Hayır, katletmezdim, ama kafes sistemi saçmalığını da asla ve katiyen uygulamazdım.
Onun yerine kendi sistemimi hayata geçirirdim. İstanbul'un en üst, her yerini gören bir tarafına devasa bir saray inşa ettirirdim. Bu sarayda dini veya kültürü fark etmeksizin alanında en iyi öğretmenler, çeşitli sanatçılar, zanaatçılar ve diğer dallardan eğitmenler olurdu. Her padişahın ve şehzadenin yalnızca 4 erkek çocuğundan biri bu eğitime kabul edilecekti. Eğitim demek saray yolunun açılması demek.
Bu 4 çocuk doğduğu andan itibaren saray saçmalıklarından uzak şekilde büyümeye o inşa ettirilen devasa sarayda devam ederdi. Doğduklarında onlara bir takım kimseler tarafından "sen Padişah olmak için doğdun, bu ülkeyi sen yöneteceksin, senden başka kimse yönetmeyecek kınalı kuzum." gibi saçmalıklarla doldurulmadan, safi eğitim ve gelişim ile büyüyecek bu çocuklar.
Yirmili yaşlarına geldiklerinde, bu eğitim sarayında ki en bilge, en iyi öğretmenler tarafından büyük sınavlara tabii tutulup aralarından en iyisi seçilecek ve ülkeyi o kişi yönetecek. Kalan 3 kişi ise eğitimde gösterdikleri becerilere göre sarayda en üst konumlarda görev alıp mutlak sadakat ile ülkesine hizmet edecek, baştaki padişahın seferde ya da eceliyle ölmesi durumunda yerine bu listeden bir başkası geçecek.
Bu eğitimler izole şekilde değil, ara sıra halka, toprağa, seferlere de gitmeleriyle onları tecrübelendirecek şekilde olacak.
Ben bu sistemime Hanedan Akademisi adını verdim, elbette eksileri artıları var, mantıklı ya da mantıksız, değişmesi gereken yerleri var, ama buna benzer bir sistem kardeş katletmekten de kafes sisteminden de daha iyi sonuçlar verirdi.