Bilinmesi gereken kavram:
  • Öteki: büyük Ö ile - toplumsal düzen, sembolik yapı, dil sistemi

  • "O ilgi istiyor."
  • "İlgi meraklısı."
Bunlar ve benzeri yargılamalarla forumlarda, sosyal medyada, gerçek hayatta karşılaşabiliyoruz.

Peki gerçekliğin şu olması ilginç değil midir: herkes ilgi ister, herkes ilgiye muhtaçtır.

Bu gerçekliğe rağmen neden bazı insanları ilgi istemekle suçluyoruz, yargılıyoruz?

Ne demek istiyorum? Anlatayım. Jacques Lacan'a başvuracağım bu noktada. Lacan'ın ünlü sözü: "(Öznenin) Arzu, Öteki'nin arzusudur.". Peki bu ne demek?

Öznenin yani bizim, arzumuz Öteki'nin arzusudur. Bu şu 2 ifadeyi söyler:
  • Özne, Öteki'nin arzu ettiği nesneyi arzu etmek ister
  • Özne, Öteki tarafından arzu edilen olmak ister
Arzu, özneyi kurar. Yani arzu olmadan özne de olamaz. Arzu ontolojik yaşam itkisidir. Peki arzu daima Öteki'nin arzusuysa yani özne daima Öteki'nin istediği şeyi ve Öteki tarafından arzulanmayı arzuluyorsa bir başka öznenin ilgi arzusunu neden yargılıyoruz?

Yani demek istediğim şu, varoluşsal bir yapılanma olan ilgi istemeyi, herkesin ilgiye muhtaç olduğu gerçeğine rağmen neden bazı insanları ilgi istemekle suçluyor, yargılıyoruz?
Varsayımım aşağıdadır.

Özne bir fantezi yaşar: ben özerkim, ben ne istediğimi bilirim, ben kendi istediğim şeyi istiyorum.
Bu bir fantezidir. Çünkü öznenin arzusu daima Öteki'nin arzusuna eklemlenmiştir.

İşte ilgi isteyen kişi, bu ilgi istemeyi açık, görünür hale getirdiği için yargılayıcı başka özneye, öznelere kendi özerk olmayan yapısını, Öteki'ye olan bağımlılığını hatırlatıyor. Bu bilinçdışı düzeyde olan hatırlama bilinçdışı düzeyde şu soruyu çağrıştırıyor: "Arzum Öteki'nin arzusuysa, benim kendi gerçek arzum nedir?"

İşte bu soru ağır bir varoluşsal sorumluluk yükler özneye. Çünkü öznenin kendi arzusunun Öteki'nin arzusuna bağlı olduğu gerçeğinin farkına varması, ona şu sorumluluğu yükler: kendi arzusunu bulmaya, Öteki'den ayrışmaya ve kendi arzusun sahip çıkmaya.

Kendi arzusunu bulan ve sahip çıkan kişi acı çekebilir, arzusunu tatmin de edebilir, asla hiç tatmin olmayacak olsa bile buna çaba gösterir, ama kesinlikle konfor alanının dışındadır -Öteki'nin, toplumun, kültürün, normların arzusunu, isteklerini kendi arzusu zannetmek bir konfor alanıdır.

Bu konfor alanından çıkmak şu demektir: ben annemin, babamın, toplumun istediğini değil, kendi istediğimi bulmalı ve bu isteğin gereksinimi olan sorumluluğu almalıyım. Bu işte ontik bir yük yükler özneye. Özne bunu kaldıramayacağı veya kaldırmak istemediği için savunma mekanizması geliştirir.

Tüm bu ilişkiyi görünür kılan olay, durum ve özneleri yargılar, dışlar, hariç tutar: "o ilgi istiyor, ben istemiyorum, ben özerkim."
Halbuki bu özerklik bir yanılsama, konfor alanıdır. Arzu daima Öteki'ye bağlıdır. Öteki'nin alanında kurulur. Bu ontolojik bağımlılık bastırılmıştır. Bu bastırılan içeriği gün yüzüne çıkaranlar dışlanır: o ilgi istiyor.

Bu ayrıca bir negatif bir tanımlamadır. Yani kendisini "ilgi isteyen özne"nin negatifi olan "ilgi istemeyen özne" olarak tanımlamasıdır.



Siz ne düşünüyorsunuz?