Önceki Konu:
Lacan 101: Ayna Evresinde "İmgesel"
Lacan'ın tahayyülünde istem ve içtepi mefhumlarını irdelemeye başlayalım. Her sual, özünde bir yanıt beklentisi, bir istem taşır. Bu istem, sual edildiği anda iki farklı şekilde karşılanabilir:
- Sual, beklenen yanıtı bulur.
- Sual, cevapsız ve boşlukta asılır kalır.
Bu iki yanıt seçeneği, birbirini alelade bir şekilde reddeden, üstünkörü bir istem düzeyinde kalır; ancak bir suale karşılık vermenin daha incelikli, daha derin anlamlar taşıyan yolları da mevcuttur. Şimdi, farklı bir perspektif sunan şu ihtimalleri düşünelim:
- Sözcükler havada uçuşur, bir yanıt yanılsaması yaratır; özünde boşluğa düşer.
- Sükunet, bir yanıttan daha fazlasını anlatır; kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde, hakikat perdelenir.
Böylelikle basit bir reddetme veya kabul etme fiiliyatının ötesine geçiyoruz. Bu, yadsımanın bile yadsındığı, mananın katmanlaştığı bir düzlem. Burada, görünenin ardında gizlenen asıl hakikat, içtepinin istemden ayrıştığı noktada vuku bulur. İçtepi, beşerin öznel dünyasında, sahip olma dürtülerinin şekillendirdiği bir alandır; istem ise afaki gerçekliğe dayalı, doğruluk arayışının ifadesidir. Bu hususta, son iki yanıtı şu şekilde yorumlayabiliriz:
- Söz verilir, umut yeşertilir; kalpteki asıl iştiyak yanıtsız kalır.
- Dilden dökülenler reddedilse de, ruhun derinliklerinde bir aksi tesir bulur, deruni bir içtepiye dokunur.
Bu ele alış biçimi, hem soranın hem de yanıtlayanın anlakında, istem ve içtepinin birbirinden azade iki farklı düzlemde işlediğini ortaya koyar, vakıa bir suale yanıt verirken, hem bilinçli talebe uygun bir cevap üretiriz hem de bilinçdışımızdaki içtepilerimizin etkisiyle şekillenen bir yanıt vuku bulur. Bu iki muvazi süreç, bilinç ve bilinçdışı, sembolik ve gerçek arasındaki karmaşık ilişkiyi yansıtır. Konuşmalarımızda, bilinçli istemlerimiz doğrultusunda kelimeler ve anlamlar alışverişi yaparken, aslında bilinçdışımızda yer alan içtepilerimiz de örtük bir şekilde iletişim kurar, birbirini etkiler ve dönüştürür.
Sözgelimi, bir suali geçiştirmek için muğlak ve genel cevaplar vermek, soranın beklentisini yüzeysel olarak karşılasa da, gerçek bilgiye ulaşma içtepisini bastırır. Ya da suali duymazdan gelir gibi yaparken, araya sıkıştırılan bir ima veya tehdit, soranın bilinçli talebini yanıtsız bıraksa da, bilinçaltında bir rahatsızlık yaratabilir.
Hem suale yanıt verildiği izlenimi uyandırıp hem de asıl bilgiyi saklayan, muğlak ve esrarengiz ifadeler kullanmak, her iki duruma da örnek teşkil edebilir. Böyle bir durumda, sual edilen şeye yanıt verilmiş gibi görünse de gerçekte yanıt verilmemiş, aranan bilgiye ulaşılmamış olur. Aynı şekilde, bu türden bir yanıt, sua soranın bilinçdışı içtepisini kısmen tatmin etse de, tam anlamıyla doyurmaz. Bu emsal, istem ve içtepi düzlemlerinin birbirinden bağımsız olarak var olamayacağını, ancak bu iki düzlemin farkında olarak iletişimin daha derinlikli bir şekilde anlaşılabileceğini gösterir.
Bu mütevazı çalışma hakkındaki her türlü soru, görüş ve değerlendirmenizi benimle paylaşmaktan lütfen çekinmeyiniz. Zihin açıcı okumalar ve verimli tartışmalar dilerim.