Bireyin, temel ihtiyaçlarını gidermek için birileriyle ortak harekette bulunmasının gerekliliği her durumda, zorunluluk olmaktadır. Herhangi bir ortak hareket, topluluk; bu toplulukların boyutunun sonunda da topluma ulaşılacaktır elbet. Herhangi bir topluluğun temeli de ailedir ve temele dönersek, aile içinde kademeleri veya görev dağılımını paylaşabilmek, yine kişilerin çabasına bağlı olarak topluma nazaran daha kolaydır. Lakin ayrımlar veya yapılması gerekenler hakkında da bir bilinç elzemdir. Bu noktada, olası herhangi bir çoğullukta, sınıf bilinci anahtar role sahip olacaktır. Konuyu sanki anlatmak istediğime getiriyor ve bağlıyor gibi gözükmekteyim lakin iş biraz çetrefilli.
Temel birliktelik olan aileyi ele alırsak, elimizde 3 figür mevcuttur. Baba, anne ve çocuk. Baba ve anne; metanın kazanılması ve kontrollü dağılımından mesul bireyler, çocuk ise hayata hazırlık konusunda çokça desteğe ihtiyaç duyan, kazanıma katkısı ve ne şekilde olacağı hakkında bilgisi olmayan, tüketici bireydir. Çocuk açısından değerlendirildiğinde ise tepesinde bulunan iki adet insanın sözleri ile şekillenen, bir şekilde kısıtlanmaya vesile, durmanın oturmanın kalkmanın harca tabi olduğu bir ortam mevcuttur. Çocuk kendi kapasitesince öğrendiği kadar, elinden geleni yapıyordur. Anne baba da aynı şekilde öğrendikleri çerçevede, çocuğun kurallarını belirliyorlardır. Çocuk itaat ederse ve söz dinlerse, iyidir. Söz dinlemiyorsa, söz dinlemesi sağlanmalıdır.
Temelde öğrenilen bu ilişki şeklinin bir kısmını, işveren ve çalışanın olduğu herhangi bir ortaklıkta görebilirsiniz. Çalışanın çocuktan farkı, üretimin temelini oluşturmasıdır ve üretim denilen de kazancın temelidir. Kazanç olmadan da insanların ilişki kurmasının gerekliliği, insanın temel arzularına göre yoktur; insan, çıkara meyillidir. O vakit tüm bu hengâme, ne için var olmaktadır? Bireyin kazancı. Bunu bireyin kazancından, bireylerin kazancına çevirebilmek için kişilerin toplum içindeki rollerinin, yapması gerekenlerin hakkı ile yerine getirilebilmesi gerekmektedir. Toplum içinde; yönetici, üretici, ihtiyaç sahibi gibi ayrımların olması sebebiyle, sınıflar ve bunlara dahil olanların konunun işleyişi hakkında bir bilince sahip olmasının gerekliliğinin olduğu ve bunun da bireylere öğrenme konusunda yük bindirdiği açıktır. Bilinç sahibi olması mümkün olmayanların da korunması gerekmektedir ki onlar da birilerinin çocuğudur.
Dünya, kazanç üzerine dönmektedir. İnsan, kendini kollamaya yatkındır. Bunun ortadan kaldırılıp da sağlıklı bir toplumun inşasının mümkün olabilmesi için; her bireyin, toplumun varlığının sürekliliğini sağlayabilme uğruna hem kendi varlığını hem de diğerlerinin varlığını koruyabilme adına gerekenleri yapması hakkında bilgiye sahip olması, sınıfsal bilinç ile ifade edilebilir. Bunlardan herhangi biri, birey veya toplum tarafına kayarsa; yaşananın yükü de bir tarafa binecektir.
Özetle; yönetici idare eder, işçi üretir, anne baba öğretir, çocuk da öğrenmeye çalışır. İlişkiler ve sistem de öğretmene bağlıdır.