Geçen kuzenle sahilde oturuyoruz, çekirdek falan takılırken elemanın teki geldi. Boynunda turuncu fıstık gibi bir Mısır yılanı var, ortalık bir an buz kesti, millet tırsıp geriye çekildi. Bizim kuzen hemen atladı, birader bu gece seni yatakta boğup üstüne bir de kapağını kapatıp gitmiyor mu dedi. Eleman döndü bize, sıfır jest mimik aşırı ciddi bir ifadeyle, kanka bu hayvan geçen gün benden gizli evdeki vergi borçlarını yapılandırmış, gece yatakta beni boğmaya vakti yok çünkü KPSS çalışıyor dedi.
Biz orada bir patladık zaten. Sonra başladım ben evdeki kediyi anlatmaya. Gece saat üçte koridorda çıldırmalarını, koltukları tırmalamasını, tüyünü kumunu mamasını anlatıp tüm paramı kediye yatırdığımı söyledim. Eleman boynundaki yılanı okşayıp, bak bu arkadaş ne tüy döküyor ne evde depresyon krizine girip koltuk tırmalıyor ne de sabahın köründe mama diye kapı tekmeliyor, haftada bir buzluktan dondurulmuş fare çıkarıp çözdürüyorum, maşayla veriyorum, sonra geçip köşesinde varoluşsal sancılarını çekiyor, sıfır gürültü sıfır dert dedi.
Kuzenle birbirimize baktık, ikimizin de zihninde aynı jeton düştü. Dedik ki biz evde yıllardır boşuna tantana çekiyormuşuz, aradığımız o minimalist, gürültüsüz ve yüksek huzur içeren hayat meğer bu hayvandaymış. Sahilden kalktığımızdan beri de kuzenle oturup yılan bakımı araştırıyoruz.