Osmanlı İmparatorluğu'nun tahtına çıksaydınız kardeşinize kıyar mıydınız?

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan Hasan Merkit
  • Başlangıç Tarihi Başlangıç Tarihi
  • Mesaj Mesaj 24
  • Görüntüleme Görüntüleme 234
Şimdi bu dönem şartlarında yorumlarsak insanlık duygularıyla belki bazı kişiler hayır diyebilir ama o dönem şartları için konuşursak evet kıyardım, herkes kıyardı.
 
Hocam hani şimdiki dönem ile kıyaslamak olmaz, o anki psikoloji ile kıyarız belki ama biz yoldaki kedi için bile arabaya takla attırıyoruz. Şimdi böyle düşünen kimse kıyardım diyemez.
Tamam kıy demiyoruz. Kıymacaksanız sistem geliştirmelisiniz.

Şimdi bu dönem şartlarında yorumlarsak insanlık duygularıyla belki bazı kişiler hayır diyebilir ama o dönem şartları için konuşursak evet kıyardım, herkes kıyardı.
Hayır diyenler de bir sistem yazmalı zaten. Konuyu kısayolları karıştırarak farkında olmadan erken gönderdim maalesef. Yetkilerim gereğince moderatör kuyruğuna da düşmedi. :')

Yoksa kesinlikle "Hayır diye cevap verecek olan arkadaşlar bir sistem geliştirerek konuya cevap yazmalı." yazma planım vardı.
 
Medyanlarda deli taklidi yapmasını isterdim. Bu sayede kimse onu tahta layık görmez ve birlik olup şehzade destekli bir isyan hareketine girişmek için niyeti olmazdı.
 
Bir sistem geliştirmeniz lazım. Öyle konuya girip kuru kuru "Yok ya, takılsın kenarda." yazıp kaçamazsınız.
Yoksa isyan ve suikaste uğrama riskleriniz var. (Hatta aileniz bile riskte olabilir.)
Amaan geçsin tahta otursun ya, beni eğitim sisteminin başına getirsin yeter.
 
Kişisel hırslar için değil, soyumuzun şerefi, imparatorluğumuzun geleceği için birlikte çalışmalıyız hedefiyle herkesin en iyi hizmeti vermesini sağlamaya çalışır, imparatorluk soyunu şimdiye kadar hiç görülmemiş aile bağlarıyla bir arada tutmaya çalışırdım. Ama baktım işler kişisel çıkarlar hatta kendi hayatıma kadar geliyor; mecbur tehlikeyi ortadan kaldırmak zorunda kalırdım.
 
O halde yapacak bir şey yok yani ya öleceğiz ya da öldüreceğiz.
 
Hayır, katletmezdim, ama kafes sistemi saçmalığını da asla ve katiyen uygulamazdım.

Onun yerine kendi sistemimi hayata geçirirdim. İstanbul'un en üst, her yerini gören bir tarafına devasa bir saray inşa ettirirdim. Bu sarayda dini veya kültürü fark etmeksizin alanında en iyi öğretmenler, çeşitli sanatçılar, zanaatçılar ve diğer dallardan eğitmenler olurdu. Her padişahın ve şehzadenin yalnızca 4 erkek çocuğundan biri bu eğitime kabul edilecekti. Eğitim demek saray yolunun açılması demek.

Bu 4 çocuk doğduğu andan itibaren saray saçmalıklarından uzak şekilde büyümeye o inşa ettirilen devasa sarayda devam ederdi. Doğduklarında onlara bir takım kimseler tarafından "sen Padişah olmak için doğdun, bu ülkeyi sen yöneteceksin, senden başka kimse yönetmeyecek kınalı kuzum." gibi saçmalıklarla doldurulmadan, safi eğitim ve gelişim ile büyüyecek bu çocuklar.

Yirmili yaşlarına geldiklerinde, bu eğitim sarayında ki en bilge, en iyi öğretmenler tarafından büyük sınavlara tabii tutulup aralarından en iyisi seçilecek ve ülkeyi o kişi yönetecek. Kalan 3 kişi ise eğitimde gösterdikleri becerilere göre sarayda en üst konumlarda görev alıp mutlak sadakat ile ülkesine hizmet edecek, baştaki padişahın seferde ya da eceliyle ölmesi durumunda yerine bu listeden bir başkası geçecek.

Bu eğitimler izole şekilde değil, ara sıra halka, toprağa, seferlere de gitmeleriyle onları tecrübelendirecek şekilde olacak.

Ben bu sistemime Hanedan Akademisi adını verdim, elbette eksileri artıları var, mantıklı ya da mantıksız, değişmesi gereken yerleri var, ama buna benzer bir sistem kardeş katletmekten de kafes sisteminden de daha iyi sonuçlar verirdi.
 
Bu siteyi kullanmak için çerezler gereklidir. Siteyi kullanmaya devam etmek için çerezleri kabul etmelisiniz. Daha Fazlasını Öğren.…