Şehir kurma oyunları kendini farklılaştırmak için sürekli yeni yollar arıyor. Bunun da bir sebebi var: Tür olarak yenilik yapmak zor. Kaynak toplarsın, binalar kurarsın; sonra bu binalar ya yeni kaynak üretir ya da insanları mutlu edecek faydalar sağlar. Basite indirgersek formül bu. “Yenilik olsun da nasıl olursa olsun” yaklaşımı da her zaman iyi değil. Öne çıkmanın üç yolu var: hikâye, derinlik veya tema. Stario: Haven Tower üçüncüyü seçiyor.
Oyun, dünyanın tepetaklak olduğu bir dönemde geçiyor. İnsanlar uzun süre hayatta kalmak için yeraltında yaşamış, şimdi yüzeye dönme zamanı. Ama karşımıza klasik bir kıyamet sonrası harabesi çıkmıyor. Daha çok “Çöle düştüm sanki… ama biraz büyü serpiştirilmiş. Bir de… az önce uçan bir kaplumbağa mı gördüm?” tadında bir dünyadayız.
Evet, o uçan bir kaplumbağa. Ama oraya gelmeden önce kumla uğraşıyoruz. Çok fazla kum. Bir de yerçekimini ara ara unutup hatalar yaptığım için birkaç kez yeniden başladım. Kuleyi devirmek kolay değil; Stario: Haven Tower bu konuda affedici. Yine de stabilite önemli: Bir binayı kule çekirdeğinden ne kadar uzağa koyarsanız o kadar dengesiz oluyor. Bu genelde felaket anlarında kendini gösteriyor. Zamanı önceden görünen felaketler patlayınca, kenardaki bazı talihliler kendini aşağıda bulabiliyor.
Her şey yıkılmıyor tabii. Ama merkezden fazla uzağa yerleştirdiğiniz binalar hasar alıyor; tamir etmezseniz sonunda yıkılıyorlar. Asıl zorluk yerleştirmede. Yerçekimi var sonuçta. Üst katlardan alt katlara bir şey fırlatmanızı önermem, ama borularla aşağı “kaydırmak” gayet iyi çalışıyor.
İlerledikçe yeni yapılar açılıyor. Belirli katların üstüne çıktığınızda farklı meydan okumalar geliyor. En alt kat çöllü. Bu yüzden suyu sağlayan “çiy toplayıcılar” verimsizleşiyor. Buna karşılık kum toplayıcılar tam gaz çalışıyor. Kule çekirdeğinin katlara göre farklı tipleri olması da stratejiyi zenginleştiriyor; bir kata sanayi çekirdeği, başka bir kata tarım çekirdeği koyup fabrika ya da plantasyonlara ekstra verim verebiliyorsunuz.
Unutmamanız gereken bir şey var: Yukarı çıktınız mı, çekirdeği değiştiremiyorsunuz. Yanlardaki yapıları yıkıp düzenleme şansınız var, bu rahatlatıyor ama asıl mesele lojistik. Mesela ben evlerin hepsini su toplama noktasının birkaç kat üstüne kurdum. Sıvı doğal olarak yukarı çıkmak istemediği için talebi karşılayamadım, halkın keyfi düştü.
Oyun ilerledikçe lojistik gelişiyor. Sıcak hava balonları devreye giriyor, az biraz da büyünün yardımı oluyor. İlk katın görsel kimliği antik Mısır’ı andırıyor; üst katlarda ise daha süslü, masalsı katmanlar açılıyor.
Görsellik tarafında Stario: Haven Tower gerçekten başarılı. Günümüzde “grafik kalitesi” göstermek kolay, asıl zor olan tutarlı bir sanat yönetimi. Burada o var. Binalar detaylı, insanlar kulede inip çıkarken görünür hâlde; bu da yerleşimin yaşadığı hissini güçlendiriyor. Yükseğe çıktıkça bile her şey birbiriyle bağlıymış gibi duruyor; tasarımınız biraz dağılsa bile.
Kısacası Stario: Haven Tower ile geçirdiğim zaman keyifliydi. Özellikle kaynak ve kat yönetiminde tatlı bir karmaşıklık sunuyor, bunu lojistikle güzel bağlıyor. Ama sizi aşırı cezalandırmıyor; en azından standart haritada öyle. Erken erişimde şu an iki harita daha var, onlara henüz bakmadım. Kule düzenim biraz daha oturunca denemeyi planlıyorum.
Oyun şu anda Steam’de erken erişimde ve fiyatı makul. Şimdiden dolu dolu içerik var, üzerine yeni özellikler de geliyor. Ben oynamaya devam edeceğim ve gelecek güncellemeleri merakla bekliyorum. Şans vermeye değer.
Kaynak: wccftech.com
