Uykularım kalmadı, haram oldu
Baktıkça içimde bir şeyler taşlaşır oldu
Ama kalbim bomboş hissedebiliyorum
Sessiz sakin bir çölde yolunu gözlüyorum
Sanki kötü bir şaka gibi hayatım, aşkım
Bir toz tanesinden ibaretim, yok bir yardım
Zamanın sıradanlaştığı günler artık
Sensiz geçer mi bir ömür, n'aparım
Uykularım kalmadı, haram oldu
Baktıkça içimde bir şeyler taşlaşır oldu
Ama kalbim bomboş hissedebiliyorum
Sessiz sakin bir çölde yolunu gözlüyorum
Sanki kötü bir şaka gibi hayatım, aşkım
Bir toz tanesinden ibaretim, yok bir yardım
Zamanın sıradanlaştığı günler artık
Sensiz geçer mi bir ömür, n'aparım
Tabib sen elleme benim yaramı
Beni bu dertlere salanı getir
Kabul etmem birgün eksik olursa
Benden bu ömrümü çalanı getir
Git ara bul getir saçlarını yol getir ya ya ya
Benden bu ömrümü çalanı getir
Git ara bul getir saçlarını yol getir ya ya ya
Bir kor oldu gövünüyor özümden
Name name iniliyor sazımdan
Dünyayı verseler yoktur gözümden
Dili bülbül gaşı kemanı getir lele
Git ara bul getir saçlarını yol getir ya ya ya
Dili bülbül gaşı kemanı getir lele
Git ara bul getir saçlarını yol getir
Merhamet etmiyor gözümün yaşına
Sen derman arama boşu boşuna
Ölürsem, mezarımın başına
Hayatıma sebep olanı getir lele
Git ara bul getir, saçlarını yol getir ya ya ya
Hayatıma sebep olanı getir lele
Git ara bul getir, saçlarını yol getir
Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.
Rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.
Burda insan duman gibi genişler, büyür.
Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
Buralarda her düşünce sona yakındır,
Burda her şey bizden uzak, ‘O’ na yakındır.
Burda yoktur insanların düşündükleri,
Rüzgâr siler kafalardan küçüklükleri.
Yanağıma çarpar geniş kanatlarını,
Ve anlatır mabutların hayatlarını.
Ara sıra kulağını bana verdi mi,
Ben de ona anlatırım kendi derdimi.
“Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi,
beni yaktırırsın,
odanda ocağın
üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf,
beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yatarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…”
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi alevden;
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu…
Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan.
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse…
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!…
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince.
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince.
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkinin tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende ılah'ın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden…
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olsaydı.
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler…
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma “kaabil”;
İmkanı bulunsaydı, bütün ömre mukabil.
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün tanrı'yı kıskanıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur,
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik!