Andar Han

Üstün
Katılım
30 Mart 2024
Mesajlar
1.175
Makaleler
4
Çözümler
9
Beğeniler
2.325
Hamza öldürüldü. Hamza, tüm kölelerin özgürlüğe kavuşması için savaşıyordu lakin bir para babasının üç beş kuruşa tuttuğu bir köle tarafından öldürüldü. Biri "biz" diyordu ve "ben" diyen, O'nun ne dediğine bakmadan, O'nu öldürdü. Dünyalığını kurtardı ama dünyayı diğerine dar etti ve bunun sebebi sadece kendini öncelemesiydi.

Diğer taraftan, Hamza'nın katlini kölenin katli ile denkleyen zihniyetten kurtulup, kölenin bunu yapmaması gerektiği sonucuna nasıl ulaşacağız? O kişiye ahlaki boyutta verilmesi gereken cezanın eylem denkliği, her soru için cevap olabiliyor mu? Arkasındaki güce dair sorular ne zaman oluşacak?

"Ben"lerin neye sebep olabileceklerine dair uç örnekler çoğaltılabilir. Hayat sadece "ben"in etrafında döndüğü vakit, kaos da kaçınılmaz oluyor; lakin öğretiler, ah o süslü öğretiler.
 
Son düzenleme:
Freud'a göre insanları iki dürtü yönetir. Şiddet ve cinsellik. Yine Freud'a göre id, ego ve süperego vardır. İd ilk 0-6 yaşımızı tamamen ele geçirmişken, süperego bize 6 yaşımızda merhaba der. Sonra İd ile yoğun bir kavgaya tutuşur. Sonra ego çıkar der ki, durun! Ve ikisine de akıl vermeye başlar sanki İd ve süperego, egonun evlatlarıdır. İşte buradaki ego sizin örneğinizdeki beni temsil ediyor. Ego yani sizin örneğinizdeki ben bir ebeveynse o halde işler hepten sarpa sarıyor. Hayat tabii ki içimizdeki ebeveynin etrafında dönecektir. Çünkü asıl yönetici de odur kral da odur. 🤝
 
İd ilk 0-6 yaşımızı tamamen ele geçirmişken

Aslında başka bir bakışla; ele geçirmemiştir, bizi inşa eder lakin hükmü bizden öncekilere bağlıdır. Onların kararı, bizi şekillendirir.

ego sizin örneğinizdeki beni temsil ediyor. Ego yani sizin örneğinizdeki ben bir ebeveynse o halde işler hepten sarpa sarıyor.

Benim örneğimin oncelle bir ilgisi pek de yok. Sondaki karar üzerine galiba.

Netice ve etkileri, bu etkilere sebep unsurlar ve bunların bertarafı; bu denklem herhangi bir olgu için söz konusu olabilir.

A şu haldeydi, ben de buyum; benim A'dan farkım harf mi acaba? Bu fark, çok da mühim mi?
 
Son düzenleme:
"Ben"lerin neye sebep olabileceklerine dair uç örnekler çoğaltılabilir.

Artık sadece ben ve benim doğrularım vardı. Benim doğrularım ile beraber olan insanlardan bizler değil, benlikler yarattım. Herkes ben olmuştu ama biz olamamıştık. Yarattığım ufak imparatorluğumu korumak için her şeyimi vermeye hazırdım.

Benden olmayanları hapsettim, hakaretler savurdum, onları "ben" yapamadıysam hakaretler ettim ve taraf olmaya zorladım. Çünkü benden farklı binlerce imparatorluk vardı ve onlar karşısında ayakta kalmak zorundaydım.

Her şeyi bildiğim için bunu doğrulamaya lüzum yoktu. Kalabalıklarım, bana yeterince cahil cesareti vermişti. Bir noktadan sonra artık imparatorluğumdaki savunduğum şeyin bile önemi yoktu. Oysa ki Hegel'in bu konudaki tavrı belliydi:

"Bilginin koşulu ve nesnesi arasındaki diyalektik ilişki izlenmelidir. Fenomenoloji, bilincin deneyiminde beliren "koşul" ile "koşullanan"ın -veya bilmenin kavramı/ölçütü ile nesnesinin- karşılıklı olarak birbirlerini belirleyip dönüştürdükleri sürecin bilimidir. Dolayısıyla Hegel'in ifadesiyle, "sınama yalnızca bilmenin sınanması değil, bilmenin ölçütünün de sınanmasıdır." Bilincin deneyiminin bilimi, bilme ediminin kendini gösterdiği biçimlerin sınanarak tüketilmesinin yolu olan "kendini tamamlayan kuşkuculuktur"".

Okuyup da anlam veremeyenler için:

Hegel'e göre bilgi ve nesne bir bütündür. Bir nesneyi beyniniz ile kavradığınızda, (daha doğrusu kavradığınızı düşündüğünüzde) ilgili nesne ile ilgili bilincin de işin içine girmesi sonucunda algınız da değişecektir. Bu değişen algı neticesinde sorulması gereken soru tek başına: "bu nesne ile ilgili olarak bilgiye sahip miyim?" değil, aynı zamanda "bu doğruya ulaşmak için kriterlerim nelerdir?" sorusu olacaktır.

İlk hikaye ile Hegel bağlantısını bilerek kurdum, alakası pek yok gibi görülse bile, bir zamanlar bizlere sistematik düşünme yöntemlerini öğreten birileri varken, bugün de sistematik olarak nasıl aptallaştırıldığımızın, yapay gündemlerin ve sosyal çürümenin bir sentezini yapmak istedim.
 
"sınama yalnızca bilmenin sınanması değil, bilmenin ölçütünün de sınanmasıdır."

Kıstas; ortaklık (hayat içindeki ortaklıklar üzerine açıklama yapmak gerekmez sanırım, aileden başlayıp da çoğul olarak aynı ülkü etrafında birleşen her ilişki ortaklıktır) denilenin inşasında, aynı ya da farklı tarafların bir şekilde ortaklaştıkları nokta. Ve sizin de alıntıladığım kısmın öncesinde belirttiğiniz, "kabulleri aynı olanlar birlikte yaşasın, farklılar da düşmanımızdır" fikrinin ya da bu fikri eylemde icra ettiğinin farkında olmayanların da kıstası ya da sınamasının ölçütü; kendinceliğe mahkum gibi görünüyor. "Her şeyden şüphe ederken, buna ben de dahil miyim?" (ya da ben, bilgi ve nesne arasındaki iştirakin kriterlerini belirleyen nedir?) sorusu da sizinle ortaklaştığımız kısım sanırım.

İlk hikaye ile Hegel bağlantısını bilerek kurdum, alakası pek yok gibi görülse bile, bir zamanlar bizlere sistematik düşünme yöntemlerini öğreten birileri varken, bugün de sistematik olarak nasıl aptallaştırıldığımızın, yapay gündemlerin ve sosyal çürümenin bir sentezini yapmak istedim.

Sağolun, zannımca gayet alakalı olmuş.
 
Son düzenleme:
sınamasının ölçütü; kendinceliğe mahkum gibi görünüyor. "Her şeyden şüphe ederken, buna ben de dahil miyim?"

Buradaki mahkumiyet, kendinceliğin kör ettiği bir zihnin yanılsaması olarak ortaya çıkan bir zarurettir. Bu yanılsama kendi bildiğini düşündüğünü sandığı olguların, empoze etmeye çalıştığı cehaletin, sistematik düşünme becerisinden habersiz bir güruha yapılan eleştiridir. İşin özüne, neden bu "yalnızca ben" durumuna gelindiğine dair yapılmış bir analizdir. Hegel'in düşünme biçimi burada bir örnektir. Farklı filozoflar, düşünme biçimini farklı şekillerde sistematikleştirmişlerdir (örneğin Kant'ın transedental felsefesi, o da anlatılabilirdi).

"Her şeyden şüphe ederken, buna ben de dahil miyim?" cümlesinin geçerli olabilmesi için, bahsedilen güruhta bir akıl kıvılcımı olmalıdır ki olmadığını söylemez abartı kaçmaz (olmasını çok istememe rağmen).