Bu konuda İbn Haldun'un görüşünü benimsemiş durumdayım.

  1. Önce devlet, bir lider veya kabile reisi ile hareket ettiği bir dönemi başlatır. Osmanlı İmparatorluğu için buna örnek, Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi'dir.
  2. Mutlak otorite, yani yükseliş dönemi; hükümdarın otoritesini artık tek başına kurduğu, yetkilerin merkezileştiği ve rakiplerin saf dışı bırakıldığı dönemdir. Osmanlı İmparatorluğu için örnek, Fatih Sultan Mehmed'dir; Osmanlı'nın altın çağını başlatan ve merkezi otoriteyi en çok sıkılaştıran padişahtır. Kardeş katlinin getirilmesi ve Fatih Kanunnamesi, merkezi otoriteyi sağlamlaştıran örneklerdir.
  3. Refah ve rahatlık, yani devletin olgunluk dönemi. Bu dönem devletin zenginleştiği, büyüdüğü ve mimarinin geliştiği dönemdir. Halk bu kısımda nispeten çok daha rahattır. Osmanlı İmparatorluğu için buna örnek, Yavuz Sultan Selim'den başlayıp Sultan Ahmed'e kadar gider. Yavuz ile zenginleşti, Kanuni ile mimari eserler ve toprak kazanımları arttı, II. Selim ile denizde üstünlük kazanıldı vesaire derken Sultan Ahmed'de, dönem içerisindeki son büyük Osmanlı mimarisi olan Sultanahmet Camii de buna örnek olarak gösterilebilir.
  4. Durgunluk ve taklit. İktidarın ve padişahın, önceki padişahların ve dedelerinin yaptıklarını korumaya çalıştığı dönemdir. Buna en büyük örnek IV. Murad'dır. Yeniçeri ve merkezi otoritenin yeniden sağlanmaya çalışılması, Sultan Ahmed'in getirdiği kafes sistemi yüzünden sefere çıkmayan şehzadelerin de deneyim kazanması gibi şeyleri amaçlamıştır. Kanuni'den sonra III. Mehmed ve II. Osman haricinde hiç kimse (ki o da Haçova Meydan Muharebesi haricinde) ordunun başına bizzat Serdar'lık yapmamıştır. Bu etkiyi en çok kıran kişi, Revan ve Bağdat seferleriyle ordusuna Serdar'lık eden IV. Murad'dır. Taklidin bittiği kısım 1683 Viyana Kuşatması'dır. Osmanlı İmparatorluğu eski şaşalı günlerinin özleminde, Haçova'da şans eseri kazandığını unutmuşken bir de Viyana'yı kuşatmaya kalkmıştır. Eh, sonunda ne olduğunu söylememize gerek yok: Lehler arkadan geldi, Osmanlı ordusu perişan oldu, Karlofça ile gerileme başladı.
  5. Çöküş ve dağılma. Osmanlı bu taklit olayını bayağı uzattı. III. Ahmed'de sanki devlet çok refahtaymış gibi savurgan harcamalar, düğünler, zart zurt derken Osmanlı toprak kaybetmeye birebir devam ediyordu. Tarihte bu taklit döneminin bittiği kısma, yani Karlofça'dan Yaş Antlaşması'na kadar, Osmanlı oldukça fazla toprak kaybetti. Evet, tek tük devleti eski şaşalı fütuhat devrine geri getirmek isteyen padişahlar olsa da Osmanlı, tek bir dönemde dünya devi olmadığı gibi tek bir dönemde de kurtulamazdı. Gelelim bu kayıpların nasıl işlediğine. Savurganlığın faturası uzun sürmedi: 1718'de Pasarofça ile Belgrad, Banat ve Kuzey Sırbistan elden gitti, devlet de "olsun, biz eğlenelim" diyerek Lale Devri'ne daldı. Damat İbrahim Paşa'nın sadrazamlığında Sadabad'da lale festivalleri, Fransız zevkinde köşkler derken İbrahim Müteferrika'nın matbaası (1727) bu devrin en akıllıca işi oldu. Ama halkın sırtındaki yük artınca 1730'da Patrona Halil İsyanı patladı, Damat İbrahim Paşa öldürüldü, III. Ahmed tahttan indirildi. Yani Lale Devri bir refah dönemi değil, taklit döneminin son şatafatıydı. Sonrasında I. Mahmud'un 1739 Belgrad Antlaşması ile Belgrad'ı geri alması gibi tek tük parlamalar oldu. Ama bunlar çöken bir devletin son kıvılcımlarıydı. 1774 Küçük Kaynarca ile Kırım bağımsız oldu, Ruslar Karadeniz'e açıldı ve Osmanlı Ortodoks tebaası üzerinde Rusya'ya söz hakkı verdi. 1783'te Rusya Kırım'ı topraklarına kattı, Yaş'ta (1792) Karadeniz'in kuzeyi de resmen elden gitti. Artık mesele savaşı kaybetmek değil, kaybettiğini kabul edip imzayı atmaktı. İşte tam bu noktada III. Selim "bu iş böyle gitmez" diyerek Nizam-ı Cedid'i kurdu: Yeni ordu, Avrupa'da daimi elçilikler. Ama devletin elindeki tek askerî güç hâlâ Yeniçeri'ydi ve reformdan zarar gören herkes onun karşısındaydı. 1807'de Kabakçı Mustafa İsyanı ile III. Selim tahttan indirildi, reform da onunla beraber gömüldü. Ardından Alemdar Mustafa Paşa ayanlarla Sened-i İttifak'ı (1808) imzaladı. Padişahın yetkisini ilk defa taşradaki güçlü ailelerle paylaşan bu belge, devletin merkezi otoritesinin ne kadar sarsıldığının kanıtıdır. II. Mahmud bunu görüp merkezi otoriteyi yeniden kurmaya girişti: Ayanları tasfiye etti, 1826'da Vaka-i Hayriye ile Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdı. Ama bedeli ağırdı. Yeni ordu henüz yoktu, Yunan isyanı sürüyordu ve 1827 Navarin'de donanma yok oldu. 1829 Edirne ile Yunanistan'ın bağımsızlığı kabul edildi, 1830'da Fransa Cezayir'e girdi, Kavalalı Mehmed Ali Paşa da kendi ordusuyla Anadolu'ya dayandı. II. Mahmud, 1839'da Nizip'te yenilgi haberini almadan öldü. Fatih'in yaptığını yapmaya çalıştı ama Fatih'in ordusu ve hazinesi yoktu elinde. Sonrası Tanzimat ve borç dönemidir? 1839'da Abdülmecid'in Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile Tanzimat ilan edildi, 1856'da Islahat Fermanı geldi. Kırım Savaşı'nı (1853-56) İngiltere ve Fransa yanında Rusya'ya karşı "kazandık" ama ilk dış borcumuzu da bu savaşta aldık. Dolmabahçe Sarayı ile Topkapı'yı bırakıp Avrupa'i saraylara geçildi; III. Ahmed'in savurganlığı bu sefer borçla geri döndü. 1875'te devlet iflasını ilan etti, 1876'da Abdülaziz tahttan indirildi, V. Murad 93 gün dayandı, II. Abdülhamid Kanun-i Esasi'yi ilan etti. Ardından 93 Harbi (1877-78) ve Berlin ile Kıbrıs, Bosna ve doğuda Kars-Ardahan Osmanlı'dan koptu. Meclis askıya alındı, 1881 Muharrem Kararnamesi ile Düyun-ı Umumiye kuruldu ve devletin gelirlerini alacaklılar toplamaya başladı. Tunus (1881) ve Mısır (1882) de Avrupalıların eline geçti. Yani devlet, kendi vergisini bile kendi toplayamaz hâle gelmişti. 1908 II. Meşrutiyet'ten sonra İttihat ve Terakki iktidarı Trablusgarp (1911), Balkan Savaşları (1912-13) ile Rumeli'yi kaybetti, I. Dünya Savaşı ile de ipin ucunu bıraktı. Çanakkale son büyük zaferdi ama Mondros (30 Ekim 1918) ile savaş bitti, Sevr (1920) ile devletin ölüm fermanı yazıldı. İbn Haldun'un şablonu da burada kapanır: Eski asabiyet tükenir ve yerine yeni bir lider ile yeni bir asabiyet doğar. 1920'de Ankara'da toplanan meclis, 1922'de saltanatın kaldırılması, 1923'te Lozan ve Cumhuriyet'in ilanı, 1924'te hilafetin kaldırılması ile döngü bir kez daha 1. maddeden, yani bir liderin önderliğinde hareket eden bir devletten başlamış oldu.

    Not: Yazım hataları ve noktalama işaretleri AI tarafından düzenlenmiş, yazılan yazı bana aittir.