İletişim çağında iletişimsizlik

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan Andar Han
  • Başlangıç Tarihi Başlangıç Tarihi
  • Mesaj Mesaj 8
  • Görüntüleme Görüntüleme 232

Andar Han

Üstün
Katılım
30 Mart 2024
Mesajlar
1.177
Makaleler
4
Çözümler
9
Beğeniler
2.334
Çağın getirdiği olanaklarla, her an iletişebilecek bir noktadayız. Fakat bu her an iletişimin, zannedildiği gibi bizi birbirimize yaklaştırmaktan çok uzaklaştırdığı da gözlenmektedir. Yalnızca 60 saniyelik bir videodan alınan veriler ile küfür, kıyamete ulaşabilmektedir. Böyle bir durumda alınan kararların sağlığı, zaten tehlikededir. İşin kişisel noktalara varması, veri ile irtibatsız düşünsel eksiklikler ve benzerlerinin etkisi tabii.

Bu durumun imkan ile alakalı olmadığı, kullanım maksadı ya da tavırla ilgili olduğu da barizdir. Bizim zıtlığımızın, ayrılıklarımızın; sadece o 60 saniye ve ondan doğan yorumlar ile değerlenmeye vesile olması da muhtemeldir.

Burada da şu sorular devreye girmeli sanırım:
Neyin peşindeyiz? Ne arıyoruz? Nasıl ifade edip, ne şekilde sunuyoruz? Neyi, ne için değerlendiriyoruz?

Sadece 60 saniye ve bundan esinlenilen fikirler ile bu sorular hakkında bir veriye ulaşmak mümkün müdür? Mümkün değilse, kanı neye göre oluşmaktadır?
 
Son düzenleme:
İletişim çağında, TikTok ve onun öncüsü Vine ile kısa formatların popülerliği yüzünden birbirlerini nötürlediler diye düşünüyorum. Kısa süreli atıştırmalık içerikler yüzünden 20 dakikaya kısa dediğimiz yerden "15 dakika ne boş yaptın be birader" noktasına gelmemiz aşırı kısa sürdü. Bu yüzden millet dinlemeyi, dinleyebilmeyi ve sindirmeyi unuttu. İletişim çağında iletişimsizlik için daha iyi bir zemin olamazdı.
Bunun da yanında bulylemek, daha doğrusu klavye delikanlılığı da yeni nesilde sık sık denk geldiğinden, hatta trend olduğundan iş zıvanadan çıktı. Kendi karşı argümanlarını sunmak yerine ya duyduklarını (fanboyluk da buna dahil), cevap vermek için cevap verme veya sudan sebeplerden muhalif olma durumunu tetikliyor.
Bazı konularda görüş sunmak zaten tartışma sebebi de bu bahsettiğim durumda tartışma yok "bakın ne güzel laf soktum etkileşim atın" tarzı niteliksiz bir şey dönüyor. Bu da cevap bulma sürecini uzatıyor.
(İnsanların çıkarcı olması ve bi an önce alacağını alıp gitmek istemesi de bu durum için geçerli ama bu başlık ve konu için her zaman geçerli değil.)

Bu düşüncemi referans alırsak bence sorunun cevabı, neyi nerede aradığın ile alakalı. Kitle bu konuda baya etkili. Mesela bu konuyu, TR nin en toxic topluluğu veya forumunda açmış olsan ne olacağını az biraz tahmin edebilirsin. Ancak gidip daha düzgün ve amacı felsefe yapmak olan bi ortamda açarsan daha net cevaplar alırsın gibi. Bu ayrım eskiden o kadar da net değildi bu yüzden daha iyi iletişim kuruluyordu. İnsanlar daha sabırlıydı.

03'lü olduğumdan yine iyi bir döneme denk geldim iki tarafın da tavırlarını anlayabiliyorum ancak yeni nesli tam olarak anlayabildiğimi söyleyemem. Genç olmalarına ve yaşları yüzünden bazı şeyleri kavrayamadıklarına vermeliyim herhalde.
 
Pek populer fakat karsi koyulabilir bir goruse gore, insan bencil bir varliktir. Benim icin iletisimin de amaci kisisel hazdir. Aslinda niyetimiz hic bir zaman iletisim kurmak olmadi, amacimiz isin gorulmesi oldu artik o iliski ve is neyse. Edebiyatta sadelesme, dilde sadelesme, iletisimi arttirma ve kolaylastirma araclariyla da az zamanda cok is gorur olduk. Isin karanlik yuzu bu malesef. Insan evrimini bu yone dogru cevirmeye karar vermis.

Insan cogu din ve filozofa gore de kendini bulmaya calisir ya da bir lideri izler. Ben de islam'a gonderme yaparak gondermesi olan "en iyimizin" bu oldugunu dusunuyorum.

Tabi bu moral olarak dogru mudur ya da iletisim nedir, bu terimlerin tanimlari zaman icinde nerelere gelmistir gibi sorular da cok guzel konunun devamini getirecek sorular.

Bana gore amac basta da dedigim gibi sadece isin gorulmesiydi. Dogruluk bir magara alegorisidir ve "feylezoflukla" isi olmayan bir insan da dogruyu ya da guzeli fazla umursamaz.
 
Bence böyle bir şey yok. Çünkü birbiriyle iletişim kuran insanlar her daim var.
 
İnsan kalp geçiti kapanmaya giderse, topraktan uzaklaşırsa bu çok doğal.

Samimiyetin, muhabbetin olmadığı insanın gerçek değerinin verilmediği, hatta görülmediği madde odaklı bir yaşamda pek doğal.

Aslında insanların bu hallerine Jungyen kuramın faydalı olabileceğini düşünüyorum. İçsel bütünlüğü sağlamak, toplumda taktığımız personalardan arınmak ve gölge kişiliğimizin şehvani ve ilkel arzularına yenik düşmemek insanı üst bir mertebeye taşıyacaktır.

Kendi ruhunu tam gören biri, kendi ruhunun değerini tam gören biri, başka ruhların inceliklerini görmek için de heyecanlı şekilde insanlarla iletişim kurmak isteyecektir.

Olm bugün neyim ben böyle, eller ateş ateş SJSJSWHWHS
 
Tek söyleyeceğim insanlık "yanlış" yolda, yanlış yola girdi vs. insanı akıl-zeka-bilgi olarak gördüğümüz sürece doğamıza yani yaratıcımıza küfür ettiğimizi anlamadığımız sürece bu böyle devam edecek. Tabii yaratıcısını naif bir deyimle "görmezden gelenin" sonu pek hayırlı olmayacaktır.
 
"Yasanın doğası, insanın doğasında aranmalıdır. İnsan, tanrısal aklı paylaşan özel bir canlı türüdür ve insanlar adalette birleşerek bir araya gelir." demiş Cicero, Yasalar Üzerine kitabında.

İnsan, doğasını ya da bir hareketi başlatmakta, karar almaktaki motivasyonlarını saf bir bakış ile gözden geçirebilse ve kararlarının etkilerini yine aynı saflıkla değerlendirse kötülüğün ortaklığını anlayabilecek ve bunların bertarafına odaklanabilecek duruma gelebilir. Bunun için de sadece kendi yeterli değil tabii, diğerlerinin de tecrübelerini görmek, dinlemek, değerlendirmek gerekir.

Lakin çok fazla oyalayıcı mevcut ve "düşünmek" olarak ifade edilenin bu noktalarda pek de işi yok.
 
Bu siteyi kullanmak için çerezler gereklidir. Siteyi kullanmaya devam etmek için çerezleri kabul etmelisiniz. Daha Fazlasını Öğren.…