Gediz Pazarı Türküsü'nün hikayesi

Katılım
15 Aralık 2025
Mesajlar
376
Beğeniler
281
Arkadaşlar, acıklı bir hikayedir. Kızın, sevdiğinin arkasından söylediği ağıt, Gediz Pazarı Türküsü olarak şekillenir. Ama ne acıdır ve ne saçmadır ki Kütahya Gediz ilçesi ve köylerinde düğünlerde oyun havası olarak kaşıklarla göbek atılır. Vakti olan arkadaşların okumasını tavsiye ederim.

GEDİZ PAZARI TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Gediz’in o zamanlar Camii-i Kebir denilen mahallesinde dünyaya gelmişti, Kara Ahmet… Üç yaşında iken babasını kaybetmiş, kendisinden iki yaş büyük bir ablası ile, dört yaş büyük Mehmet isminde bir abisi vardır… Üç çocukla genç yaşta dul kalan anaları, o zamanın bütün Anadolu anaları gibi, çocuklarını “ele güne muhtaç etmeden…” kocasından kalan birkaç parça toprağı ekip biçerek büyütmeye çalışmıştır. Kendilerinin öküzü olmadığı için çoğu zaman komşularından yardım istiyor, onların hayvanları ile tarlalarını ekip kaldırır. Buradan elde ettiği samanı ineğine yediriyor, buğdayı da değirmende un haline getirerek ekmek yapmak için saklıyordu.

İşte Kara Ahmet’in çocukluğu bu yokluklar içinde geçmiştiu. 12-13 yaşlarında iken, analarına abisiyle beraber yardımcı olmaya başlamışlardır. Birkaç yıl içinde Ahmet iyice büyüyüp serpilmiştir. Gediz de çalışkanlığı, dürüstlüğü ile nam salmış ve halk ona yiğit anlamına gelen “Kara” ünvanını layık görmüştü. Kara Ahmet’in çalışkanlığı ve dürüstlüğü Gediz’deki bir hayvan tüccarının dikkatini çekmişti. O zamanlar hayvan tüccarlarına cambaz denirdi. Cambazlar, bir yerden bir yere hayvan nakletmek için, adamlar tutarlar, tutulan bu adamlar, hayvanları gündüzleri sürerek, geceleri ise bir yerde konaklarlardı. Bu işi yapanlara da “Celeb” denirdi. İşte Kara Ahmet, tüccarın yanında celebliğe başlamıştı. Birkaç sene içersinde bu işin inceliklerini kavramış ve kendisi cambazlığa başlamıştır artık… Çeşitli yerden aldığı büyük ve küçük baş hayvanları Gediz Pazarı’nda satmaktadır…

Bir sonbahar mevsiminde Emet’in Yenice, İğde ve Kırgıl köylerinden on kadar sığır almıştır. Celeb tutmak yerine kendisi getirmeye karar verir, sığırları… Önünde sığırlarla bir akşam vakti günümüzdeki adı Hisarcık Kazası’na ulaştı.Hisarcık o zamanlar Emet’e bağlı bir köy durumunda idi. Bu sebeple halk arasında “Asarcık” veya “Asarköy” olarak anılıyordu. Bu köydeki bir odaya misafir olan Ahmet, geceyi köyde geçirdikten sonra, sabah namazından sonra Gediz’e gelmek için yola çıktı. Hisarcık’ın az ilerisinde annesiyle tarlaya çalışmaya giden bir kız gördü… İsminin daha sonra Ayşe olduğunu öğrendiği bu kıza bir den bire aşık oluverdi. Ayşe, Uzun Ali Oğullarından (Uzun Alo) Mehmet’in kızıydı. Kara Ahmet’in yaşlarında Ahmet diye bir abisi de vardı. Ahmet, gözü kara bir yiğitti. Köyde ona da “Deli Ahmet” diyorlardı.

Bundan sonra Ahmet, yolunu artık hep Asarköy’e düşürüyordu. Fırsatını bulup, henüz açılamadığı Ayşe’sini görmeye çalışıyordu. Kendi yaşlarında köyden ahbab edindiği bir gence açılmıştı. Ayşe’yle bu genç sayesinde irtibat kurmuş, Ayşe’nin de kendisine ilgisiz kalmadığını anlamıştı. Kış boyunca birkaç kez bu köye gitme fırsatını bulmuştu. Her gittiğinde Ayşe ile görüşme fırsatı bulmuş, aşk ateşi iyiden iyiye alevlenmişti. Ahmet işte o zaman anladı, Ferhat’ı, Mecnun’u… Şirin’e aşkından dolayı, dağları delen Ferhat’a özenmiş, o da dağları aşarak, Ayşe’sini görmeye gidiyordu. Kış boyunca yağan kar, yer yüzünü soğuturken, Ahmet’in yüreğindeki aşk ateşini körüklüyordu.
Kışı bu şartlar altında geçiren Ahmet, yaz mevsiminde komşusundan aldığı bir atla Asarköy’e gider. Ayşe’ye babasından kendisini isteyeceğini söyler. Ama, Ayşe’nin Babası Uzun Alo, kızını “yabana” verme taraftarı değildir. Daha önce, komşu köyden isteyenleri hep bu sebeple reddetmiştir. Ayşe bunu bildiği için pek ümitli konuşmaz Ahmet’e… Ama Ahmet’in içindeki aşk, kabına sığmaz… Ayşe’sini kavuşamayınca öleceğini düşünür… Her ne pahasına olursa olsun, Ayşe’sine kavuşacaktır… Kararını verir ve Ayşe’ye kaçmayı teklif eder… Ayşe, hemen bunu kabul edemez tabiî ki… Olacakları düşünür… Babasının çok kızacağını, hele hele abisi Deli Ahmet’in küplere bineceğini bilir… Bilir bilmesine de o da ferman dinletemez gönlüne…Sonunda iki genç kaçmaya karar verirler… Bir akşam üstü, yine atla gelen Ahmet, köyün Simav çıkışında bekleyen Ayşe’yi aldığı gibi yola çıkar. Kısa bir müddet içinde köyde duyulur haber… Kulaktan kulağa yayılır, Deli Ahmet’in kulağına gelir. Bir taraftan jandarma müfrezesine haber verilirken, bir taraftan Ahmet beraberindeki akrabalarından oluşan bir grupla Ahmet’le Ayşe’yi aramaya koyulurlar…
Ahmet, kendisinin takip edileceğini tahmin ettiği için, Gediz’e gelmek yerine Akdağ’a gider. Akdağ büyüktür, elbette Ahmet’le Ayşe’yi saklar diye düşünür. Bir müddet sonra araya adamlar koyarak, barışırız diye aklından geçirir. Ece Köylü Mustafa Hoca’ya da giderek nikahlarını kıydırırlar… Burada bir ay kadar saklanırlar…
Bu arada gizlice Yumrutaş Köyü’ne giderek buradan yiyecek temin etmektedir. Yine bu köye yiyecek almaya indiği bir zaman, Emet’e bağlı Hamam Köyü’nden birisi de bu köydedir. Ahmet’i görür ve birkaç kişinin ağzını yoklayarak, yakın köyleri Asarköylülerin aradığı Ahmet olduğunu anlar. Doğruca Asarköy’e giderek Uzun Ali Oğlu Mehmet’i bulur ve durumu anlatır. Mehmet, oğlu Ahmet’i bu işle görevlendirir. Ahmet, yanına aldığı arkadaşlarıyla Akdağ’a doğru yol tutarlar…
Kara Ahmetle Ayşe Akdağ’da bir öğle vakti çeşmenin başında azıklarını yerlerken, birden arkalarından gelen “Davranmayın…” sesiyle irkilirler… Ses, Deli Ahmet’in sesidir. Ahmet yanında da silah olmasına rağmen, habersiz yakalandığı için eline bile alamamıştır, silahı… Ne Ayşe’nin yalvarması ne de Ahmet’in dil dökmesi yaramaz işe… Deli Ahmet kafaya koymuştur, Ahmet’i vurmayı bir kere… Ahmet’i vuracak ve köyün dilinden kurtulacaktır, kendine göre… Ve öyle de olur… Silahtan çıkan kurşunlar Ahmet’in vücuduna saplanır… Üzerine kapanan Ayşe, ilaç olmak ister Ahmet’in yaralarına… Ama ne çare… Yara derin ve ölümcüldür… Kısa bir müddet içersinde oracıkta vefat eder, Kara Ahmet… Çevre köylerden gelenler Ahmet için bir mezar kazarlar oraya… Ayşe’yi de abisi Ahmet alır köyüne götürür. Bu olay, dilden dile Gediz ve çevresinde yayılır… Kara Ahmet’in yiğitliği ve ölümü bir ağıt olur, Gedizlinin dilinde… İşte meşhur Gediz Pazarı Türküsü, böyle çıkar ortaya…


TÜRKÜNÜN SÖZLERİ

Gediz pazarıdır benim pazarım
Akdağ yaylasında kaldı mezarım
Sağ olaydım şu yaylada gezerdim
Ne diyeyim ay Ahmet ne diyelim Allah'tan oldu
Bizim kavuşmamız mahşere kaldı
Hisarköy'den çıktım başım selamet
Akdağ yaylasında koptu kıyamet
Beni vuran Uzunoğlu Del'Ahmet
Ne diyeyim ay Ahmet ne diyelim Allah'tan oldu
Bizim kavuşmamız mahşere kaldı


 
Son düzenleyen: Moderatör:
Bu siteyi kullanmak için çerezler gereklidir. Siteyi kullanmaya devam etmek için çerezleri kabul etmelisiniz. Daha Fazlasını Öğren.…