gelir diye, onca yaptığı şeyden sonra vicdan yüzünden gidiyorum evet fakat kendimi öldürmek istiyorum. Bu vicdan olayı beni aşırı yıpratıyor çünkü, Fakat dediğim gibi bir tanem, ne demiştim hatırlıyor musun? Dayanacağız, "Dayanmalıyız" elbet bir yerde bu zincir kopacak, kırılacak ve rahatlayacağız. Bu saydığım 2 aktivite de zaten babamın sevdiği şeyler. Biz onun umurunda değiliz, o işe gider ve o müdür koltuğuna oturur ve bize sürekli kızar sizin için çalışıyorum diye. Böyle olacaksa zaten yalvarırım çalışma ya ben senin ile çok güzel vakit geçirmek istedim, Sadece. Çok mu şey istedim? Bence bu modern düşünceli ailelere baktığımda hayır. İstediğim bir istek bile değil, yapman gereken şey bence. Bir insan oğluna parasını cebine koyup istediğini yapamaz bence. Sence bir tanem? Yapabilir mi? Hayır diyorsun eminim buna. Eğer cevabın evet ise sen oğlu değlisin, stres topu olan bir kölesisindir bence... Sence? Ben senin düşünceni zaten tahmin edebiliyorum tatlım. Boşver sen keyfine bak, zevk almaya bak. Ben başaramıyorum artık babam olduğu için ne kadar affetmeye açık da olsam 2 gülmeden sonra bana yaptıkları aklıma geliyor ve boğazına yapışmak istiyorum. Yapılan iyilikler çabuk unutulur fakat kötülükler asla! Alınan güven kolay kaybedilir ama o güveni kazanmak zordur işte asıl konuda bu! Keşke diyerek bu bölümü kapatalım mı canım? Bence kapatalım hem saat geç olmadı mı? Biraz kendine bak dedim sana, lütfen kendine bak. Elini yüzünü yıka, dişlerini fırçala, aynaya bak ve gülümseyerek "Seni seviyorum" de. Kendini sev, ve uyuyarak sağlığına dikkat et. Bu dünya da en zor değil, hiç bir zaman elde edemeyeceğin en büyük şey, Sağlıktır. Ve sağlığının değerini bil, 3 kuruşluk insanlar için kendini harcama sakın... Tatlı rüyalar bir tanem. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 1 -- Asıl önemli olan şey sevmek değildi, değer vermekti. Sen anlamadın! -- Evet bazen eşyalarımıza veya sevdiklerimize kısaca sevdiğimiz şeylere değer veririz evet. Bunlara kıskançlık da dahil olmalı bence, ve bu duygu gerçekten yeri geldiğinde içinizi kemiren ve sizi kötü tarafa iten bir şeydir. Bu dünya da zaten sevilmedik, en azından değer verselerdi bize elmas gibi parıldıyorduk. Sence? Pırıldamazmıydık? Zaten en başında değer görseydik bu kitap bile işlevsiz kalırdı. Hatta değer görmeyen fakat yüzsüz ve saf olduğundan Bunu anlamayan insanlardan uzak durun, yoksa sizi sinir eder ve sizi sömürürler. Tıpkı bazı kızlar gibi, sizi sadece sömürmeye programlılardır. Sülük gibi yapışır ve emer, emer kanınızı alıp gider ya canım, işte tam o tarz da. Bu hayat acımasız olduktan sonra zaten değer görmek zordur. Bazı insanlar der ya, "değer görmek için değer vermelisin" katiyen yalan. Ben neden görmedim? Nefret ettiğim insanlara bile sürekli anlayışlı oldum. Beni hayat da sömürmeye programlı insanlar çevreledi maalesef. Ve bundan kurtulmam çıtırdan zor gibi duruyor fikrimce. Biz ailemizden değer görmedikten sonra başkalarından görmemiz zor zaten dolayısıyla kullanmaları normal. Yani şey, sanırım? Öyle değil mi? Sanırım değil, yoksa neden tepkisizce bu sayfalara bakıyorsun? Keşke dostum bak gerçekten keşke, bu acımasız dünya ve katliam canavarı hayatımız kalbimize hançer soktuktan sonra onu deşmek yerine sadece o hançeri çıkarıp, dikse ya? Dikmez, dikemez. Neden mi? Hayat bu tabii ki, bence kolay bir tahmindi. Tahmin edemediysen sende hala iyi birisi var ya da henüz kalbini parçalamamışlar ciddi anlamda. Ben parçalanmaktan artık kırıntı kadar bile değilim. Tek istediğim şey özgür ve eskisi gibi sevgilim ile gezip tozabileceğim bir yaşam. Ve bu bence büyük bir isteğin yanında bir toz partikülü kadar kalır. Sence bu mümkün mü? Bence hayır. Ruh eşimi 1 kere buldum, 2. Kere aynısını bulabilme konusunda inancım sıfır. Keşke yüzde bir bile olsa bir şansım olsaydı. Hani insan ağlayacak gibi olur fakat ne kadar çabalarsa çabalasın ağlayamaz ya, işte hayatım boyunca o durumda kaldım. Şuan bile, Acımasız insanlar gerçekten kötüler. Keşke her insan bizim gibi olsaydı, sadece içerisinde zarar vermekten, acı vermekten korkan tatlı bir çocuk. Ben sevdiğimde nasıl oldum biliyor musun? Çocuk gibi olurum tıpkı "Zeus Kabadayı" gibi, onu da kendime çok benzetirim zaten. Çünkü onun ile aynı kafa yapısındayız zaten olmasak şuan bunu okuyor olamazdın. Gerçekten, nasıl seveceğiz tekrar bu arada. Nasıl tekrar güveneceğiz? Nasıl tekrar sarılacağız? Nasıl tekrar başını omzuma koyduğunda ilk sevdiğim gibi kalbim kıpır kıpır olacak heyecanlanacağız? Çok zor değil mi? Bu yüzden her şeyin ilki tatlı ve güzeldir. Siz ne kadar değer verirseniz o gider ama böyle bir yan etki var. Yani en azından düşüncem o yönde benim. Acı verici gelse de durum bu, yapmamız gereken ise bunu acı şekilde kabul etmek. Ve inanın hala o bebeğimin verdiği kağıtları öpücükleri saklıyorum. Geçenlerde kağıda sıktığı parfüm kokusunu yitirmiş, yıkıldım. Dona kaldım, artık onun kokusuna da hasret kaldım ve ne oldu biliyor musun? Sokakta, O parfümün kokusunu aldığımda tepki veremedim sadece gözümden yaş aktı ve gözümden tüm anılarımız geçti. Benim gibi birisini nasıl sevdi, nasıl ruhumuz aynı çıktı bu kısmına elbette ben de inanamıyorum fakat bulmuştum ya. Babam sağolsun, o ne istese o tabii ki. Bizim ağzımızı açmayı bırak nefes almaya bile hakkımız yok, neden mi? O bizim için çalışıyor o yüzden tamamen onun borusu öter. İster döver, iste söver, ister kovar, ister atar. Ne yapalım, hayatım böyle geçti. O ne istediyse istediklerini yaptım fakat onun gözünde asla iyi bir evlat olamadım. Yaptığım ve istediğim tek şey arkadaşlarım ile vakit geçirmek, neden mi onlar beni değerli hissettiriyor. Sürekli soruyorlar, konuşuyorlar, moral veriyorlar hatta başta "Değer" veriyorlar. Ama siz... yüzde birini bile vermediniz o değerin. O tokatların, sürekli bir şeyler fırlatmanı unutmayacağım baba. Ve gerçekten bana istersen, Hakkını helal etme. Asla umurumda değil, bana yaşattıkların zaten helalliğini aşıyor. Yani bence öyle? Yapacak bir şey yok. Ağaç yaşken bağlamazsa dik durmaz... Ahhh... Söylenecek o kadar şey var ki, sadece sessiz kalıyoruz, yapacak bir şey yok bir tanem. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 2 --Geçmişimi özlüyorum. Kötülükleri değil, iyi anılarımı.-- Evet sevgili kent insanları, bugün 30 Eylül Pazartesi 2024 ve saat 00:56... Şuan da kulaklarımda The Winter çalıyor, bu şarkı ve Remembrance şarkısı çalınca her daim duygulanırım. Sebebi ne mi? Hemen açıklamak isterim; Ahh... Yıl 2016-2019 aslında çok geçmiş gibi durmuyor değil mi? 8 sene az geliyor insana fakat bu döneme göre asla değil. Aksine uzun bir süredir, o zamanlarda "GTA:San Andreas" oyununun modlusunu oynardım. "MTA" olarak geçerdi ismi, O zamanlar da "Roleplay" terimini Elraenn çıkartmıştı daha doğrusu böyle bir şey olduğunu bize duyurmuştu. Sürekli ona özenirdim ve iyi bir bilgisayarım olmadığından GTA5 yerine eski oyununu oynardım. Evet, ne var bunda diyebilirsiniz fakat olay şu, Burada ki olay şundan geliyor, o zamanlar bilgisayarım yoktu daha doğrusu iyi bir bilgisayarım yoktu. Bu durum da sürekli o adama özenirdim ve şunu fark ettim. Bu oyunu oynarken otomatik olarak edindiğim çevre harika çıktı, tabii bir bakımdan çıkmadı... Bu çevrede ki herkes küfür eden ucubelerden oluşan topluluktu, benim gibileri bulmak çok zordu. Enes ve Burak Cahit isimli 2 arkadaşım oldu. Bu 2 arkadaşımın 1 tanesi motorcu ve o zamanlar sunucu açmıştık bu oyunda, beni sürekli kullanıyorlardı. Bunun farkındaydım ama dur diyemiyordum ki, vicdan buda işte. Ancak tam sapmasız 18 yaşıma gelince fark ettim kullanıldığımı, bana sürekli geliştirici işi, video editörlüğü vb. Kullanıyordu kısaca bu kıymetli bilgilerimi, en sonunda bir mesaj attım; Ben vefalı bir dostum, size vefamı gösterdim ancak siz göstermediniz. Sürekli kullanmaya çalıştınız ve ben bu duruma artık tahammül edemiyorum. Benden bu kadar, bana yaşattıklarınız için pişman değilim ancak size güvendiğim için pişmanım. Size karşı vefalı bir dost olduğum için pişmanım ve keşke diyorum ki, o ahmak insanlar gibi olsaydım en başında sizi peçete gibi buruşturup atabilseydim diyorum. Fakat olan oldu artık, ne önemi var ki? Yaşandı bitti saygısızca diyorum. Ve umarım yaşattığınızı yaşamadan bir yerlere gitmezsiniz, neresi olduğunu siz çok iyi biliyorsunuz. Herkese karşı artık saygım git gide azalıyor ve bu durum karşısında kendime kızıyorum. Eskiden gülüp eğlendirirken artık içimde ki bir taraf diyor ki; Çok konuştun, bir yararı olmadı. Bence artık sus, sessiz ve sakin ol. Sadece kendini güldür, kendine komik ol, kendini mutlu et, kendini eğlendir, bir kafeye tek başına git ve o 1 bardak ile tek başınayken mutlu ol. En azından bunu öğren, lazım olacak. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 3 --Bırakıp gittin ama "Neden?"-- Evet, şimdi soralım. Neden buradayız? Neden varolduk? Neden bizler insanız? Neden bizler bu durumdayız? Neden zengin ya da özgür değiliz? Neden, neden, neden!... Evet dostum, buradaysan sende bizdensin. Neden gitti sence? Tek seçeneği sen olmayabilirsin doğru evet ama sence neden? Senden daha iyi birini mi buldu? Asla. Sen en iyisisin canım. Asla benden iyisi var deme, sen en iyisisin ve öyle de kalacaksın. Birisi senden iyiyim derse sakın takma kafana, senin bildiğin şeylerin o yüzde onluk kısmını bile bilmiyordur. Herkes aynı zekaya sahip değil, ve sen bence en akıllı olansın canım. Kendini üzme sadece bu olanlardan ders çıkart. Nedenleri araştır, Eğer cevap bulmakta zorlanıyorsan üsteleme, boşver salla gitsin. Bu hayat da zaten bizi seven oldu mu düzgünce? Aile mi? Ahh.. Aile bile seni karşılıklı sever. Nereden mi biliyorum? İstediklerini yapmazsan, para kazanamazsan, kendin olmaya çalışırsan. Evet, özellikle kendin olmaya çalışırsan senden nefret ederler. Evet canım farkettin dimi? Ailen bile seni karşılıklı seviyor. Ve bana göre tek başına yaşayanlar şanslı insanlar, tüm bu durumlardan, ona olan beklentilerden mahrum kalıyor, rahat yani. Ben de isterdim o konforu ama bazen iyi görünen şeyler kötü olabiliyor. Tıpkı bu en iyi dediğiniz karpuzun kelek çıkması gibi. Dışarıdan bu tam benim ruh eşim dediğiniz bir insanın size zıt çıkması gibi. Bir yemeği ısırınca içinden kıl çıkması gibi. Kısaca evet, her insanın derdi kendine göre büyüktür. O yüzden lütfen kimsenin üstüne gitmeyin, size şöyle örnek verebilirim aslında: Kedi videosuna kızlar ağlar fakat erkekler hiç bir şeye ağlamaz. Ben de o yollardan geçtim. Ve ne öğrendim biliyor musun? Kızlar erkeklere göre daha duygusal insandır, hassas olmanız gerek. Biz erkekler birisi vefat etmediği sürece ağlamayız, ki zaten ağlamaz erkekler. Ha bu arada, ağlamak için gözyaşı olması zorunlu mu? Boğazımızın düğümlenmesi vs. Bence bunlar da ağlamak. Bu dünya garip ve zalimlerin yeri. Bu yüzden hakkımı herkese helal ediyorum, sebebi ne biliyor musun? Diğer tarafta o ahmak insanlar ile karşılaşmamak için helal ediyorum. Yoksa sonuna kadar haram zıkkım olsun. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 4 --Hastayım, sana değil.-- Evet, hasta oldum ve sağlık denen şeyin ne kadar kıymetli olduğunu anlamış oldum. Hiç bir şey kendimizden değerli değildir, bunu gerçekten her şeyin üzerine bahse girerim. İnsan yataktan kalkamayınca olmuyor, hiç bir şeyin anlamı kalmıyor. Ben 1 kere hasta oldum, ona. Ancak o beni görmedi, ben sadece kendi halimde bir hastaydım. Keşke beni görseydin, geçenler de bir arkadaşım şaka amaçlı bana kadın parfümü sıktı üzerime 1 fıs. Sevgili kent, anlatamam. Bir an o yanımda sandım. Bir an bile olsa yanımda sandım, arabanın önündeyken arkamı dönmeye cesaretim yoktu. Ya o tam arkamda belirdiyse? Tutuştum. Daha sonra cesaretimi toplayıp döndüm fakat o yoktu. Keşke olsaydın be tatlım, seni çok özledim. Aslında sen gittin. Gidene de kal demek ters olur bildiğin üzere. Ne diyebilirsin ki giden birisine? Gitme diyip ayaklarına mı kapılacaksın? Gitme diyip yalvaracak mısın? Zaten senin ile olmak istese yanında dururdu hem iyi günde, hem kötü günde. Ama durmadı işte, yapacak bir şey yok bir tanem. Sen olaylara her daim olumlu yaklaş olur mu? Bu kötülükleri hep elinin tersi ile ittir ve şöyle söyle. "Sizin gibilerden bıktım." ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 5 -- Sana olan mektubum sanırım ulaşmadı.-- O'na mektup yollamıştım. Bana geri dönmedi, umarım mektubum ulaşmamıştır. Düşünsenize mektubunuz ulaşıyor fakat sizi umursamıyor. Geri dönmüyor. Gidiyor. Kafayı yedirtir bu durum, bu sebeple sürekli kendimi avuttum. Nasıl mı? Tam olarak şöyle, Kendime şunları söyledim: Mektubum ona ulaşmadı, O taşındı, O gitti, O beni seviyor ancak giderken vedalaşamadı ya da vedalaşmayı sevmiyor. O gitti ve geri gelmeyecek. Unutmaya çalışıyorum ancan yaptığı ufak komikse bir karton parçası hâla cüzdanımda. Sorarlarsa hatıra diyorum orta okuldan. Ancak onun bana yaptığı çocukça hazırlanmış bir kağıt parçası. Tabii bu sizler için, benim için o kağıt parçasından çok daha büyük. Düşünsenize, sevdiğiniz birisi size vesikalık gibi ancan olmayan bir kağıt veriyor. Saklamaz mıydınız? Ara sıra açıp bakıp eskileri düşünmez misiniz? İnanın ben düşünüyorum. O günleri özledim ve elimde güç olsa ilk işim o zamanlara dönmek olur. Keşke o günlerin gideceğini bilseydim diyorum. Çok daha fazla yaşamaya odaklanırdım. Gerçekten, seni çok özledim bir tanem. Senden sonra bir kız sana çok benziyor, gözleri. Ona bakıyorum ancak seni göremiyorum. Sen yoksun sadece, sordurursan eğer veya bunu okuyorsan bilki sen her daim benim kalbimdesin. Ve öyle de kalacaksın. Seni çok özledim, umarım gittiğin yerde mutlusundur ve bulunduğun yeri mutlu ediyorsundur. Sağlığına dikkat et, kendine dikkat et ve lütfen kendini üzme sakın. Bana yaşattığın o mutlu günler için teşekkürler. Seni seviyorum... ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 6 -- Nasılsın -- Nasılsın? Sana kimse sormuyor tahminimce. Şey ben mi? Ben hastayım da şu anda iyileşme sürecindeyim. Sorduğun için çok teşekkür ederim. Sana soruyorlar mı nasılsın diye? Bana sormuyorlar tatlım. Eminim kötüdür, seni umursanmıyor olarak hissettiriyordur. Sakın öyle hissetme, bırak demesinler. Zaten kötü de olsan iyiyim demek zorundasın. Yapacak bir şey var mı sence? Bence hayır. Dertlerini bana anlatabilirsin ve sana en güzel gelecek şeyi biliyorum. En güzel şarkını aç. Tavana doğru bakarak yat. Ve sadece içinden konuş, hayal et! O pislikleri hayal et ve onlara tüm nefretini kus! Yap bunu. Gerçekten iyi hissedecektin bir tanem. Eğer sana her gün "Günaydın" veya "Günaydınnn" diye mesaj geliyorsa bil, dünyanın en ama en şanslı insanısındır. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 7 -- Lütfen bizi unutma. Zaten unutamazsın. -- Evet. Bitti. Bazen insan unuttum der ve tam o esnada hatırlar ya, tam o anda hatırladığız anda tokat gibi vurur sizin suratınıza. İşte bu en kötü şey yaşayabileceğiniz, hani düğümlenirsiniz ve kalbiniz sıkışır. İşte tam o andan söz ediyorum. Bu hayat her ikimize de adil değil. Ve bu durumu düzeltebilecek bir gücümüz yok, bu hayat denen oyunu kurallarına göre oynamamız gerekiyor. Tabii açık bulursan başka, mesela silaha bıçak çekmek aptallıkken tam tersi mantıklı gelir ya hani, İşte onun gibi mantıklı şeyler yapmalıyız. Bu hayat çünkü kurallara göre bazen ilerlemez. Ne gibi mi? Ayrılırsın ve unutamazsın ama o seni unutur. O insan değil mi? Veya sen insan değil misin? Sen unutamazken o seni 1 günde unuttu, bitirdi ve gitti. Arkasına bile bakmadı. Demek ki tanıyamamışsın ki onu böyle yıkıldın ve kötü bir durumdasın. O seni unutuyorsa ve sen unutamıyorsan buradaki asıl sorun ve senin kendini suçlaman üzmenin sebebi bana göre şu bir tanem; Sen onu tanıyamadığın için kendini suçluyorsun. Tanıyamadığın için onca ayırdığın vakti ve kendini mutlu etmeye çabalaman seni sinir ediyor. Üzme kendini, bu sana bir tecrübe olsun. Zaten çok yorulduk bu hayat da, biraz da akışına bırakmak lazım. Hadi, biraz kendimize gelelim. Aynaya bak ve seni seviyorum de. Kendini sev, asıl unutmayacağın şey kendi kişiliğin ve kendin olsun. O sevdiğin anılar olsun, çıkarttığın dersler olsun, o suratına seviyorum ama sevmeyen insanlar olsun. Sadece kendini sev. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 8 -- Senin yüzünden bu haldeyim, keşke biraz insan olsan. -- 2 Ekim Çarşamba, 00:03 ve uyku tutmadı. Şu an bunu yazdığım saat diliminden bahsediyorum, konu ile bağımsız. Beni "Hakan" adlı arkadaşım mesaj attı. Ben çok müsait olamadığımdan mesaj atamam ona fakat arada halimi hatırımı sorar kendisi. Ben de ona güvendiğimden unuttum seni demek yerine onun yazmasını beklerim hep. Ve inanır mısınız? Beni o tanıştırmıştı... İsmi Aleyna, takma adı ise Deniz. Çok sevmiştim gerçekten ve hakan tanıştırırken aynı sen dediği için o zamanlar da içimde çocuk olduğundan biraz hiperaktif ve komik davranırdım. Onu tanıyınca iki kat çocuklaştım günüm gün oldu, sürekli telefona Bakıyorken buldum kendimi. Normalde telefona aranmadıkça bakmam ve mesaj dahil gelmez, çünkü ben çok sevilen birisi değildim. Daha doğrusu kendimi bilerek sevdirmezdim, düzgün insanlar ile çevre kurabilmek için. Tabii buna en çok "babamın" etkisi vardı. Dışarı çıkmaya kısıtlamaları, onu yapma, şunu etme, olmaz. Ben ailemin benim fikirlerimi hiç dinlediğini ve hiç sorduğum şeylere "Evet" cevabı aldığımı hatırlamıyorum. "Evet" diyecek olsalar bile bunu "Ne halin var ise gör" olarak verirlerdi. Onlar ben 18 yaşıma iyice yaklaştıkça bana olan saygılarını. Yitirdiler. Bana aşırı saygısız ve bir köleymişim gibi davranıyorlar. Karşılığı olmadan bir çok şey yaptırıyorlar. Normalde evet, aile dediğimiz karşılıksız olur fakat ben ciddi anlamda Hiç karşılık alamıyordum. Sürekli hayırlardan bıkmıştım, tıpkı bir köleydim. Ve umursamaya başladıkça beni umursadıklarını farkettim. Mesela babamla kavga ne zaman etsem sabahları kapımın arasınan bakardı iyi miyim diye, görmem sanardı. Neyse buraya döneceğim, Ben o kız ile ilişki boyunca dünyanın en mutlu insanıydım ve dünyaya karşı tahammülüm geri yerine gelmişti, herkese katlanıyordum. Ve aile içi sorunlar yaşayınca bu sorunlar tabii ki kaynağı "Babam" idi. Annem sürekli anlayışlı Ve olumlu daha bu olayların yaşandığı yıllara göre modern yani tam doğal davranıyordu. Babam ise Sayfa 1 deki gibi birisiydi. Tüm bunların üzerine kız arkadaşım Aleyna benden ayrıldı. Daha doğrusu "Narsist" olarak ayrıldı, nasıl mı? Beni üzmek istemedi ve suratıma söylemedi. Soğuk davrandı hiç yüz vermedi ve en sonunda benim ondan ayrılmamı sağladı. Bana iyi gelen tek insan da elimden gitmişti, geriye ne kaldı sizce? Kocaman bir hiç. Tek başımayım ve bu yola devam etmeliyim. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 9 -- Bazen sabah olsun istemezsin, bazen de gece. -- İnsan bazen soluklanmak için oturmak ister ki, bu en doğal halidir. Sabahları yorgunluktan ister bu durumu, geceleri ise biraz sakin şarkı ile kafasını dinlemek içindir. İnsanların kafalarının içerisinde ne döndüğünü bilemezsiniz. Onu sadece yaratan Allah ve kendisi bilir. Ve senin de savaş verdiğine eminim bir tanem, umarım kendi savaşını kazanırsın. Umarım zafer kutlamasını beraber yaparız. O geceler var ya, seni düşünmeden duramadığım ve kafamda savaş verdiğim geceler.. Gerçekten özlüyorum, ve en çok da masumca bir bardak çay ile sakin, lo-fi şarkı dinleyerek bir yandan işimi, bir yandan seni düşündüğüm zamanlar var ya.. İşte o zamanları özlüyorum en çok. Bu hayat keşkeler ile dolu canım ve emin ol, keşke geçmişe dönebilsek. Şu anda biraz gerildim, anlatacak çok şey var fakat birtanemi sıkmak istemiyorum, değil mi? Sıkılmak istemezsin. Bak hayat da sabır dediğimiz şeyi öğrenirsen döngüyü kırmış sayılırsın. Yani en azından yüzde ellilik bir kısmını kırmışsın demektir. "Bence" öyle. O geceleri özleyeceğim, o sabahları da özleyeceğim. Eğer sabahları okula gitmek için Kalkıyorsan değerini bil o sabahların. Okul bitince gerçeği göreceksin ki, hatta o gerçek suratına vuracak bir şamar edası ile. Eğer işe vs. Kalkıyorsan bir tanem demem gereken 1 şey var. Yaşadığın her ânın tadını çıkart sadece. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 10 --Özlem duymak herkesin hakkıdır. Yani bence öyle.-- Her insan özlem duyar ama neden? Çünkü unutamaz. İstesede unutamaz ve nedenini kimse bilmez, bilse bile herkes farklı bilir. Çünkü duruma göre değişir ve her insan aynı değildir. Tıpkı onun gibi, sürekli bakarsın ve hatırlarsın ama bir yerden sonra Simasını kaybeder zihnin. Tıpkı dünyadan göç eden yakınlarını unutmaya başlamak gibi. Hani bir arkadaşın vefat eder ve yüz siması bir kaç yıl sonra ister istemez, fotoğraflara bakmadığından dolayı kaybolur ya zihninden. Ama yaptıkların ve yaşadıkların Silinmez. İşte bu özlemdir, özlemektir. Ve bu özlemek denen duygu gerçekten en acı veren duygudur. Tıpkı platonik aşk gibidir, ne bakımdan? Şöyle, masum görünmesi benzer ama, asla masum değildir. Sizi en yalnız kaldığınız anda bulur ve canınızı yakar. İşte buna özlem duymak denir, acı veren şey sürekli suratına suratına vurur. Sen hiç özlem duyuyor musun? Ben duyamıyorum çünkü artık duygusuz bir insana dönüşüyorum. Artık kalbi taş olan birisine dönüşüyorum ve dönüşmeme çok az bir süre kaldı. İçimde hâla var biraz duygu kırıntısı ama kime yarar? Ancak sevdiklerime yarar, bana yaramaz. Sevdiklerim de çekerse bu hayatdan artık, işte o zaman duygusuz bir insana dönüşmüş olacağım. Kötü bir şey mi bu? Bence hayır. Duyguyla hareket ettiğimizde Ne kazandık? Hiç bir şey. İşte bu yüzden duygusuzluk bazen çok iyi işinize yarar. Ama siz siz olun ve duygusuzluğunuzu lütfen kaybetmeyin. Kaybettiğiniz gün bilin ki, tek başına zevk alan bir insan veya kendinden başka hiç bir şeyi umursamayan bir İnsana dönüşeceksiniz. Lütfen duygusal veya duyguları olan bir insan olmanın değerini bilin. Siz birisini seversiniz o sevmez ya, işte öyle düşünmeyin. Hayatımız boyunca verilen istatiklerere göre doğduğumuzdan beri ortalama bilmem kaç tane Seri katilin yanından geçiyorsak, bilmem kaç tane teröristin yanından geçiyorsak bilin ki sizi de seven ve aşık olan birileri vardır. Ancak sizin gibi açılamıyor veya belli etmek istemiyor. İşte biz insanların en çok kaybettiği şey de bu aslında. Gözümüzün önündekini görmüyoruz, tıpkı bir şeyi saklamak istediğimizde birisinden alıp gözünün önüne koyarız. Bulamasın diye, ama önüne koymuşuzdur. İşte onun gibi hayat, fakat farklı yanı şu, hayat acımasız... ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 11 -- Para ortamı değil, her şeyi belirler. -- Beni toplumda kimse görmüyor, sadece takıldığım 4 duvar arasındaki insanlar görüyor. Mesela üniversite öncesi gittiğim kursta adı Kerem, Ayşegül, Yunus, Alperen, Rümeysa, Cansu vs. Bu dostlarım gördü, tabii dost olup olmadığını bilmiyorum. Ben asla 5 yılı aşmadan dostum demem arkadaşımda demem. Çünkü bana yapacaklarını bilmem, ben kızlarla hiç aram olan biri değilim. Çünkü rahat edemem. Karşımdaki benim gibi düşünen birisi değil vs. O yüzden. Bu dostlarım ile geçirdiğim her dakikayı Özleyeceğim, çok iyi kalpli insanlar olduğunu "düşünüyorum" onları hiç kurs dışında göremedim. Daha doğrusu fırsatım olmadı, ve şunu diyen kişilere hak veriyorum. "Bir ortamı para belirler." Evet doğru çünkü yaşadım en kral şekilde. Benim çevrem hep it kopuk, bıçak çekip "drill" tarz da takılan insanlardı ve ben onlar ile kurduğum arkadaşlık çıkar gibiydi. Okul/Kurs bitince ilişkimi keser engellerdim. Mesela benim liseden arkadaşım 2-3 tane var. Ki onlarla da çok çok az konuşuyorum. En çok korktuğum şey ise bu kurs da tanıştığım insanların akıl sağlığı yerinde olduğundan kurs bittikten sonra asla ayrılmak istemiyorum. Çantamı alıp evime çekilmek istemiyorum, ara ara takılmak istiyorum. Mesela okula gidenler bilir, Çantanızda kitap dışında bir şey bırakmazsınız ya işte parayı vuran bir yerde bırakabiliyorsunuz. Ben çantam da kulaklıklarımı vs. Bırakıyorum çok rahatça veya bilgisayarımı, telefonumu, cüzdanımı vb. Komik gelebilir ama cüzdanımı lise de Sınıf başkanına emanet ettim ve 15 dakika sonra sınıf grubunda kimlik ve ön ödemeli kartımın resimleri vardı. İşte para ortamı belirtler kısmı doğru. Parası olmayan ve devlet okullarında okuyan arkadaşlarıma seslenmek istiyorum. Lütfen düzgün bir insan Olun, anneniz ve babanız gibi olun. Onlar kötüyse eğer yolda, sokakta, otobüste gördüğünüz insanlar gibi giyinin. Onlara özenin, kitap okuyun, boş boş işler ile uğraşmayın ve kendinize yatırım yapın. Kendimden örnek vermem gerekir ise ben, Kendimce yaşıma göre edindiğim bilgi ve tecrübe gerçekten aşırı fazla. Ve çevre edinirken de lütfen dikkatli seçin insanları çünkü çevreniz sizi siz yapar. İstemsizce bulunduğunuz ortama göre olursunuz. Ben yapmam demeyin, bu durum çok yavaş ve Acı verici şekilde gerçekleşir. Acı verici kısmı da zaten durumu farkettiğinizde yaşanır. Lütfen kendinize iyi bakın ve kendinizi sevin. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 12 -- Gece babama söylemek istediklerim. -- Saat 00:46, bir kaç saat önce arpam baya yükseldi böyle sanki hayatdan zevk alıyorum hissine kapıldım. Ancak kafamı yastığa koyana kadar ve gök gürültüsü kendisini yağmura çevirene kadar. Şu anda yine aynı hissediyorum, Kendimden nefret ediyorum ve tiksiniyorum. Tüm istediğim bu şeyler ailem içindi fakat bu güne kadar affettim sürekli aynı sofraya oturdum vs. Ama artık olmuyor. Affetsem bile suratlarına bakınca bana yaptıkları geliyor, Babamın sürekli anlattığı anılar fakat kendisi bilmiyor sanırım. Neyi mi? Kendi yediği tokatı falan anlatıyor ya, işte tam olarak bu. Şu an bu satırları yağmurun ve gecenin sessizliği ile yazıyorum, ve anlatmak istiyorum. Babam bana beyaz bir tablet vardı ve ona baktığım için beni kucağına alıp salonda ki masaya oturtup 7 kere attığı tokadı hatırlatmak istiyorum. Bana akvaryumu temizlerken balığı düşürdüğüm için kafama vurmasını hatırlatmak istiyorum. Ve ağlayarak herkese şunu söylemek istiyorum, kafama vurmayın. Vurduğunuzda saatler belki günler süren şiddetli baş ağrısı yaşıyorum. Artık kaldıramıyorum ve iyi bir evlat olmaya çalıştım ve kaldıramadığım da bu. Keşke beni olduğum gibi sevsen baba, bak biliyorum beni seviyorsun ama en azından bunu suratıma söyle. Beni paranoyaklaştırma, beni yorma, beni üzme..! Sanırım seni affetmemin vakti geldi, benim için işe gidiyorsun evet ve sürekli bunu Suratımıza söylüyorsun. Doğru ancak sana o çalışmanı sağlayan motivasyonu veren biz ailen ve bunun farkına varmalısın bence. Seni her daim affediyorum ve tek istediğim şey en azından çocukluğumda yanımda olmadın ama gençliğimde ol. Şurada kalmış 5-6 yıl neden mi? Senin gibi işe gidip geleceğim. Bırak bari bu son günlerimi arkadaşlarım ile gülerek, eğlenerek geçireyim. Sigara denerken birisi görmüş ve sana söylemiş bu göreni tek sen ve ben biliyoruz. O delinin lafına inanmışsın ve başta dediğim gibi en büyük emeğim ve tek gerçek dostum olan bilgisayarımı kırdın. Bilgin olsun arada böyle satır yazacak kıvama geldiğimde bir, iki tane bira açıp içiyorum. Gerçekten babamsın, Eskiden gurur duyuyordum senin ile ancak artık yaşattıkların için duyamıyorum. Bence gerçek bir baba çocuğunun yanında olurdu her zaman, en azından hafta sonları. Sen ise gittin balık tutmayı, kamp yapmayı ve en önemlisi hafta sonları Kafanı yaslayıp maç izleyip formula izlemeyi tercih ettin. Gerçekten bu duruma karşı anlayışla yıllarımı verdim ama artık affediyorum. Umarım bu zamandan sonra iyi bir baba olursun, doğum gününe kadar senin ile yine az konuşacağım. Bu arada bilgin olsun, abime ve anneme söyledim. Doğum günüm yokmuş gibi yapın dedim, eğer beni gram seviyorsan ve bunu belli etmek istiyorsan doğum günümü unutmazsın ve sadece sen kutlarsın. Bu arada bilgisayar da umurumda değil. Ben sadece sen onu kırarken, dostumu öldürüşünü ve emeklerimin parçalanmasını gördüm. Senin yapmadığını bana abim ve annem yaptı zaten, dost olma ve yardım etme konusu. Sen sadece bu güne kadar maddi olarak destek çıktın hiç manevi veya Sevgi bakımından yani psikolojik bir yardım etmedin aksine darbe vurdun. Seni seviyorum baba... Seni bir çocuk saflığında sürekli affetmeye mahkumum. Sebebi ne mi? Babamsın ve bence sende bunun ile gurur duymalısın. Sağlıklı kal, Mutlu ol ve bizi de mutlu et sevgili babam. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 13 --En güzel yıllar, lise yıllarıdır. Yani şey, sanırım.-- Lise de hiç bir şeyi unutmayacağım. Özellikle bana yapılan sahte arkadaşlıkları, ya da ben öyle sandım. Edebiyat dersinden eksi 3 alan Yunus Emre kardeşim! Seni unutmayacağım, Hakan kardeşim seni de! Yunus, Ali, Emre... Bu tayfayı da unutmayacağım. Ancak içime en çok dokunan şey bu yaşadığımız anılar değilde bana yaptığınız şeyler. Arkamdan çevirdiğiniz şeyler, sadece eğlendik işte. Yaşandı bitti saygısızca derler ya, İşte gerçekten tam olarak o oldu. Sizi unutmam imkansız bu dönemde. Mesela okul tuvalet ışığını değiştirirken ampülün Uğur arkadaşımın elinde patlaması. Okuldan kaçtıktan sonra kapının kapanmış olması ve benim Futbol sahasını tırmanmam gibi bir sürü şey. Ah o günleri özleyeceğim. Şu anda umarım iyi yerlerdesinizdir, bunu isterim dostlarım. İstediğiniz zaman beni arayın, mesaj atın veya çağırın. Ben kin tutmam, o günlerde çocuktuk hepimiz. Artık değiliz ve neyin ne olduğunu bilecek kapasitedeyiz, yani şey... Bence öyle. Lise yılları en altın yıllardır bir tanem, lütfen değerini bil eğer okuyorsan. Üniversite mi? Evet! O daha da destansı bir anı yaratır ve hatta iz bile bırakır. Çünkü artık bir çocuk değil, bir birey olarak okuyorsunuz. Hedefleriniz var biliyorum, umarım bu hedeflere ulaşırsınız. Veya ulaşmışsınızdır diyebilirim, buradan öğrencilere seslenmek istiyorum bir tanem izin verirsen. Sevgili okuyan kardeşlerim! Lütfen sigara içmeyin, alkol içmeyin! Bunlar havalı şeyler değil, berbere gidip kafanıza tas koyup yanları da sıfıra vurup sustalı ile gezmeyin. Bunlar özenilecek şey değil, siz siz olun lütfen. Ailenize özenin sadece, babanız bıçak ile gezen it kopuk bir tip mi? Varsayalım onlar öyle, siz öyle olmak ister miydiniz? Hayır. Evet bencede hayır. Lütfen düzgün insanlar olalım, kitap okuyalım, gezelim tozalım eğlenelim en önemlisi. İyi dersler hepinize! ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sayfa 14