Winston zaten en baştan beri sisteme uyuz oluyordu ama korkudan gıkını çıkaramıyordu. Günlük tutması, Julia ile takılması falan hep ben de insan gibi yaşayayım çabasıydı. Ama O Brien denen adama güvenerek hayatının en büyük saflığını yaptı. Adam zaten en başından beri Partinin adamıymış, Winston'ı kendi elleriyle bitirdi. Yakalandıktan sonra film tamamen koptu zaten. Adama yapılan işkenceler sadece iki laf söyletmek için değil, bildiğin zihnini sıfırlamak içindi. 101 numaralı odada en çok korktuğu şeyle burun buruna gelince Julia'yı saniyesinde sattı. En sonda Büyük Birader'e sevdalanması da tam bir tezat. Çünkü adam sadece savaşı kaybetmedi, nefret ettiği sistemin tam bir piyonuna dönüşmüş oldu. Büyük Birader dedikleri de tek bir adam değil, herkesin hayatına burnunu sokan koca bir düzenin simgesi. Geçmişi baştan yazmaları, kimsenin kimseye güvenememesi falan harbiden çok iyi işlenmiş. Açıkçası Winston bir şekil yırtar diye bekliyordum ama adamı içten içe oyup attılar. Kitap bitince de insanın ağzında leş gibi bir tat kalıyor
Daha ilk sayfalardan insanın üzerine fena bir darlık çöküyor. Herkesin dikizlendiği, milletin düşünmeye bile korktuğu garip çok tanıdık (fazlasıya tanıdık
Yayınevi İletişim Yayınları, çevirmen Müge Günay. Çevirisini de açıkçası oldukça beğendim, okurken hiç zorlanmadım ve gayet akıcıydı.