Katılım
28 Aralık 2024
Mesajlar
1.338
Çözümler
27
Beğeniler
1.426
Yer
ALANYA
Modern toplumun işletim sistemi; seni, beni, onu birer ".exe" dosyası olarak kodlamıştır. Temel beklenti; sistem kaynaklarını kullanarak somut bir çıktı, yani "kâr" log dosyası üretmektir. Sanat tarihi okuyan, felsefe ile ilgilenen veya ticari kaygısı olmayan bir araştırma yürüten biri; arka planda çalışan ama arayüzü olmayan bir servis gibi algılanır. Yaptığınız iş banka hesabınızdaki "integer" değerini artırmıyorsa, toplumun gözünde anında "boş işler" statüsüne düşersiniz. Bu durum; insanı bir amaç değil, salt bir araç olarak gören faydacılık yanılgısının sonucudur.

Eskiden "boş iş" kavramı, fiziksel olarak hiçbir eylemde bulunmamakla eş değerdi. Günümüzde ise bu tanım, tamamen finansal bir "proof of work" (iş kanıtı) mekanizmasına dönüşmüş durumdadır. İnsanların sizin emeğinize saygı duyması, ürettiğiniz entelektüel veya sanatsal değere değil, kaç "hash rate" ile para bastığınıza bağlıdır. Muazzam bir emekle yazılım geliştiren ancak bunu açık kaynak olarak sunup para kazanmayan bir yazılımcı bile, toplum gözünde "iş yapmıyor" ve "çalışmıyor" statüsündedir. Toplumun mantığı basittir: O kadar kod yazdın, totalde cebine giren bir para yok; yani boş boş işlerle uğraşıyordur.

Kısacası dostlar; para kazandırmayan mesleğe veya uğraşa "boş" denmesinin sebebi sizin vizyonsuzluğunuz değil, insanların banka dekontundan başka bir ölçü birimi bilmemesidir. Her eylemi bir fiyata indirgeyen bu sığlık, çağımızın en büyük cehaletidir. Eğer yaptığınız iş size bugün para getirmiyor ama zihninizi keskinleştirip sizi daha yetkin bir insana dönüştürüyorsa, bırakın dışarıdan "boş" görünsün. İçi para dolu ama ruhu iflas etmiş milyonlarca insandan çok daha dolu bir hayat yaşadığınız kesin.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Direkt başlığa göre cevap vereceğim; hayat para ile dönüyor, parasız hiçbir şey olmuyor. Bu yüzden insanlar "boş" diyor.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Kardeşim hayat parayla geçip gidiyor bu nasıl bir soru?

Kardeşim, hayatın parayla geçtiğini, faturaların duayla ödenmediğini uçan kuş da biliyor, yerdeki taş da. Bu bir sır değil, bir hayat gerçeği.

Benim deme istediğim bir şeye heves edersin, bir şey üretmeye başlarsın daha projenin ilk sürümü çıkmadan tepende bir ses biter "kanka bundan para kazanacak mısın?" işte bu zihniyet, dünyadaki en büyük heves katilidir. Çünkü bu mantığa göre, bir şeyin değerli olması için illa o saniye kasaya nakit girişi yapması gerekir. Oysa gerçek dünya böyle dönmüyor. Bugün milyarlarca dolar eden platformlar, sistemler ya da sanat eserleri; ilk günlerinde birilerinin "para kazandırmayan" tutkularından ibaretti.

Mesele şu para, üretilen değerin yan ürünüdür. Sen önce bir yetkinlik kazanırsın, bir sorunu çözersin, bir fark yaratırsın; para zaten seni bulur. Ama bizde süreç ters işliyor. Daha ortada fol yok yumurta yokken "kaç para getirecek?" diye sorulduğunda, o işin kalitesi değil, sadece etiketi konuşuluyor. Bu da insanı geliştiren değil, sadece günü kurtaran, sığ ve kopyala-yapıştır işlerin ortaya çıkmasına neden oluyor.

boş denmesinin sebebi para kazandırmaması. Bu devirde para = her şey.

Bak şimdi kitap okumak doğrudan banka hesabına para yatırır mı? Hayır. Sayfayı çevirdiğinde ATM'den makbuz çıkmaz. Ama o kitap senin kelime dağarcığını, ikna kabiliyetini ve vizyonunu geliştirir. Yarın öbür gün bir iş görüşmesine gittiğinde ya da bir müşteriyle masaya oturduğunda, iki kelimeyi bir araya getiremeyen adamın önüne sadece o "para getirmeyen" kitaplar sayesinde geçersin. O gün alacağın o büyük ihale ya da o yüksek maaşlı iş, aslında o "boş" dediğin kitapların meyvesidir.

Başka bir örnek bir yazılımcı düşün. Adamın işi gücü yok, aylarca uğraşıp açık kaynak (herkese bedava) bir kütüphane yazıyor. Cebine para giriyor mu? Hayır. "boş iş" değil mi sana göre? Ama o adam o projeyi referans gösterip bugün dünyanın en büyük şirketlerinden teklif alıyor. O süreçte kazandığı tecrübe, kurduğu network ve geliştirdiği yetkinlik ona paranın satın alamayacağı bir kapı açıyor. Para o işin sebebi değil, o işin kalitesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak geliyor.

Hatta daha basite inelim spor yapmak. Spor yaptığında biri gelip sana maaş mı bağlıyor? Hayır. Aksine vaktinden gidiyor, yoruluyorsun. Ama o spor sayesinde kazandığın disiplin, sağlık ve öz güven hayatının her alanında seni daha verimli bir insan yapıyor. Daha dinç bir zihinle çalışıp daha çok kazanmanı sağlıyor.
 
Son düzenleme:
Kardeşim, hayatın parayla geçtiğini, faturaların duayla ödenmediğini uçan kuş da biliyor, yerdeki taş da. Bu bir sır değil, bir hayat gerçeği.

Benim deme istediğim bir şeye heves edersin, bir şey üretmeye başlarsın daha projenin ilk sürümü çıkmadan tepende bir ses biter "kanka bundan para kazanacak mısın?" işte bu zihniyet, dünyadaki en büyük heves katilidir. Çünkü bu mantığa göre, bir şeyin değerli olması için illa o saniye kasaya nakit girişi yapması gerekir. Oysa gerçek dünya böyle dönmüyor. Bugün milyarlarca dolar eden platformlar, sistemler ya da sanat eserleri; ilk günlerinde birilerinin "para kazandırmayan" tutkularından ibaretti.

Mesele şu para, üretilen değerin yan ürünüdür. Sen önce bir yetkinlik kazanırsın, bir sorunu çözersin, bir fark yaratırsın; para zaten seni bulur. Ama bizde süreç ters işliyor. Daha ortada fol yok yumurta yokken "kaç para getirecek?" diye sorulduğunda, o işin kalitesi değil, sadece etiketi konuşuluyor. Bu da insanı geliştiren değil, sadece günü kurtaran, sığ ve kopyala-yapıştır işlerin ortaya çıkmasına neden oluyor.



Bak şimdi kitap okumak doğrudan banka hesabına para yatırır mı? Hayır. Sayfayı çevirdiğinde ATM'den makbuz çıkmaz. Ama o kitap senin kelime dağarcığını, ikna kabiliyetini ve vizyonunu geliştirir. Yarın öbür gün bir iş görüşmesine gittiğinde ya da bir müşteriyle masaya oturduğunda, iki kelimeyi bir araya getiremeyen adamın önüne sadece o "para getirmeyen" kitaplar sayesinde geçersin. O gün alacağın o büyük ihale ya da o yüksek maaşlı iş, aslında o "boş" dediğin kitapların meyvesidir.

Başka bir örnek bir yazılımcı düşün. Adamın işi gücü yok, aylarca uğraşıp açık kaynak (herkese bedava) bir kütüphane yazıyor. Cebine para giriyor mu? Hayır. "boş iş" değil mi sana göre? Ama o adam o projeyi referans gösterip bugün dünyanın en büyük şirketlerinden teklif alıyor. O süreçte kazandığı tecrübe, kurduğu network ve geliştirdiği yetkinlik ona paranın satın alamayacağı bir kapı açıyor. Para o işin sebebi değil, o işin kalitesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak geliyor.

Hatta daha basite inelim spor yapmak. Spor yaptığında biri gelip sana maaş mı bağlıyor? Hayır. Aksine vaktinden gidiyor, yoruluyorsun. Ama o spor sayesinde kazandığın disiplin, sağlık ve öz güven hayatının her alanında seni daha verimli bir insan yapıyor. Daha dinç bir zihinle çalışıp daha çok kazanmanı sağlıyor.
Konunun kitap ile ne alakası var kardeşim? Sen başlığa yazmışsın ki: "Para kazandırmayan mesleğe neden 'boş' diyoruz?" Ne yazıyor orada? "Mesleğe" yazıyor. Keşke ben de şu para işini düşünmesem de dilediğim işi yapsam.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Çünkü millet etikete takıntılı örnek vereyim.Ağzı dola dola mühendis diyor övünüyor kasılıyor. Kalıplaşmış meslekler dışında aşağılamak için boş diyor.