2016’da EU West sunucusunda, Polonyalı bir premin maç boyunca yaptığı hatalar yüzünden Challenger’a yükselememiştim. Sinirle kasaya ve monitöre tekme atmıştım. Sonrasında uzun bir süre bilgisayarım olmadı. O anki öfkemin bedelini yıllarca çektim.
Kendine psikolojik baskı uygulamalısın. Çünkü beyin, sıkıcı işlerden doğal olarak kaçar. Sürekli seni sevdiğin şeylere yönlendirmeye çalışır. Benim LoL’ü bırakmam da tam olarak bu şekilde olmuştu. Artık evde bilgisayarım yok, ne yapacağım şimdi? diye sordum kendime. “İnternet kafeye gider, orada oynarım abi,” dedim. Ama o dönemki harçlığım sadece 1-2 saat oynamama yetiyordu. Bir süre sonra onu da karşılayamaz hale geldim. Sonra ne oldu biliyor musun? O dönem beynimin “sıkıcı” olarak etiketlediği bir şey "ders çalışmak" benim en büyük tutkum haline geldi. Çünkü beynime başka seçenek bırakmamıştım. Ya evde boş boş oturacaktım ya da ders çalışacaktım.
Ve beyin, boş boş oturup sıkılmayı hiç sevmez. Sonunda “En azından ders çalışayım” moduna geçti.
Bu da benim için büyük bir kırılma noktası oldu.