7025

Deneyimli
Katılım
24 Mayıs 2024
Mesajlar
729
Makaleler
5
Çözümler
14
Beğeniler
1.230
Önceki Bölümler:
Daha sonra, bir başka şehirde rastladım ona, halen ümitsizce sevdiğim kadın da oradaydı. Şans eseri, tanışmışlardı ve önceki benim adıma konuşmaktan hiç geri durmamış ve beni kalbinden sürgün eden kişinin merhametini ortaya çıkarmıştı. Sonuç olarak, bir gün kendimi onun da bulunduğu bir toplantıda buldum, bana doğru yaklaşıp elini uzattığını gördüm. Bana yaptığı bu hareketi ve beni selamlarkenki o derin, kederli bakışı nasıl yorumlamalıydım? Geçmişin bir affı olarak yorumladım bunu; bana yönelttiği, acımanın ilahi vurgusuyla süslü basit cümleleri, kelimelerin ötesinde bir değer kazanmıştı; sanki dini bir şey, daha önce kutsal olmayan bir sevgiye kendini katmış ve onu sonsuzluğun mührüyle damgalamıştı.

Aciliyeti halletmem gereken bir iş dolayısıyla, Paris'e dönmek mecburiyetindeydim; ama iki dostuma dönmeden önce, birdenbire orada yalnız birkaç gün geçirmeye karar vermiştim. Sevincim ve sabırsızlığım öyle bir boyuta ulaşmıştı ki, halletmem gereken yarım kalmış işlerin de etkisiyle bir tür sersemliğe kapılmıştım. Bir akşam, neredeyse gece yarısı, lojmanıma geri dönerken, şans eseri gözlerimi kaldırdım ve bir sokak lambasının aydınlattığı bir daire numarasına gözüm ilişti. Yaşımla aynıydı. Sonra, bakışlarımı indirdim, karşımda bomboş gözleri ve soluk yüzünün hatları aynı Aurélia'yı ansıtan bir kadın gördüm. Dedim ki kendime: bu ya onun ya da benim ölümümün bir alameti olmalı! Niçin ikincisinde karar kıldım bilmiyorum; ama içimden bir his, bunun tam da ertesi gün yine aynı saatte gerçekleşeceğini söylüyordu.

O gece bu hissi doğrulayan bir rüya gördüm. Birkaç odadan oluşan büyük bir binada dolaşıyordum, binanın bazı odaları çalışma odası olarak kullanılıyordu, geri kalanları ise sohbet ve felsefi tartışmalar için ayrılmıştı. Merakımdan dolayı, önceki odalardan birine girdim, orada sanki eski öğretmenlerimi ve sınıf arkadaşlarımı gördüğümü sandım. Yunan ve Romalı yazarlarla ilgili dersler, tekdüze uğultularıyla Tanrıça Mnemosyne'e edilen bir duayı andırarak devam ediyordu. Felsefi tartışmaların yapıldığı bir başka odaya geçtim. Bir süre bunlara katıldım, sonra kendime büyük merdivenleri olan ve gezginlerle dolup taşan bir çeşit pansiyonda oda bulmak için oradan ayrıldım.

Birkaç kez uzun hollerde yolumu kaybettim, ve orta galerilerden birinden geçerken, garip bir manzarayla karşılaştım. Orantısız büyüklükte bir yaratık -erkek ya da kadındı, bilmiyorum- tepemde büyük bir güçlükle kanat çırpıyor ve kalın bulutların içinde debeleniyor gibiydi. Nihayetinde, nefesi ve kuvveti tükenince karanlık avlunun ortasına düştü, düşerken kanatlarını çatılara ve korkuluklara takıp zedelemişti. Bir anlığına ona bakabilmiştim. Gülrengi tonlarla renklenmişti ve kanatları sayısız kez değişen yansımalarla parlıyordu. Klasik kıvrımlarla dökülen uzun bir cübbeye bürünmüştü, adeta Albrecht Dürer'in Ölüm Meleği'ni anımsatıyordu. Dehşet dolu çığlıklarımı bastıramamıştım ve bir anda uykudan uyanmıştım.

Ertesi gün bütün dostlarımı görme telaşı içindeydim. Onlara zihinsel olarak veda ediyordum, ve onların aklımdan geçenleri öğrenmesine izin vermeden, mistik konularda tutkulu sorgulamalara başlamıştım; onları tuhaf belagatımla şaşırtmıştım; bana her şeyi anlıyormuşum gibi geliyordu, sanki bu dünyanın gizemleri bu nihai anlarda bana açıklanıyor gibiydi.

O akşam, nihai vakit yaklaşırken, bir kulüpte iki dostumla beraber oturmuş, resimden ve müzikten bahsediyorduk, onlara renklerin oluşumu ve sayıların anlamı üzerindeki görüşlerimi açıklıyordum. Aralarından biri, ismi Paul'du, bana lojmana giderken eşlik etmek istemişti ama ona eve gitmeyeceğimi söyledim. "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. "Şark'a!" dedim ona. Ve yanı başımda yürürken, tanıdığımı düşündüğüm bir yıldızı bulmak için göğü incelemeye başladım, sanki onun yazgımın üzerinde bir etkisi var gibiydi. Yıldızı bulduktan sonra, yoluma devam ettim, önümde görebildiğim sokakları takip ediyordum, sanki yazgıma doğru ilerliyor gibiydim ve ölümün geleceği ana dek o yıldızı bakış açımda tutmak istiyordum. Ama üç sokağın kavşağına geldiğim vakit, daha fazla ilerlemeyi reddettim. Dostum beni tekrar yürütmek için insanüstü bir kuvvet harcıyordu; gözümde gittikçe daha da büyüyüp bir havari gibi gözükmeye başlamıştı. Üstünde durduğumuz nokta, bütün kentsel özelliklerini yitirerek yükseliyor gibiydi - hudutsuz bir boşlukla çevrili bir tepenin üzerindeki bu sahne artık iki ruh arasındaki bir savaşa, İncil'deki bir tür ayartmaya dönüşmüştü. "Hayır!" dedim ona. "Cennetinize ait değilim ben. Beni bekleyenler o yıldızdalar. Onlar senin bildirdiğin vahiyden önce geldiler. Bırak katılayım tekrar onlara, çünkü sevdiğim onların arasında, tekrar buluşmamızı bekliyor."

Yazar: Gérard de Nerval
Çevirmen: @7025

Orijinal Metin:

Nerval, G. de (2016). Aurélia ou le rêve et la vie [Aurélia veya Rüya ve Yaşam]. Classiques Garnier. Aurélia ou le Rêve et la Vie (Eser ilk olarak 1855'te yayımlanmıştır)