Days Gone, çoğu kişinin aksine bana göre kötü bir oyun değil. Evet, başlarda gerçekten yorucu, tempo düşük ve nereye varacağı belirsiz. Ama sabredebilirseniz, özellikle O’Brian devreye girdikten sonra oyun ciddi anlamda açılıyor. Hikâye daha ilgi çekici hâle geliyor, karakterler biraz daha yerleşiyor, ne yaptığınızı ve neden yaptığınızı daha iyi anlıyorsunuz.
Başlarda oyun sizi adeta amele gibi çalıştırıyor. Görevler tekrar ediyor, motorla uğraşmak eziyet gibi geliyor, gece gezmeleri ayrı bir stres... Ama bir süre sonra geceleri dışarı çıkmanın korkusu da azalıyor, sisteme alışıyorsunuz. Özellikle zombileri birbirine kırdırabildiğiniz anlar —mesela bir bleacher’ı ayıyla kapıştırmak gibi— fazlasıyla keyifli.
Motorla ilgili çok fazla söylenecek şey yok açıkçası, alışınca sorun kalmıyor. Ama oyunun en sevdiğim yanlarından biri, NERO noktalarında bulunan ses kayıtları oldu. Bu kayıtlar, sadece hikâyeyi değil, dünyanın neden bu hale geldiğini, insanların nasıl terk edildiğini, kimlerin kaçtığını ya da geride bırakıldığını da anlatıyor. Diğer zombi oyunlarında genelde “zombi zombidir” mantığı vardır; burada ise bu yaratıkların geçmişte insan olduklarını, bazı şeylere hâlâ tepki verdiklerini, hayvanları takip ettiklerini, hatta takılara ilgi duyduklarını bile görüyorsunuz. Bu detaylar çok hoşuma gitti. Hikâye parçalarını gidip dinlemek, oyunu daha anlamlı kılıyor.
Ama her güzel şeyin bir kusuru olur. Oyunun başında yaptırılan angarya işler, tekrar eden görevler insanı sıkabiliyor. Zombiler de bir süre sonra “çerez” hâline geliyor. Başta korkarak savaştığınız devasa yaratıklar, birkaç geliştirme sonrası tek atışla düşüyor — bu da biraz absürt geliyor. Karakterler kısmında da Boozer ve Sarah dışında kim ölse çok da umursamıyorsunuz açıkçası. Diğer karakterler biraz yüzeysel kalmış.
Açık dünyada rastgele karşılaştığınız olaylar da keşke biraz daha çeşitli olsaymış. Genelde sıkışmış birini kurtarıyorsunuz, sonra yine aynı sahne, aynı NPC… Dünya güzel kurulmuş ama canlılık hissi sınırlı. Gizli son ise gerçekten çok güzel. Bir devam oyunu olan Days Gone 2 umutlarını yeşertiyor ama büyük ihtimalle gelmeyecek gibi. Bu da insanı biraz arafta bırakıyor.
Silah çeşitliliği biraz daha fazla olsaydı, özellikle oyunun sonlarına doğru cephane ve yanıcı madde üretimi bu kadar zorlayıcı olmasaydı çok daha iyi olur muş. Öyle ki, ahırı temizlediğim görevde elimde hiçbir şey kalmamıştı, oyunun bug’ını kullanarak uzaktan vura vura geçmek zorunda kaldım.
Genel olarak toparlamak gerekirse, Days Gone sabır isteyen ama sabredene güçlü bir hikâye ve atmosfer sunan bir oyun. Bazı yönleri eksik, bazı yerlerde tekrar ediyor, ama tamamen kötü diyemem. Özellikle hikâyeye önem veren oyuncular için kesinlikle denemeye değer.
Başlarda oyun sizi adeta amele gibi çalıştırıyor. Görevler tekrar ediyor, motorla uğraşmak eziyet gibi geliyor, gece gezmeleri ayrı bir stres... Ama bir süre sonra geceleri dışarı çıkmanın korkusu da azalıyor, sisteme alışıyorsunuz. Özellikle zombileri birbirine kırdırabildiğiniz anlar —mesela bir bleacher’ı ayıyla kapıştırmak gibi— fazlasıyla keyifli.
Motorla ilgili çok fazla söylenecek şey yok açıkçası, alışınca sorun kalmıyor. Ama oyunun en sevdiğim yanlarından biri, NERO noktalarında bulunan ses kayıtları oldu. Bu kayıtlar, sadece hikâyeyi değil, dünyanın neden bu hale geldiğini, insanların nasıl terk edildiğini, kimlerin kaçtığını ya da geride bırakıldığını da anlatıyor. Diğer zombi oyunlarında genelde “zombi zombidir” mantığı vardır; burada ise bu yaratıkların geçmişte insan olduklarını, bazı şeylere hâlâ tepki verdiklerini, hayvanları takip ettiklerini, hatta takılara ilgi duyduklarını bile görüyorsunuz. Bu detaylar çok hoşuma gitti. Hikâye parçalarını gidip dinlemek, oyunu daha anlamlı kılıyor.
Ama her güzel şeyin bir kusuru olur. Oyunun başında yaptırılan angarya işler, tekrar eden görevler insanı sıkabiliyor. Zombiler de bir süre sonra “çerez” hâline geliyor. Başta korkarak savaştığınız devasa yaratıklar, birkaç geliştirme sonrası tek atışla düşüyor — bu da biraz absürt geliyor. Karakterler kısmında da Boozer ve Sarah dışında kim ölse çok da umursamıyorsunuz açıkçası. Diğer karakterler biraz yüzeysel kalmış.
Açık dünyada rastgele karşılaştığınız olaylar da keşke biraz daha çeşitli olsaymış. Genelde sıkışmış birini kurtarıyorsunuz, sonra yine aynı sahne, aynı NPC… Dünya güzel kurulmuş ama canlılık hissi sınırlı. Gizli son ise gerçekten çok güzel. Bir devam oyunu olan Days Gone 2 umutlarını yeşertiyor ama büyük ihtimalle gelmeyecek gibi. Bu da insanı biraz arafta bırakıyor.
Silah çeşitliliği biraz daha fazla olsaydı, özellikle oyunun sonlarına doğru cephane ve yanıcı madde üretimi bu kadar zorlayıcı olmasaydı çok daha iyi olur muş. Öyle ki, ahırı temizlediğim görevde elimde hiçbir şey kalmamıştı, oyunun bug’ını kullanarak uzaktan vura vura geçmek zorunda kaldım.
Genel olarak toparlamak gerekirse, Days Gone sabır isteyen ama sabredene güçlü bir hikâye ve atmosfer sunan bir oyun. Bazı yönleri eksik, bazı yerlerde tekrar ediyor, ama tamamen kötü diyemem. Özellikle hikâyeye önem veren oyuncular için kesinlikle denemeye değer.
Son düzenleme: