Işık

Yetkin
Katılım
8 Şubat 2024
Mesajlar
137
Makaleler
9
Çözümler
1
Beğeniler
280
Yer
Valinor
Selamlar! Bu yeni yazı serimde progresif metal grubu Opeth'in kuruluşundan günümüze kadarki hikayesini anlatıp albümleri hakkında bilgi vereceğim. Bu ilk bölümümde tahmin edebileceğiniz gibi grubun kurulma sürecini ve ilk albümün detaylarını anlattım. Uzun bir yazı oldu fakat ilgilileri için çok güzel bir kaynak olacağını düşünüyorum. Şimdiden iyi okumalar.



Opeth, Nisan 1990'da İsveç'in Stockholm şehrinde David Isberg tarafından kuruldu. O dönemdeki üyeleri David Isberg ve civardaki arkadaşlarından oluşuyordu. Isberg, grubun vokalistiydi. Grubun adı, Wilbur Smith'in The Sunbird adlı romanındaki Opet isimli hayali bir şehirden esinlenildi. Isberg, Opeth'in vokalisti olarak grubu yönlendiren kişiydi.

lntykx3755q81.webp

(1990 yılından bir fotoğraf. David Isberg ve arkadaşları.)

Grup başlangıçta Martin Persson'ın bas gitar çaldığı bir kadroya sahipti. Ancak, Isberg eski Eruption üyesi gitarist Mikael Akerfeldt'i Opeth'e bas gitarist olarak katılmaya davet etti. Akerfeldt, daveti kabul etti ve ertesi gün grupla birlikte provaya katıldı. Fakat provaya geldiğinde, Isberg'in gruptaki diğer üyelere, özellikle de o anki bas gitariste, Akerfeldt'in gruba katılacağını haber vermediği ortaya çıktı. Bu durum, gruptaki mevcut üyeler arasında büyük bir tartışmaya yol açtı ve nihayetinde Isberg ve Akerfeldt dışında tüm üyeler gruptan ayrıldı. Bu olay, Opeth’in yeniden kurulma hikayesinin başlangıcı oldu.

Bu ayrılık sonrasında Isberg ve Akerfeldt, grubu yeniden toparlama kararı aldı. Bu süreçte, davulcu Anders Nordin, basçı Nick Döring ve gitarist Andreas Dimeo gruba dahil oldu. Opeth, bu yeni kadrosuyla bir süre yoluna devam etti. O dönemde grup üyeleri kendilerini dünyanın en şeytani grubu olarak tanımlıyordu.

Grup bu kadroyla ilk konserini gerçekleştirdi. Opeth o konserde, Therion isimli bir grubun ön grubu olarak çıkıyordu. (Bir grubun ilk konseri için oldukça zorlu bir görev aslında.) Setlisti sadece 2 şarkıdan oluşan mevzubahis konser 1991’in Şubat ayında gerçekleşti ve tam anlamıyla bir fiyaskoydu. Mikael Akerfeldt o konseri şöyle açıklıyor:

‘’Bir insanın tanıklık edebileceği en kötü performans olabilir. Hepimiz inanılmaz gergindik ve olabildiğince hızlıca sahneden inip eve dönmek istiyorduk.’’

‘’Çalacağımız parçaları bilmiyorduk ve Therion için ön grup olarak sahneye çıkıyorduk. Çaldığımız süre boyunca sırtımı seyirciye dönmüş bir vaziyette çalmak zorunda kaldım çünkü bateristimiz parçaları bilmediği için ona ne zaman vuracağını işaret ediyordum. Basçımız sahnede bile değildi, kenarda bir köşede perdenin ardına saklanmış bir şekilde çalıyordu.’’

‘’Seyircilerin de performansımıza büyük tepkisi oldu, ön sıradaki seyirciler David’in önünden mikrofonu çaldı ve diğer insanlar da sahneye bir şeyler fırlattı.’’

‘’Ve hatırlıyorum, o konserin ertesi günü aynı mekanda Morbid Angel’in konseri vardı ve o konser için sıradaydım. Arkamdakiler bir gece önceki konserimizden bahsedip birbirlerine ‘Dünkü konserde David’in grubunu gördün mü, inanılmaz kötüydü’, ‘Hayatımda gördüğüm en kötü konserdi.’ tarzı şeyler söylüyorlardı.’’


Bu ilk konserden sonra basçı ve gitarist gruptan ayrıldı.

fifj0xagt3d91.webp

(Opeth'in ilk konserinden bir resim, 1991)

l4pocv7zt5r91.webp

(Bu da Isberg'in ilk konser için 50 adet bastırdığı tişört. Okuması zor ama evet, Opeth yazıyor.)

Grup o dönemde henüz tam anlamıyla ivme kazanamamıştı ve bu nedenle ilerleyen yıllarda kadro değişiklikleri devam etti. Grup Göteborg'da ikinci bir konser verdi. İlk konser üzerine ayrılan gitarist ve basçı yüzünden Opeth, Crimson Cat grubunun iki üyesi Kim Pettersson ve Johan DeFarfalla ile temasa geçti ve onlardan sahnede kendilerine katılmalarını istedi ve onlar da bu teklifi kabul etti. Opeth’in bu ikinci konserinde ön grupluğunu yaptığı gruplar ise At the Gates, Therion, Desecrator, Megaslaughter ve Sarcazm’dı. Gösterinin ardından De Farfalla, kız arkadaşına daha çok vakit ayırması gerektiği sebebiyle Opeth'ten ayrıldı. Yerine Akerfeldt'in Sylt i krysset adlı şaka grubunda çalan arkadaşı Peter Lindgren geldi. Mevcut grubundakinden daha ciddi işler yapmak isteyen Peter Lindgren, Opeth'te bas çalma teklifini kabul etti.

Daha sonra Pettersson da gruptan ayrıldı ve Lindgren o tarihten 2007 yılına kadar devam ettireceği gitarist pozisyonuna geçti. Isberg, icra edilmek istenen müzik üstündeki fikir ayrılıkları nedeniyle 1992'de gruptan ayrıldı ve Akerfeldt yeni vokalist oldu. O ve Lindgren hemen yeni şeyler yazmaya başladılar. Bir yıldan fazla bir süre 2 gitar ve 1 bateri olarak 3'lü olarak prova yaptılar. Bu sürecin sonunda Stefan Guteklint basçı olarak gruba katıldı ancak grup 1994'te Candlelight Records ile ilk albüm anlaşmasını imzaladıktan hemen sonra gruptan ayrıldı.

zgq16cjycqr31.webp

(Tarihini bulamadığım bir resim. Solda Peter Lindgren, sağda Mikael Akerfeldt ve altta Anders Nordin)

Opeth, Candlelight Records ile herhangi bir demo kaydı olmadan anlaşma imzaladı. O zamanlar Opeth için stüdyoya demo kaydetmek için gitmek bile albüm kaydetmek kadar büyük bir adımdı. Akerfeldt bir ropörtajında "Böyle şeylere harcayacak paramız yoktu. Bu bize en azından birkaç yüz dolara mal oluyordu... Demoyu kaydetmek için nereye gideceğimizi de bilmiyorduk." demişti. Akerfeldt birçok kayıt şirketine prova kayıtlarını göndermişti ama hiçbir yanıt alamamıştı. Ancak grup Candlelight Records’ın başı Lee Barrett'tan albüm kaydetme teklifi aldı. Akerfeldt bunu oldukça garip buldu çünkü kayıt provalarını gönderdiği şirketler bile geri dönüş yapmamışken hiçbir şey göndermediği bir şirketten teklif gelmişti.

Black metal grubu Emperor’ın gitaristi Samoth, o zamanlarda Candlelight Records’daki Barrett'a imzasız grupların provalarından oluşan bir kaset göndermişti. Kasette Opeth de vardı ancak bu kaset Opeth’in "The Apostle In Triumph" parçasının yalnızca birkaç saniyesini içeriyordu. Yine de Barrett bunu o kadar beğendi ki grupla anlaşma imzalamak istedi. Bunu takip eden süreçte Akerfeldt, Opeth'in tam uzunlukta bir albümünü çıkarmak isteyen Barrett'tan bir telefon aldı.

Orchid, Mart 1994'te eski Unisound Stüdyosunun bulunduğu FinspAng'da kaydedildi. Opeth, Stockholm'den Dan Swanö'nün onlar için bir daire kiraladığı FinspAng'a taşındı. Stüdyo, tarlanın ortasında yer alan küçük bir evin bodrumundaydı. Albümün prodüksiyonu ve miksajı Swanö tarafından yapıldı. Kayıt için Johan De Farfalla'dan geçici olarak bas gitar çalmasını istemişlerdi, albümün kayıt edilmesinin ardından gruba kalıcı olarak katıldı.

Grup üyelerinin tedirginliğine rağmen grup gayet hazırdı ve kayıt oturumları sorunsuz geçti. Akerfeldt, 2009 yılında Kerrang! İle yaptığı bir ropörtajda "Stüdyoya gitmeden önce o kadar hazırdık ki, haftada altı ya da yedi kez prova yapıyorduk ve hatta şarkıları bakmadan mükemmel bir şekilde çalabilmek için zifiri karanlıkta prova yapıyorduk" dedi.

Albümdeki en kısa ve tamamen akustik olan tek parça Requiem her ne kadar bu kayıtlar sırasında diğer parçalarla beraber kaydedilmiş olsa da grup çıkan sonuçtan pek memnun değildi ve bu parça Stockholm’de başka bir stüdyoda tekrar kaydedildi. Fakat albümün mix’i yapılırken yaşanan ufak bir karışıklık sebebiyle Requiem parçasının yarısından fazlası bir sonraki parça ‘’The Apostle in Triumph’’ parçasının başına eklenmişti. Bu hata en sonunda geçen sene, 2023 yılında, yapılan Abbey Road remasterlarında giderildi.

Orchid albümü Opeth’in müzikal anlayışının en kadar derin ve çeşitli olduğunun ilk göstergesidir. İskandinav folk müziğinden esinlenerek oluşturulmuş melodiler, eski progresif rock gruplardan esintileri alıp bunları death metalin hırçınlığı ve brutal vokallerle birleştirerel inanılmaz bir şey ortaya çıkartıyor. Bütün bunlara ek olarak akustik gitar ve clean vokallerin diğer elementlerle birleşimi de müzikaliteyi bir hayli yukarı çekiyor. Orchid, dönemin black, death metal janrasından çok daha farklı ve özgün bir tarza sahipti ve bu özelliğiyle kısa sürede dikkatleri üzerine çekti. Bu albüm, grubun black metal türüne en yakın olduğu albümdür.

Albümdeki çoğu şarkının süresi 9 dakikanın üzerinde, ki bu da oldukça fazla. Albümün geneline hakim olan uzun parçaların yanında iki tane de kısa enstrümantal parça bulunmaktadır ki bunlardan bir tanesi yukarıda bahsettiğim Requiem, diğeri tamamen piyanodan oluşan Silhouette. Bu piyano parçasını grubun bateristi Anders Nordin çalmakta. Grup üyeleri Nordin’in çok iyi piyano çalmasından etkilendiler. Gitarist Lindgren:

"'Davulcumuz piyano çalabiliyor' dediğimizde Swanö’nün yüzündeki ifadeyi hatırlıyorum. Söylediğimizin tek kelimesine bile inanmadı. Swanö piyano çalabiliyordu. Anders çalmaya başladığında Swanö gerçekten etkilenmişti."

Albüm, 15 Mayıs 1995'te Avrupa'da Candlelight Records tarafından ve 24 Haziran 1997'de ABD’de Century Black tarafından yayınlandı. Grubun henüz prodüksiyonu yapılmamış bir prova kaydı olan "Into the Frost of Winter" adlı bir bonus parçayla 2000 yılında yeniden yayınlandı.

ALBÜM KAPAĞI

Kayıtlar tamamlandığında grup kapak düzeni üzerinde çalışmaya başladı. Åkerfeldt, fotoğrafçı Torbjorn Ekebacke ile bir süredir iletişim halindeydi ve Ekebacke'nin bu tarz işler için fotoğraf dizaynları da oluşturduğunu öğrendi ve bunun üzerine ondan Orkide için bir tasarım yapması istendi. Kapakta görülen pembe orkide Hollanda'dan sipariş edildi.

Albümün ilk basımında ön kapakta "Opeth" logosu olmadan yayınlandı.

Arkadaki fotoğraflar ise İsveç Sörskogen'de çekildi. Åkerfeldt, "O akşam gerçekten şanslıydık çünkü hayatımda gördüğüm belki de en iyi gün batımı manzarası vardı. O gün birkaç harika çekim yaptık, ancak o siluet olanlar en iyisiydi."

maxresdefault.webp
7f7744c851565c0ca96d79d327cf6563.webp


ALBÜM TAMAMLANDIKTAN SONRA

Grubun ilk albümün dinleyicide yaratacağı tepki ve alacağı eleştiriler hakkında pek beklentisi yoktu zira Mikael Akerfeldt, albüm yayınlanmadan önce şunları demişti:

En azından İsveç sahnesindeki çoğu insan bizim gibi Unisound'da kayıt yapıyordu ve grubumuz Opeth, albüm çıkmadan önce tam olarak bir ‘’joke band’’ olarak görülüyordu. Kimse bizden bir beklentisi yoktu ve hakkımızdaki dedikodular pek iyi değildi. Verdiğimiz ilk konserlerin çoğu berbattı ve grubu kuran vokalistimiz David Isberg dinleyiciler tarafından pek beğenilmedi. Grupla ilgili pek iyi bir havamız yoktu yani. Sektörde hiç arkadaşımız yoktu, kimseyi tanımıyorduk, tamamen yabancıydık.

Yine de albüm son derece beğenildi. Dönemin ana akım death, black metal işlerine göre çok daha özgün ve farklı işler deneyen bir albümdü ve gelecek vaat ediyordu. Birçok müzik dergisinde eleştirmenler bu albüme yüksek puanlar vererek beğendiklerini belirtti. Bununla beraber genel dinleyicilerin de çoğunluğu albümü beğenmişti.

ALBÜMDEKİ PARÇALAR VE GRUP HAKKINDA UFAK NOTLAR

Kariyerlerinin en başında, ilk konserlerinden sonra David Isberg ve Mikael Akerfeldt parça yazmaya başlamıştı. Akerfeldt o günler ve müzikal görüşleri hakkında şunları söylüyor:

‘’Anlayabileceğiniz gibi o zamanlar çok ciddi manada olmasa da okültizmden az ya da çok etkilenmiştim. Müzik açısından gerçekten karmaşık, karanlık ve kulağa kötü gelen riffleri ilgi çekici buluyor, o tür şeyler üretmeye çalışıyordum. Ayrıca hem benim hem de David'in parçalar için yazdığı sözler saf şeytani ilahilerdi.’’

‘’Opeth'in ana fikri şeytani olmasıydı. Şeytani sözler ve şeytani riffler...’’

Akerfeldt ve Isberg’in yazdığı ilk 2 şarkı Requiem of Lost Souls ve Mystique of the Baphomet aslı iki adet parçaydı. Mystique of the Baphomet sonradan ismi değiştirilerek albümdeki adını, Forest of October adını aldı.

Åkerfeldt, "The Twilight is My Robe"un eskiden "Oath" olarak adlandırıldığını ve "şeytani bir şarkı olduğunu’’ söyledi. Şeytan'a yemin gibi…’’ Ayrıca şarkının bir bölümünün Scorpions'un "Fly to the Rainbow" şarkısının tamamen kopyası olduğunu söyledi. (Şahsen iki şarkıya da göz attım ama bahsedilen kısmı bulamadım.)

Gitarist Lindgren’e göre Akerfeldt’in albümdeki en şeytani olarak gördüğü şarkı Under the Weeping Moon’du. Akerfeldt bu parçanın sözlerini "bir tür şeytani aya tapınma olduğunu" gibi gördüğünü ama aslında pek bir şey ifade etmediğini söyledi. 2006 yılında The Roundhouse’da gerçekleştirdikleri konser sırasında Akerfeldt bu parçanın sözleri hakkında "absolute black metal nonsense" (tam bir black metal saçmalığı) tabirini kullandı.

Aynı zamanda yine aynı konserde The Apostle in Triumph parçası içinde ‘’doğa ve satanik ayinin bir kombinasyonu gibi’’ gibi tabirini kullandı.

Son olarak, albümün açılış parçası In Mist She Was Standing parçasının sözleri bir kabus hakkındaydı. Bu, 1951 yapımı The Lady In Black filminden esinlenerek yazılmıştı.


Opeth'in kuruluş süreci ve ilk albümü hakkında yazdığım yazı şimdilik bu kadardı. Daha fazla uzatmak istemediğim için ikiye böldüm, önümüzdeki günlerde albümdeki şarkıların tek tek hikayesini ve özelliklerini anlattığım başka bir konu daha yazacağım. Umarım zevk almışsınızdır, okuduğunuz için teşekkür ederim.






/SPOILER]