Bu yılın Nobel Ekonomi Ödülü sahiplerinden biri, yapay zekanın “inanılmaz olasılıklar” sunduğunu ancak işleri yok etme potansiyeli nedeniyle mutlaka düzenlenmesi gerektiğini belirterek önemli bir uyarıda bulundu. Kanadalı ekonomist ve ABD’deki Brown Üniversitesi’nden emekli profesör Peter Howitt tarafından yapılan bu açıklamalar, yapay zekanın toplumu ve özellikle de iş gücü piyasasını nasıl etkileyeceğine dair artan endişelerin tam ortasında geldi. Bu tartışmalar, sadece akademik çevrelerle sınırlı kalmayıp politikacıları da harekete geçirmiş durumda. Nitekim Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, Beyaz Saray’dan gelen teknolojinin denetimsiz bırakılması yönündeki baskılara rağmen, yapay zeka sohbet robotlarıyla etkileşimleri düzenleyen ve türünün ilk örneği olan bir yasayı imzaladı. Bu, yapay zekanın getireceği risklere karşı somut adımlar atılmaya başlandığının en net göstergelerinden biri.
“Yaratıcı Yıkım” Teorisi ve Belirsiz Gelecek
Howitt, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından teknolojinin ekonomik büyümeyi nasıl yönlendirdiği ve etkilediği üzerine yaptıkları çalışmalar nedeniyle onurlandırılan üç ekonomistten biri oldu. Fransız meslektaşı ve ödülün diğer sahibi Philippe Aghion ile yaptığı araştırma, ekonomide “yaratıcı yıkım” olarak bilinen teoriye odaklanıyor. Bu teoriye göre piyasaya yeni ve daha iyi bir ürün girdiğinde, eski ürünleri satan şirketler rekabet edemeyerek piyasadan silinirler. Bu süreç, bir yandan yenilik ve ilerleme sağlarken diğer yandan da ekonomik ve sosyal bir yıkıma neden olabilir. Howitt, düzenlediği basın toplantısında yapay zeka alanında liderin kim olacağının henüz görülmediğini ve “yaratıcı yıkım etkilerinin ne olacağını bilmediğimizi” belirtti. Bu belirsizlik, yapay zekanın getireceği dönüşümün boyutları hakkında ciddi endişeler yaratıyor.
Howitt, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu, inanılmaz olasılıklara sahip harika bir teknoloji fakat aynı zamanda diğer işleri yok etme veya yüksek vasıflı emeğin yerini alma konusunda da inanılmaz bir potansiyele sahip. Söyleyebileceğim tek şey, bunun bir çatışma olduğu. Bunun düzenlenmesi gerekecek. Düzenlenmemiş bir piyasadaki özel teşvikler, bu çatışmayı toplum için en iyi olacak şekilde çözmeyecektir ve bundan ne çıkacağını bilmiyoruz.” Howitt’in bu sözleri, serbest piyasa dinamiklerinin yapay zekanın yaratacağı devasa sosyal ve ekonomik sorunları tek başına çözemeyeceğine ve devlet müdahalesinin kaçınılmaz olduğuna dair güçlü bir vurgu taşıyor.
Tarihi Bir Dönüm Noktası ve Geçmişle Karşılaştırma
79 yaşındaki Howitt, içinde bulunduğumuz dönemin “insanlık tarihinde büyük bir an” olduğunu söyledi ve bunu, 1990’lardaki telekomünikasyon patlaması, elektriğin ve buhar gücünün şafağı gibi geçmiş teknolojik inovasyon dönemleriyle karşılaştırdı. Bu karşılaştırma, yapay zeka devriminin sanayi devrimi kadar köklü ve dönüştürücü olabileceğinin altını çiziyor. Howitt, bu geçmiş inovasyonların hepsinin, teknolojinin emeğin yerini almakla kalmayıp onu nasıl geliştirebileceğini de gösterdiğini belirtti. Yani yeni teknolojiler, bazı işleri ortadan kaldırırken aynı zamanda insan emeğini daha verimli hale getiren ve daha önce var olmayan yeni iş alanları yaratan bir rol de üstlendi. Ancak Howitt, bu sefer aynı iyimser senaryonun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda temkinli. “Bu sefer bunu nasıl yapacağız? Keşke belirli cevaplarım olsaydı ama yok” diye ekleyerek yapay zekanın getireceği zorlukların geçmiştekilerden farklı ve daha karmaşık olabileceğine işaret etti.

Farklı Bir Bakış Açısı: “Makineler Yerimizi Almıyor, Bizi Daha İyi İşlere Taşıyor”
Ödülü paylaşan üçüncü ekonomist, Amerikalı-İsrailli Joel Mokyr ise yapay zekanın iş gücü piyasası üzerindeki etkisi konusunda daha iyimser bir tablo çizdi. Chicago’nun banliyölerindeki Northwestern Üniversitesi’nden canlı yayınlanan bir basın toplantısında konuşan 79 yaşındaki Mokyr, “Makineler yerimizi almıyor. Bizi daha ilginç, daha zorlu işlere taşıyorlar” dedi. Mokyr’e göre yapay zeka ve otomasyon, insanları sıkıcı, tekrarlayan ve tehlikeli işlerden kurtararak yaratıcılıklarını, eleştirel düşünme yeteneklerini ve sosyal zekalarını kullanabilecekleri yeni alanlara yönlendirecek. Ekonomist, “Teknolojik değişim sadece insanların yerini almaz, aynı zamanda yeni görevler de yaratır” diyerek bu görüşünü pekiştirdi. Bu bakış açısı, yapay zekayı bir tehdit olarak değil; insan potansiyelini ortaya çıkaran bir araç olarak görüyor.
Asıl Endişe: Teknolojik İşsizlik Değil, İş Gücü Kıtlığı
Nobel ödülünü teknolojik ilerleme yoluyla sürdürülebilir büyümenin ön koşullarını belirleme üzerine yaptığı çalışmalarla kazanan Mokyr, geleceğin iş gücü piyasasıyla ilgili asıl endişesinin “teknolojik işsizlik” olmadığını belirtti. Ona göre asıl büyük sorun, nüfus yaşlandıkça ve iş gücüne daha az sayıda insan katıldıkça ortaya çıkacak olan iş gücü kıtlığı. Mokyr, birçok gelişmiş ülkede doğum oranlarının düşmesi ve ortalama yaşam süresinin uzaması nedeniyle gelecekte yeterli sayıda çalışanın bulunmasının zorlaşacağını ve bu noktada otomasyon ve yapay zekanın, ekonominin çarklarını döndürmek için kritik bir rol oynayacağını savunuyor. Bu perspektiften bakıldığında yapay zeka, bir lüksten ziyade bir zorunluluk haline geliyor.
Nobel’e Giden Uzun Yol: 1987’deki Öngörü
Howitt, kendisi ve Aghion’un “yaratıcı yıkım” üzerine yazdıkları ve çığır açan 1992 tarihli makalelerini yayınlatmanın tam beş yıl sürdüğünü; ancak ortağının özel bir şeyin peşinde olduğunu en başından beri bildiğini söyledi. Howitt, o günleri şöyle andı: “En başından beri, ilk araştırmamızdan itibaren 1987’de Philippe’in ‘Bunun için Nobel Ödülü alacağız’ dediğini hatırlıyorum. Ben de ‘Elbette, elbette, elbette’ demiştim. Ortağım hep ‘bizim zamanımız da gelecek’ dedi. Tamam, işte şimdi geldi. Muhteşem.” Bu anekdot, büyük bilimsel keşiflerin başlangıçta ne kadar şüpheyle karşılanabileceğini fakat vizyon sahibi araştırmacıların inançlarıyla bu engelleri aşabildiğini gösteriyor.
Kaynak: france24.com