Bu kitap hakkında beni en çok düşündüren şey, insanın yaş aldıkça gerçekten olgunlaşıp olgunlaşmadığı meselesi oldu. Başlangıçta bazı şeylere büyük anlamlar yüklüyoruz ve geleceğe dair kendimize göre bir dünya kuruyoruz. Her şeyin düşündüğümüz gibi ilerleyeceğini ve bir gün istediğimiz insan olacağımızı sanıyoruz. Sonra hayatın içine girdikçe insanlarla karşılaşıyoruz ve bazı şeyleri tecrübe ediyoruz. Bir noktadan sonra eskiden çok önem verdiğimiz şeylere eskisi kadar önem vermemeye başlıyoruz. Peki, bu gerçekten olgunlaşmak mı yoksa zaman içerisinde hayal kırıklığına uğrayıp kendimizden bir şeyler kaybetmek mi? Bence kitabın asıl güzel tarafı bu soruyu insanın aklına getirmesi. Çünkü bazen gerçekçi olmakla hayallerimizden vazgeçmek arasındaki çizgiyi fark edemiyoruz.
Kitapta anlatılanları yalnızca gençlik ve yaşlılık arasındaki bir çatışma olarak değerlendirmek de bana biraz eksik geliyor. Bir tarafta hayata karşı daha heyecanlı ve idealist bir yaklaşım var, diğer tarafta ise insanın tecrübeleri sonucunda geliştirdiği daha temkinli bir bakış açısı. İki tarafın da kendince haklı olduğu noktalar var. Genç bir insanın her şeyi bildiğini düşünmesi ne kadar yanlışsa, hayatı yeterince tanıdığını düşünen birinin bütün hayalleri gereksiz görmesi de bana o kadar yanlış geliyor. İnsan zamanla bazı şeyleri öğreniyor ama öğrendiği her şeyin onu daha mutlu ya da daha doğru bir insan yapacağı da kesin değil. Bazen tecrübe kazandırırken, bazen de insanı alışkanlıklarının içine hapsedebiliyor. Hepimizin hayatı bir açıdan sıradan. Hepimiz bir şeyler hayal ediyoruz, bazı şeylere ulaşmaya çalışıyoruz ve zaman içerisinde değişiyoruz. Bir zamanlar bizim için çok önemli olan düşünceler, yıllar sonra bize yabancı gelebiliyor. Eskiden asla yapmam dediğimiz şeyleri yapabiliyor ya da bir zamanlar çok istediğimiz şeylerden kendi isteğimizle vazgeçebiliyoruz. Bu değişimin ne kadarının bizim seçimlerimizden, ne kadarının yaşadığımız koşullardan kaynaklandığını anlamak ise her zaman kolay değil.
Genel olarak kitabı sevdim.