Relapse 28

Üstün
Katılım
28 Aralık 2024
Mesajlar
1.607
Çözümler
31
Beğeniler
1.714
Yer
Antalya
Az önce telefonumda notlarımda gezerken gördüm de, zamanında zweig okurken altını çizip kaydettiğim birkaç cümle denk geldi. Hazır aklıma gelmişken buraya da bırakayım dedim. Zweig'ın yalnızlığı anlatış şekli bana hep çok başka gelir. Adam yalnızlığı sadece birinin hiç konuşucak insan bulamaması gibi düz bir şey olarak görmüyor doğrudan insanın kendi zihninde sıkışıp kalması olarak anlatıyor. Satranç ya da bilinmeyen bir kadının Mektubu'nu okuduysanız ne demek istediğimi anlarsınız.

"Hiç kimseye hiçbir şey ifade etmemek... İşte en büyük yalnızlık buydu."
Kimsenin hayatında veya zihninde en ufak bir yer edinememiş olma hissi bence fiziksel yalnızlıktan çok daha ağır.

"İnsan kalabalıklar içinde de yalnız kalabilir; hatta en ağır yalnızlık tam da bu kalabalıkların ortasında yaşananıdır."
Etrafın insan doluyken bile anlaşılamamak, tek başınayken hissettiğinden çok daha sert vuruyor adama.

"Hiçbir şey insan ruhuna baskı yapamaz, hiçlik kadar."
Satranç'ı okuyanlar hatırlar adama fiziksel hiçbir şey yapmıyorlar, sadece tek bir odaya kapatıp yalnız bırakıyorlar. Bir insanı dış dünyadan tamamen koparıp yalnız bıraktığında zihnin kendi kendini yemeye başlamasını efsane özetliyor.

"Bütün yalnızlar gibi endişeliydi; çünkü kalabalığa karışan insan korkularını unutur, yalnız adam ise onları büyütür."
Kendi kabuğuna çekildikçe kafandaki o ufacık şüphenin veya dertlerin devasa bir felakete dönüşme sürecini çok net anlatmış. Yalnızlık bir noktada aşırı düşünme tuzağına dönüşüyor.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Az önce telefonumda notlarımda gezerken gördüm de, zamanında zweig okurken altını çizip kaydettiğim birkaç cümle denk geldi. Hazır aklıma gelmişken buraya da bırakayım dedim. Zweig'ın yalnızlığı anlatış şekli bana hep çok başka gelir. Adam yalnızlığı sadece birinin hiç konuşucak insan bulamaması gibi düz bir şey olarak görmüyor doğrudan insanın kendi zihninde sıkışıp kalması olarak anlatıyor. Satranç ya da bilinmeyen bir kadının Mektubu'nu okuduysanız ne demek istediğimi anlarsınız.

"Hiç kimseye hiçbir şey ifade etmemek... İşte en büyük yalnızlık buydu."
Kimsenin hayatında veya zihninde en ufak bir yer edinememiş olma hissi bence fiziksel yalnızlıktan çok daha ağır.

"İnsan kalabalıklar içinde de yalnız kalabilir; hatta en ağır yalnızlık tam da bu kalabalıkların ortasında yaşananıdır."
Etrafın insan doluyken bile anlaşılamamak, tek başınayken hissettiğinden çok daha sert vuruyor adama.

"Hiçbir şey insan ruhuna baskı yapamaz, hiçlik kadar."
Satranç'ı okuyanlar hatırlar adama fiziksel hiçbir şey yapmıyorlar, sadece tek bir odaya kapatıp yalnız bırakıyorlar. Bir insanı dış dünyadan tamamen koparıp yalnız bıraktığında zihnin kendi kendini yemeye başlamasını efsane özetliyor.

"Bütün yalnızlar gibi endişeliydi; çünkü kalabalığa karışan insan korkularını unutur, yalnız adam ise onları büyütür."
Kendi kabuğuna çekildikçe kafandaki o ufacık şüphenin veya dertlerin devasa bir felakete dönüşme sürecini çok net anlatmış. Yalnızlık bir noktada aşırı düşünme tuzağına dönüşüyor.

Zweig'ın en güçlü yanı, yalnızlığı bir ortam eksikliği değil, insanın kendi zihninden kaçamaması olarak anlatması bence. Özellikle Satranç'ta dışarıdan hiçbir şey olmuyormuş gibi görünürken insanın içeriden nasıl parçalandığını çok etkileyici işlemiş. Kalabalık içinde anlaşılmamak da bazen tek başına kalmaktan daha ağır geliyor gerçekten. Paylaştığınız cümleler de bunu çok güzel özetliyor.