Konusunu açmıştım alttaki yazının.
Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız.

Sonra onlara arabalarımızı satarız. Ardından bankalarını satın alırız.

O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız.

Böylece verdiğimiz o krediyi, arabamızı satarak geri alırız; hem de faiziyle.

O ülkeye Dünya Bankası ya da kardeş kurumlardan kredi ayarlarız.

Ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine gitmez.

O ülkede “proje” yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer.

Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları yapılır.

Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton…

Bizim şirketlerimiz kazanır, o ülkedeki bazı kişiler de nemalandırılır.

Toplum bu düzenekten hiçbir şey kazanmaz.

Ama ülke, büyük bir borcun altına sokulmuş olur.

Bu öyle büyük bir borçtur ki ödenmesi imkânsızdır.

Plan böyle işler…

Sonunda ekonomik danışmanlar ya da “tetikçiler” olarak gider onlara deriz ki:

“Bize büyük borcunuz var, ödeyemiyorsunuz.

O zaman petrolünüzü satın, doğal gazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin,

askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin,

Birleşmiş Milletler’de bizim için oy verin.

Elektrik, su, kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin.

Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın.”

Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını

hatta adli sistemleri ele geçiririz.

Bu; ikili, üçlü, dörtlü bir darbeler serisidir.

John Perkins | Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları
 
Geçmiş ve şimdi soluyor, doldurdum ve boşalttım onları,

Sonra diğer katımı, geleceği doldurmaya devam ediyorum.

Sen, oradaki dinleyici! açacak sırrın var mı bana?

Yüzüme bak ben yaklaşan akşamı içime çekerken,

(Açık konuş, seni duyan kimsecik yok, ben de sadece bir dakika kalırım.)

Çelişiyor muyum kendimle?

Peki, tamam, çelişiyorum kendimle,

(Genişim ben, çokluklar barındırırım içimde.)


Walt Whitman - Çimen Yaprakları
Kendimin Şarkısı Şiiri 51. Bölüm