Milattan önceki felsefe ile günümüzün modern felsefesi arasındaki en büyük fark ne?

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan 1577
  • Başlangıç Tarihi Başlangıç Tarihi
  • Mesaj Mesaj 4
  • Görüntüleme Görüntüleme 455
  • Etiketler Etiketler
    felsefe

1577

Uzman
Katılım
27 Aralık 2023
Mesajlar
1.238
Makaleler
2
Çözümler
6
Beğeniler
2.771
Mesela şöyle diyelim: O zamandan bu zamana ne değişti?
 
Felsefenin alanı daha da genişledi. Sadece bilimin değil, dallarının bile kendilerine ait felsefe alanları oluştu. Bu yayılım alanları ile ilgili. Şimdi gelelim asıl tabloya.

Günümüz felsefesinin en önemli problemlerinden birisi özgürlük ve adalet problemidir. Felsefenin özgür olmaması değil, felsefenin özellikle toplumsal çerçevede ilgilendiği yer olarak diyelim. Özgürlük geçmişte de bir problemdi, hala daha problem ama değişen çok şey var bu konuda.

Antik zamanlarda, özellikle köleliğin yaygın olduğu toplumlarda da adalet ve özgürlük en önemli problemdi ama günümüz toplumundaki insanların bağlı oldukları zincirler ile, geçmişte bağlı oldukları zincirler birbirlerinden farklıdır. Buradaki "zincir" bize Rousseau'dan tanıdık gelir, zira: "İnsan özgür doğar ancak her koşulda zincirlere vuruludur." sözünden gelir. Buradaki zincirleri geçmiş ve modern tarihe uyarlamak direkt olarak sorunuza cevap verecek:

Geçmişe uyarılması, insanların geçmişte birbirlerinden bağımsız olmalarına, yani ilkel topluma gönderme yapar. O zaman toplumunun insanlarının birbirlerine olan bağımlılık veya muhtaçlık durumunu değil, saf hali ile doğanın kendisinden gelen bir doğaçlama durumu ile özgür olmalarıdır. Ne yiyeceklerine, nasıl giyineceklerine kendileri karar veremezler. Zira köle-efendi ilişkisinin sık yaşandığı feodal rejimlerde özgürlük, insanların kendi akıllarını, emeklerini ve entelektüel birikimlerini kullanarak oluşturdukları bir özgürlük değildir. Böyle bir şeye izin yoktur, o zincirler henüz kırılmamıştır.

Kırılması için empati ve insanın kendisine olan bilgisinin gelişmiş olması gerekir. Empati yoksunluğu, kendi bilgisini bilemeyen insanlığın bu zincirleri kırmalarını da geciktirmiştir. Zira empati yapabilen insan, kendi özgürlüğünün farkında olabilen insandır. Çünkü bir üst kademedeki insan topluluğunun, kendisinden daha az sayıda zincire bağlı olduğunu fark ederler.

Bu empati ve bilgi, insanların birbirlerine olan bağlılığını oluşturmaya başlar. Kendi kendine yetmek için sadece doğadan gelenle değil, bu yetim için gerekli olan şeyleri üretmeye başlarlar. Bu başladığında ise oluşan empati, modern çağ toplumuna geçiş için olması gereken kilit niteliktir.



Modern çağda ise bu zincirlerden kurtulan insanlar, artık her ne kadar yasalar ile adalet ve özgürlük anlayışlarını büyük bir sıçrama ile geliştirmiş de olsalar, Rousseau'nun deyimi ile "negatif" özgürlüğe mahkum olmuşlardır. Zincirlerden kurtulamamışlar, sadece eskileri yerine yenileri eklenmiştir.

Artık her ne kadar köle olmasak bile, "modern" kölelerizdir. Modern çağ, insanların mülkiyet hakkı elde etmelerine olanak tanıyarak herkesi bir diğerinden ötekileştirmiştir, başkalaştırmıştır ve yalnızlaştırmıştır. Özel mülkiyetin işin içine girmesi ile modern köleliğin temelleri atılmış, insanda masumiyet kavramını yok etmiştir. Özel mülkiyet bunu getirir çünkü. Birini diğerinden üstün görmek, kendi çıkarları uğruna kullanmak, empati yeteneğini köreltmek...

Yani hem hiçbir şey değişmedi, hem de çok şey değişti. Kölelik yine kölelik ama bambaşka bir açıdan kölelik. İnsanoğlu doğanın zincirlerinden kurtulduğunu sandı ama artık yapay zincirlerin kölesi oldu.

Adaletin yapıtaşı kadar önemli diyebileceğimiz filozoflardan Hobbes'e göre ise bireysellik günümüz toplumunda büyük oranda öldü. Zira kendisinin şu sözleri önemli:

"Adalet kavramı ne beden ne de zihin yetileridir. Beden ve zihin yetilerinde olsaydı, yapayalnız yaşayan bir insanda da gözlemlememiz gerekirdi. Adalet ve adaletsizlik, yalnızca toplumda yaşayan insanlara ait niteliklerdir."

Kısa özetle, geçmiş ile günümüz felsefesi arasındaki en önemli fark, felsefenin özgürlük ve adalete olan yaklaşımıdır. Özgürlük kavramı kölelikten, modern köleliğe geçerek aslında en büyük farkını bu noktada ortaya koyarak felsefenin ilgi alanına daha da girmiştir.

Doğa ve modern anlamda insanın kendini tanıması, yani kendi bilgisini elde etmesinin aslında epistemolojik ve ontolojik bir fayda olduğunu da Rousseau sağ olsun görebiliyoruz.
 
Kırılması için empati ve insanın kendisine olan bilgisinin gelişmiş olması gerekir.

Tespitiniz gayet basit ve açıklayıcı.

İnsanoğlu doğanın zincirlerinden kurtulduğunu sandı ama artık yapay zincirlerin kölesi oldu.

Aslında bir nevi tekerrürden ibaret. Çatışmaların saflarında ve temellerinde pek de değışen bir unsur olmadı. Hâlâ köleler ve efendiler ile meşguluz.

Felsefe özünde, geçmişte ne ise hâlâ odur. Hayata tesiri olmayan sözde bir felsefe mevcuttur; bir de hayatın bilgisine dair, düşünce çabası. İkincisi, tesiri olanların değeri hakkındadır ve felsefe denilen de hayata tesir edenlerin bilgisini anlama çabasıdır.

Biz bu zamanda Sokrates'ten, Aristo'dan, Herakleitos'tan, Aristippos'tan beslenebiliyorsak; bizim için uzun süredir yerinde saymıştır.
 
Son düzenleme:
Bu siteyi kullanmak için çerezler gereklidir. Siteyi kullanmaya devam etmek için çerezleri kabul etmelisiniz. Daha Fazlasını Öğren.…