Atatürk'ü Tanımak - 2: Harp Okulu, Şam ve Hareket Ordusu yılları

Katılım
20 Ocak 2024
Mesajlar
2.324
Makaleler
22
Çözümler
197
Beğeniler
6.324
Selamlar,

"Atatürk'ü Tanımak" serisinin ilk bölümünde Mustafa Kemal'in Selanik'te başlayan çocukluk yıllarından, ailesinden ve Manastır Askerî İdadisi'nde düşünce dünyasının şekillenmeye başladığı dönemden bahsetmiştik. İkinci bölümde ise artık çocukluk ve lise yıllarını geride bırakacağız.

Mustafa Kemal İstanbul'a gidecek, Harp Okulu ve Harp Akademisinde eğitim görecek, siyasi fikirleri çok daha belirgin hale gelecek, kurmay yüzbaşı olarak Osmanlı ordusuna katılacak ve ilk görev yeri olan Şam'da imparatorluğun sorunlarını sahada görmeye başlayacaktı.

Bu dönem aynı zamanda Vatan ve Hürriyet Cemiyeti, İttihat ve Terakki ile ilişkileri ve 31 Mart Vakası üzerine İstanbul'a yürüyen Hareket Ordusu gibi Mustafa Kemal’in ilerideki hayatını anlamak açısından oldukça önemli olayları da kapsıyor.

İstanbul ve askerî eğitim yılları (1899-1905)​

Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi'nden mezun olduktan sonra birkaç ay Selanik'te kaldı. Ardından yüksek askerî eğitimine devam etmek üzere İstanbul'a hareket etti. 13 Mart 1899 tarihinde Pangaltı'daki Mekteb-i Harbiye'ye, yani Harp Okuluna kaydoldu. Okuldaki apolet numarası 1283'tü. Harp Okulunun kayıtlarında Mustafa Kemal: "Selanik'te Koca Kasım Paşa Mahallesi Gümrük memurlarından müteveffa Ali Rıza Efendi'nin mahdumu, uzun boylu, beyaz benizli Mustafa Kemal Efendi" şeklinde tarif edilmişti.

Artık yaklaşık 18 yaşındaydı ve ilk defa Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentinde yaşıyordu. İstanbul yalnızca eğitim gördüğü yeni bir şehir değildi. İmparatorluğun yönetim merkeziydi ve Sultan II. Abdülhamid döneminin siyasi ortamı burada çok daha yakından hissediliyordu. Mustafa Kemal'in Manastır'da başlayan vatan, hürriyet ve devletin geleceği üzerine düşünceleri İstanbul yıllarında giderek daha siyasi bir nitelik kazanmaya başladı.

İleride yeniden karşılaşacağı arkadaşları​

Mustafa Kemal'in Harp Okulu'ndaki çevresi de oldukça dikkat çekiciydi. Manastır'dan tanıdığı arkadaşlarının yanında ilerleyen yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde ve Millî Mücadele sırasında önemli görevler üstlenecek birçok subayla aynı askerî eğitim çevresinde bulundu.

Bunların arasında:
  • Ali Fuat Cebesoy
  • Kâzım Karabekir
  • Kâzım Özalp
  • Ali Fethi Okyar
  • Mustafa Nuri Conker
  • Lütfi Müfit Özdeş
  • Ömer Naci
gibi isimler de vardı.

Bu isimlerin bazıları Mustafa Kemal ile aynı sınıfta değildi ancak aynı dönemin askerî öğrencileri ve genç subayları olarak birbirlerini tanıyorlardı. Yıllar sonra bu insanların bazıları Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşlarından olacak, bazılarıyla siyasi görüş ayrılıkları yaşayacak, bazıları ise Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda doğrudan görev alacaktı.

Başka bir deyişle, Türkiye'nin yakın tarihinde göreceğimiz birçok isim daha Cumhuriyet ortada yokken Osmanlı askerî okullarında birbirini tanımaya başlamıştı.


Mustafa Kemal, Harp Okulundaki arkadaşlarıyla, İstanbul, yaklaşık 1901.
Ön sırada soldan ikinci Mustafa Kemal; solunda Kâzım Özalp, sağında Ali Fuat Cebesoy.


Harp Okulundan Harp Akademisine (1902-1905)​

Mustafa Kemal Harp Okulu'ndaki üç yıllık eğitimini 1902 yılında tamamladı. Ancak askerî eğitimi burada sona ermedi. Başarısı sayesinde kurmay subay yetiştiren Erkân-ı Harbiye Mektebine, yani Harp Akademisine devam etmeye hak kazandı. Kurmay subaylık sıradan bir birlik komutanlığından farklıydı. Kurmaylardan yalnızca asker yönetmeleri değil; büyük askerî harekâtları planlayabilmeleri, harita ve arazi değerlendirebilmeleri, lojistik sorunları hesaplayabilmeleri ve komutanlara stratejik karar süreçlerinde yardımcı olabilmeleri bekleniyordu. Mustafa Kemal'in ileride Trablusgarp, Çanakkale, Sakarya ve Büyük Taarruz gibi birbirinden oldukça farklı askerî şartlarda göstereceği komutanlığı anlamak için aldığı bu eğitimin önemini gözden kaçırmamak gerekiyor.

Artık yalnızca askerliği tartışmıyorlardı​

Harp Akademisi yıllarında Mustafa Kemal'in ilgilendiği konular askerlikle sınırlı değildi. Kendi anlatımına göre kendisinde ve bazı arkadaşlarında bu dönemde yeni fikirler ortaya çıkmaya başlamıştı. Devletin nasıl yönetildiğini sorguluyor, ülkenin içinde bulunduğu durumdan rahatsız oluyor ve mevcut yönetim anlayışını eleştiriyorlardı. Mustafa Kemal yıllar sonra bu dönemi anlatırken: "Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğunu keşfetmeye başladık." diyecekti.

Genç subay adayları kendi aralarında siyasi konuları tartışmakla yetinmedi ve el yazısıyla bir gazete hazırlamaya başladılar. Yazıların önemli bir bölümünü de Mustafa Kemal kaleme alıyordu. Gazetede ülkenin içinde bulunduğu durum ve yönetim hakkındaki eleştiriler yer alıyordu. Ancak okul yönetimi bu faaliyeti fark etti ve gazetenin yayımlanmasına son verildi. Bu olay Mustafa Kemal'in henüz öğrenciyken siyasetle ilgilenmeye başladığını göstermesi açısından önemliydi.

Gerilla savaşını okulda öğrendi​

Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal üzerinde etkili olan öğretmenlerden biri Kurmay Yarbay Nuri Bey'di. Nuri Bey yalnızca ders programını anlatan bir öğretmen değildi, öğrencilerine ileride komutan olacaklarını hatırlatıyor ve bir kurmay subayın askerlik dışındaki alanlarda da bilgi sahibi olması gerektiğini savunuyordu. Derslerinden birinde gerilla savaşının nasıl yürütüldüğünü ve gerilla birlikleriyle mücadelenin neden zor olduğunu ayrıntılı biçimde anlattı. Mustafa Kemal konuya özellikle ilgi gösterdi. Bu bilgi birkaç yıl sonra teoriden pratiğe dönüşecekti. Trablusgarp Savaşı sırasında Mustafa Kemal düzenli bir Osmanlı ordusunun desteğinden büyük ölçüde yoksun biçimde yerel halkı örgütleyerek İtalyan birliklerine karşı mücadele edecekti. Ali Fuat Cebesoy'un aktardığına göre Mustafa Kemal, Trablusgarp'tan gönderdiği bir mektupta Nuri Bey'den öğrendiği gerilla yöntemlerini uyguladığından da söz edecekti.

Kurmay yüzbaşı Mustafa Kemal (1905)​

Mustafa Kemal Harp Akademisi'nde de başarılı öğrenciler arasındaydı. Birinci sınıfta 580 üzerinden 479 puan alarak sınıfında sekizinci oldu, ikinci sınıfta ise sıralamasını altıncılığa yükseltti. Akademiden mezun olan 37 kişiden yalnızca 13'ü kurmay subay olmaya hak kazandı. Mustafa Kemal bu 13 kişi arasında beşinci sıradaydı. 11 Ocak 1905 tarihinde eğitimini tamamladığında artık "Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal" olarak biliniyordu ve yaklaşık 24 yaşındaydı. Çocukluğunda annesinden habersiz askerî okul sınavına giren çocuk, Osmanlı ordusunun yetiştirdiği kurmay subaylardan biri haline gelmişti. Fakat istediği yere atanmayacaktı.


Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, İstanbul, 1905.

İlk görev yeri: Şam (1905-1907)​

Mustafa Kemal ve bazı arkadaşları mezuniyetlerinin ardından görev emirlerini beklerken siyasi faaliyetleri nedeniyle şüphe çekti. Padişaha karşı bir suikast hazırlığı içinde oldukları yönünde yapılan bir ihbar üzerine Mustafa Kemal ve Ali Fuat Cebesoy hakkında soruşturma açıldı. Mustafa Kemal daha sonra suçlamaların doğru olmadığının anlaşıldığını anlatacaktı. Ancak görev yapmak istediği Makedonya'ya gönderilmedi ve merkezi Şam'da bulunan Osmanlı 5. Ordusu emrine atandı. Üstelik atama kaydında bulunduğu ordu bölgesinden ayrılmaması da belirtilmişti. Bu nedenle Şam görevi kimi anlatımlarda doğrudan "sürgün" olarak geçse de olay bundan biraz daha karmaşıktı. Mustafa Kemal gerçekten bir askerî göreve atanmıştı ancak siyasi şüphelerin bu görevlendirmede etkili olduğu da görülüyor.


Kurmay Kıdemli Yüzbaşı Mustafa Kemal, Şam, 1907


Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal arkadaşlarıyla, Şam, 1906.

İmparatorluğun sorunlarını artık sahada görüyordu​

Şam ve çevresi Mustafa Kemal için okul sıralarından oldukça farklıydı. Bölgede devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar bulunuyor, bazı aşiretlerle merkezi yönetim arasında sorunlar yaşanıyor ve Osmanlı yönetimi bölgede düzeni sağlamakta güçlük çekiyordu. Mustafa Kemal 30. Süvari Alayında görev yaptı. Burada artık kitaplarda anlatılan askerî meselelerle değil, gerçek birliklerle ve gerçek güvenlik sorunlarıyla karşı karşıyaydı. Bu dönem onun Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu durumu yalnızca İstanbul'dan veya okul arkadaşlarının tartışmalarından değil, imparatorluğun uzak bir bölgesinden gözlemlemesini sağladı. Ancak Mustafa Kemal'in Şam'daki faaliyetleri yalnızca askerlikle sınırlı kalmayacaktı.

Vatan ve Hürriyet Cemiyeti (1905-1907)​

Mustafa Kemal, Şam'da siyasi düşünceleri nedeniyle bölgeye gönderilmiş olan Doktor Mustafa Cantekin ve başka arkadaşlarıyla yakınlaştı. Çevrede daha önce "Vatan" adıyla başlayan gizli bir örgütlenme bulunuyordu. Mustafa Kemal'in de katılması ve faaliyetlerin genişletilmesiyle örgüt "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti" adını aldı. Burada önemli bir ayrıntı var. Vatan ve Hürriyet'i yalnızca "Mustafa Kemal tek başına kurdu" şeklinde anlatılır ancak doğru değildir. Farklı kaynaklar cemiyetin kuruluş sürecini bazı ayrıntılarda farklı aktarıyor. Ancak Mustafa Kemal'in örgütün gelişmesinde, adının ve faaliyetlerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığı konusunda kaynaklar da büyük ölçüde uyuşuyor. Cemiyetin amacı II. Abdülhamid yönetimine karşı meşrutiyetçi ve hürriyetçi bir siyasi hareket oluşturmaktı. Fakat Mustafa Kemal kısa süre içerisinde Suriye'nin böyle bir örgütlenme için uygun merkez olmadığını düşünmeye başladı, asıl hareketli bölge Makedonya'ydı ve Mustafa Kemal oraya gitmeye karar verdi.

Gizlice Selanik’e döndü (1906)​

Mustafa Kemal izin ve çeşitli bağlantılardan yararlanarak gizlice Selanik'e gitti. Bu yolculuk oldukça riskliydi çünkü resmi görev yeri Şam'dı ve hakkında siyasi şüpheler zaten bulunuyordu. Selanik'e ulaştığında eski arkadaşlarıyla yeniden temas kurdu. Ömer Naci, Hakkı Baha Pars, Mustafa Necip ve Hüsrev Sami gibi isimlerle birlikte Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin Selanik şubesinin oluşturulmasına öncülük etti. İlk konumuzda Mustafa Kemal'in Manastır'da edebiyat ve siyasi düşüncelerle tanışmasında etkili olduğunu anlattığımız Ömer Naci burada tekrar karşımıza çıkıyor. Artık ikisi lise öğrencisi değillerdi ve gizli siyasi örgütlenmeler içinde bulunan genç Osmanlı subaylarıydılar. Ancak Mustafa Kemal'in Selanik'te uzun süre kalması mümkün olmadı, hakkında takibat ihtimali ortaya çıkınca yeniden görev bölgesine döndü. Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin Selanik şubesi ise beklenen ölçüde büyüyemedi fakat aynı çevrede kısa süre sonra başka ve çok daha güçlü bir örgüt doğacaktı.

İttihat ve Terakki ile yollarının kesişmesi (1907-1908)​

1906 yılında Selanik'te çoğunluğu subay ve devlet görevlilerinden oluşan bir grup "Osmanlı Hürriyet Cemiyetini" kurdu. Bu isimlerin arasında Vatan ve Hürriyet çevresinden Ömer Naci ve Hakkı Baha gibi Mustafa Kemal'in tanıdığı kişiler de vardı. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti 1907 yılında Paris merkezli Terakki ve İttihat Cemiyeti ile birleşti. Böylece ilerleyen yıllarda Osmanlı siyasetinin en güçlü örgütlerinden biri haline gelecek olan "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ortaya çıktı. Mustafa Kemal de 1908 yılında arkadaşı Fethi Okyar'ın aracılığıyla İttihat ve Terakki'ye katıldı. Ancak Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki ile ilişkisi hiçbir zaman tamamen sorunsuz olmayacaktı ve örgütün bazı yöneticileriyle siyasi ve askerî meselelerde giderek büyüyen görüş ayrılıkları yaşayacaktı.

Yeniden Selanik (1907)​

Mustafa Kemal'in uzun süredir istediği Makedonya görevi sonunda gerçekleşmişti. 1907 yılında günümüzde kıdemli yüzbaşı anlamına gelen kolağası rütbesine yükseldi. 13 Ekim 1907 tarihinde merkezi Manastır'da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı ve Selanik'te görev yapmaya başladı. Aynı zamanda Şark Demiryolu Müfettişliği görevini de yürüttü. Böylece yaklaşık iki yıl süren Suriye dönemi sona ermişti, Mustafa Kemal yeniden gençliğinin geçtiği Makedonya'daydı ancak bu kez öğrenci değil, kurmay subaydı.

II. Meşrutiyet'in ilanı (1908)​

1908 yılına gelindiğinde Makedonya'daki siyasi ortam oldukça hareketlenmişti. İttihat ve Terakki özellikle, 3. Ordu içerisindeki genç subaylar arasında büyük bir örgütlenme gücüne ulaşmıştı. Resneli Niyazi Bey'in birlikleriyle dağa çıkması ve ardından gelişen olaylar II. Abdülhamid yönetimi üzerindeki baskıyı hızla artırdı. 23 Temmuz 1908'de İttihat ve Terakki Manastır'da Meşrutiyet'i ilan etti. Bir gün sonra II. Abdülhamid, 1876 Anayasası'nı yeniden yürürlüğe koymak ve Meclis-i Mebusan'ın açılmasını kabul etmek zorunda kaldı böylece Osmanlı tarihinde II. Meşrutiyet dönemi başladı.

Mustafa Kemal bu sırada İttihat ve Terakki üyesiydi ancak II. Meşrutiyet'in ilanının başlıca liderlerinden biri olduğunu söylemek doğru olmuyor. Özellikle Enver Bey ve Resneli Niyazi Bey gibi isimler 1908 hareketinin ön plana çıkan aktörleriydi. Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki içerisindeki asıl ayrılığı ise bundan sonra belirginleşecekti.

"Ordu siyasetten ayrılmalı" (1908-1909)​

Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki yöneticileriyle yaşadığı en önemli görüş ayrılıklarından biri ordunun siyasetteki rolüydü. İttihat ve Terakki içerisindeki çok sayıda subay hem ordudaki görevlerini sürdürüyor hem de cemiyetin siyasi faaliyetlerine aktif biçimde katılıyordu ancak Mustafa Kemal bunun tehlikeli olduğunu düşünüyordu. Ona göre ordu doğrudan siyasi örgütlerin parçası haline gelmemeliydi. Asker ordudaki görevini yapmalı, siyasi faaliyet göstermek isteyenler ise ordudan ayrılarak bunu bir siyasi parti içerisinde gerçekleştirmeliydi. Mustafa Kemal bu görüşünü ilerleyen dönemde İttihat ve Terakki kongresinde açık biçimde dile getirdi. Özetle söylediği şuydu: Ordu ile cemiyet birbirinden ayrılmalıydı. İttihat ve Terakki siyasi parti haline gelmeli, ordu ise kendi asli göreviyle uğraşmalıydı. Bu öneri o dönemde cemiyet içerisinde fazla destek görmedi. Mustafa Kemal ile İttihat ve Terakki'nin önde gelen bazı isimleri arasındaki mesafe de giderek açıldı.

31 Mart Vakası (1909)​

II. Meşrutiyet'in ilanıyla başlayan siyasi özgürlük ortamı fazla uzun süre sakin kalmadı. 13 Nisan 1909 tarihinde, Rumi takvimde 31 Mart 1325 olduğu için tarihe 31 Mart Vakası adıyla geçen ayaklanma İstanbul'da başladı. İsyan eden askerlerin yanı sıra farklı siyasi ve dini grupların da katıldığı olaylar kısa sürede başkentte büyük bir krize dönüştü. Meşrutiyet rejiminin geleceği ciddi biçimde tehlikeye girmişti. İstanbul'daki gelişmeler Selanik'e ulaştığında 11. Redif Tümeni Komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa, kurmay başkanı olan Mustafa Kemal'den durumu değerlendirmesini istedi. Mustafa Kemal İstanbul'a askerî kuvvet gönderilmesini önerdi ve teklif kabul edildi. Selanik ve çevresinden oluşturulan birlikler İstanbul'a doğru hareket etmeye başladı.

"Hareket Ordusu" adını Mustafa Kemal verdi​

Burada sık yapılan bir yanlışın da altını çizmemiz gerekiyor. Mustafa Kemal, 31 Mart Vakası'nı bastıran ordunun genel komutanı değildi. İlk aşamada Hüseyin Hüsnü Paşa komutasındaki kuvvetin kurmay başkanıydı. Daha sonra kuvvetlerin başına Mahmut Şevket Paşa geçti. Ancak ordunun planlanması, bildirilerinin hazırlanması ve ilk hareketinde Mustafa Kemal'in önemli bir kurmay görevi vardı. Üstelik bugün kullandığımız "Hareket Ordusu" adını bulan kişi de Mustafa Kemal'di. Mustafa Kemal bunu yıllar sonra kendi anlatımında da açıkça belirtiyor. İstanbul'a hareket eden kuvvetleri diğer birliklerden ayıracak bir isim gerektiğinde "operasyon kuvvetleri" anlamına gelen ifadeyi Türkçeleştirerek Hareket Ordusu adını kullanmıştı. Bu isim daha sonra tarihe geçti.


Mustafa Kemal, Hareket Ordusu Komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa ile. Selanik, 15-16 Nisan 1909.

İstanbul'a yürüyüş​

Hareket Ordusunun öncü birlikleri Selanik'ten yola çıkarak İstanbul çevresine ulaştı. Mustafa Kemal hazırlanan harekat planlarında İstanbul'daki stratejik noktaların kontrol altına alınması, ayaklanmaya katılan birliklerin silahsızlandırılması ve elçilikler ile yabancıların güvenliğinin korunması gibi konular üzerinde çalıştı. Hareket Ordusu 23-24 Nisan gecesi İstanbul'a girdi. Çatışmaların ardından başkentte kontrol yeniden sağlandı. 27 Nisan 1909 tarihinde Meclis, II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesine karar verdi ve yerine V. Mehmet Reşat tahta çıktı. Mustafa Kemal ise görev tamamlandıktan sonra yeniden Selanik'e döndü. 31 Mart Vakası Mustafa Kemal'in henüz genç bir kurmay subayken büyük çaplı bir siyasi ve askerî krizde görev aldığı ilk önemli olaylardan biri olmuştu.

İttihat ve Terakki ile ayrılık daha da belirginleşti (1909)​

Mustafa Kemal İstanbul'dan Selanik'e döndüğünde daha önce savunduğu bir görüşü çok daha güçlü biçimde dile getirmeye başladı: Ordu siyasetten uzaklaşmalıydı. 1909 yılında İttihat ve Terakki kongresine Trablusgarp delegesi olarak katıldı. Burada askerlerin cemiyet içerisindeki siyasi faaliyetlerini bırakması gerektiğini savundu. Cemiyetin gerçek anlamda bir siyasi parti haline gelmesini, ordunun ise siyaset dışına çekilmesini istedi. Bu düşüncesi İttihat ve Terakki'nin etkili isimleri tarafından benimsenmedi. Mustafa Kemal ile cemiyet yönetimi arasındaki fikir ayrılıkları bundan sonra giderek büyüdü ve Mustafa Kemal aktif cemiyet siyasetinden uzaklaşarak askerî çalışmalarına ağırlık vermeye başladı.

Askerliği yalnızca savaşmak olarak görmüyordu (1909-1911)​

Mustafa Kemal bu yıllarda ordunun eğitim ve savaş hazırlığıyla yoğun biçimde ilgilenmeye başladı. Yabancı askerî eserleri takip ediyor, bazılarını Osmanlı Türkçesine çeviriyor ve kendi gözlem ve tecrübelerini de kitaplaştırıyordu. Bu çalışmalarından ilki, Alman General Karl Litzmann'ın askerî eğitim üzerine hazırladığı eserin bir bölümünden çevirdiği "Takımın Muharebe Talimi" oldu.

Mustafa Kemal tarafından Almancadan çevrilen eser 1908 yılında Selanik'teki Asır Matbaası'nda basıldı. Eserde bir piyade takımının farklı arazi ve muharebe şartlarında nasıl eğitilmesi ve sevk edilmesi gerektiği ele alınıyordu. Mustafa Kemal daha sonra Litzmann'ın çalışmasının bölük seviyesindeki bölümünü de çevirdi ve "Bölüğün Muharebe Talimi" adıyla yayımlandı.

Böylece Mustafa Kemal, Avrupa ordularında kullanılan güncel eğitim yöntemlerinin Osmanlı subayları tarafından da takip edilebilmesine katkı sağlamaya çalışıyordu. Çalışmaları yalnızca çevirilerle sınırlı değildi. 1909 yılında Selanik yakınlarındaki Cumalı'da gerçekleştirilen süvari manevralarına katıldı. On gün süren tatbikat sırasında tuttuğu notları, hazırlanan askerî meseleleri, komutanların değerlendirmelerini ve kendi gözlemlerini bir araya getirerek "Cumalı Ordugâhı: Süvari, Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları" adlı eserini hazırladı. 12 Eylül 1909'da tamamlanan ve aynı yıl Selanik'te basılan eser 39 sayfalık metnin yanında 7 kroki de içeriyordu.

Bu çalışmalar Mustafa Kemal'in yalnızca verilen emirleri uygulayan bir subay olmadığını gösteriyor. Ordunun eğitim yöntemlerini inceliyor, yabancı askerî literatürü takip ediyor, gördüğü eksiklikleri değerlendiriyor ve elde ettiği bilgilerin diğer subaylar tarafından da kullanılabilmesi için bunları yazılı hâle getiriyordu.

Bu bölümde adı geçen eserler:

Arnavutluk harekatı ve Fransa yolculuğu (1910)​

1910 yılında Arnavutluk'ta çıkan ayaklanmanın bastırılması için gerçekleştirilen askerî harekatta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın yanında görev aldı. Aynı yıl Mustafa Kemal'in askerî kariyerinde farklı bir tecrübe daha yaşandı. Osmanlı ordusunu temsilen bir heyetle birlikte Fransa'ya gönderildi. Mustafa Kemal ve beraberindeki subaylar "Picardie Manevraları" olarak bilinen büyük Fransız askerî tatbikatlarını takip etti. Bu yolculuk Mustafa Kemal'in Avrupa ordularını doğrudan gözlemleme fırsatlarından biri oldu. Artık yalnızca Osmanlı ordusunun eğitim sistemini değil, dönemin büyük Avrupa devletlerinden birinin modern askerî yapılanmasını da sahada inceleyebiliyordu.


Mustafa Kemal ve Ali Fethi Okyar’ın da yer aldığı yabancı askerî gözlemci heyeti, Picardie Manevraları, Fransa, Eylül 1910.

Yeni bir savaşın eşiğinde (1911)​

Mustafa Kemal 1910 ve 1911 yıllarında Selanik'te askerî eğitim ve birlik görevlerini sürdürdü. Bir süre 38. Piyade Alayında görev yaptı. Eylül 1911'de ise İstanbul’daki Genelkurmay 1. Şubeye atandı. Yaklaşık 12 yıl önce bir askerî öğrenci olarak geldiği İstanbul'a bu kez tecrübeli bir kurmay subay olarak dönüyordu fakat yeni görevine alışması için fazla zamanı olmayacaktı. 29 Eylül 1911 tarihinde İtalya, Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etti, İtalyanların hedefi Kuzey Afrika'daki son önemli Osmanlı topraklarından biri olan Trablusgarptı. Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp'a doğrudan büyük bir ordu göndermesi son derece zordu çünkü denizlerde İtalyan donanması üstün durumdaydı, Mısır ise İngiliz kontrolündeydi. Bu şartlar altında bazı genç Osmanlı subayları farklı kimliklerle ve gizli yollarla Trablusgarp'a geçerek bölgedeki halkı örgütlemeye karar verdi.

Bu subayların arasında:
  • Enver Bey
  • Mustafa Kemal
  • Fethi Okyar
  • Nuri Conker
gibi isimler bulunuyordu.

Mustafa Kemal artık otuz yaşındaydı. Şimdiye kadar askerî okullarda eğitim görmüş, Şam'da görev yapmış, gizli siyasi örgütlenmelere katılmış, İttihat ve Terakki içerisinde bulunmuş, 31 Mart Vakası sırasında Hareket Ordusunda görev yapmış ve Avrupa'daki askerî gelişmeleri yerinde incelemişti. Fakat gerçek anlamdaki ilk büyük savaş tecrübesi henüz önündeydi. Üstelik Trablusgarp'ta karşılaşacağı savaş, Harp Akademisinde öğrendiği klasik ordu savaşlarından oldukça farklı olacaktı. Düzenli bir Osmanlı ordusu olmadan, sınırlı silah ve imkanlarla bölgedeki halkı örgütleyerek dünyanın büyük devletlerinden birine karşı mücadele etmek zorunda kalacaktı. Harp Akademisinde Nuri Bey'den dinlediği gerilla savaşı artık bir ders konusu olmaktan çıkacaktı.

Bir sonraki bölümde Mustafa Kemal'in gizlice Trablusgarp'a nasıl ulaştığına, hangi kimliği kullandığına, Tobruk ve Derne'de neler yaptığına, gözünden nasıl yaralandığına ve ardından patlak veren Balkan Savaşlarıyla birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun Rumeli’yi nasıl kaybettiğine değineceğiz.

Kaynaklar​

 
Bu siteyi kullanmak için çerezler gereklidir. Siteyi kullanmaya devam etmek için çerezleri kabul etmelisiniz. Daha Fazlasını Öğren.…