Pascal'ın kumarı bu, biliyorum. Baştan aşağı yanlış bir tutumdur. Sırf cehenneme gitme tehlikesini göze almamak için inanıyormuş gibi yapmaktır. Sonucu ise inanmamak ile aynı olur. Çünkü sonsuz zeka bir tanrı, kişinin bu düşüncelerini zaten bilir ve bu tanrı yeterince adaletliyse, o kişiyi inanmayan kişiler ile aynı kefeye koyar.
Tek bir doğru yok. Herkesin kendi doğruları var. Bu dinin kendi içinde bile böyle. Eğer öyle olmasa bir sürü mezhep niye ortaya çıksın? Ara sıra, bazı durumlara sözde daha eleştirel yaklaşanlar ortaya çıkmış ve dine kendi yorumlarını katmışlar. Etrafında eleştirel yaklaşmayanlar ise onun peşine takılmış ve böylece mezhep meydana gelmiş. Başka bölgelerde yine aynısı olmuş ve başka mezhepler çıkmış. Herkesin doğru ve yanlış yorumu var yani. Zaman içinde bunlar kendi çıkarlarına göre yorumlamaya başlıyor ve mezhep çatışmaları ortaya çıkıyor. Dinler arası savaşlar, inançlılar ile inançsızların savaşları, dinin içindeki mezheplerin savaşları hepsi tamamen doğrunun ve yanlışın göreliliğine bağlı olarak çıkıyor.
Kişiler çoğunlukla büyüdüğü ailenin, akrabaların, mahallenin, köyün, tanıdıkların, arkadaşların, çevrenin vb. etkisinde kalarak kendi doğrularını belirliyor. Bunların etkisinde kalmak irade ve zeka kullanımını minimale indiriyor. Ne zaman bütün doğru bildiklerini reddedip sıfırlanmış bir zihinle olayları yorumlamaya, soru sormaya, eleştirmeye başlıyorsun, işte o zaman nispeten daha objektif doğruların izinden yürümeye adım atıyorsun.
Akıl, bizim en büyük özelliğimiz. Bize dayatılan değerleri sorgulamıyorsak, aklımızı kullanmıyoruz demektir. Aklını kullanmayı engelleyen her şeyi sorgulamadığın sürece başkalarının doğrularına ve yanlışlarına göre yaşarsın. Yeri geldiğinde dini bile sorgulamak bu yüzden önemli. Eğer din şirk, günah, haram vb. şeyler söyleyerek senin sorgulamana izin vermiyorsa, bu durumda şüphelenmeye başlamak gerekiyor. Eğer korkutmak suretiyle en ufak bir şüpheye bile yer verilmiyorsa, bu şüphelenmek için daha büyük bir sebeptir.