Bürokrasinin aşırı hantal olduğu, devlete bağlı bir bilimsel araştırma kurumu, yetenekli kişileri bünyesine katıp "Uludağ (Ulusal Dağıtım Projesi)" adı altında, Gentoo tabanlı, bazı kendisine özgü teknolojileri de barındıran bir Linux dağıtımı geliştiryor. Fakat o dönemde geliştirdikleri teknolojiler ne kadar sağlam olursa olsun birçok şeyin baştan icat edilmesinden ve hantal bürokratik yapıdan ötürü topluluğun Pardus'un gelişiminde yeterince rol alamamasından bütün yükün çekirdek ekibe binmesi projenin sonunu getirdi. Şu anki Pardus ile Uludağ dönemi Pardus arasında uzaktan yakından bir alakası yok.
Uludağ dönemi (Ulusal Dağıtım Projesi, "eski Pardus" olarak andığımız dönem) Pardus'un sonunu getiren birkaç pratik neden var:
1. Şimdi bir yanda TÜBİTAK gibi bürokratik bakımdan hantal, hiyerarşik ve yapısı gereği prosedürlerin aşırı ağır işlediği bir kurum var, diğer tarafta ise, elli defa kamuda, kurumsal ortamda kullanılacak olursa olsun, bir "özgür yazılım projesi" var. Bu iki anlayış biçimi birbirinden aşırı uzaktı.
2. Tekerleği baştan icat ettiler. Kusura bakmayın, "PiSi güzeldi" edebiyatı falan yapmak istemiyorum. Evet, gerçekten dönemine göre Pardus teknolojileri devrimseldi, fakat bunun getirdiği ciddi bir eksi vardı: O dünyanın tek uzmanı Pardus geliştiricileri olarak kaldı. Zaten kurumsal bir izolasyon varken bir de böyle bir şeye kalkışmaları kesinlike baştan yanlış bir davranıştı.
3. Özgür yazılım dünyasında topluluk katkıları o projenin ayakta kalması için hayati bir önem taşıyor. Ancak yine belirttiğim üzere hem kurumsal hem teknik izolasyon ile yönetimin hantallığından ötürü ne yazık ki Pardus geliştiricileri topluluk katkılarını etkili bir şekilde yönetemediler.
4. Hal böyle olunca, bütün yük o ufak çekirdek ekibin omzuna binmişti. Hem paketleme yap, hem kurumsal destek sağla, hem teknolojiyi geliştir, hem sorunları düzelt, hem de "yapabildiğin kadar" topluluk katkılarını yönet, hataları düzelt, PR'ları incele, hem üst mercilerden gelen talepleri yerine getir... Hadi eğri oturup doğru konuşalım, küçücük ekip, hangi birine yetişebilirdi ki?
Tüm bunların sonucunda bir süre sonra Pardus, tamamen duraklama noktasına gelmişti. Ülke çapında ses getirmiş ciddi bir özgür yazılım projesinin ekibinin yavaş yavaş sessizleşmesi doğal olarak tepkilerin daha da artmasına neden oldu. 2011'lere geldiğimizde değişen yönetimle ekip üyeleri çoktan teker teker istifa etmiş ya da görevden alınmıştı.
TÜBİTAK en sonunda elinde potansiyeli harcanmış, ekibin çoktan dağılmış olduğu bir dağıtımla ne yapabileceğini düşünürken FATİH Projesi gündeme geliyor. Devlet okul aygıtlarında Pardus'u kullanmaya karar veriyor, ama Pardus tarafında işlerin fena karışması sonucu TÜBİTAK "zaman kısıtı", "destek alınamama" ve "eski Pardus'u tahtalarda çalıştıramama" gibi birtakım sebepleri öne sürerek birkaç ay içerisinde sessiz sedasız Debian'a geçmesiyle topluluk daha da köpürdü.
Ama yine de "Pardus" öyle ya da böyle, günümüzde varlığını sürdürmeye devam ediyor, eskisi kadar vizyoner olmasa da gayet stabil, kullanılabilir bir durumda olan Debian tabanlı bir dağıtım. Ama hepinizin tahmin edebileceği üzere artık işler eskisi gibi değil.
Benim bildiğim olay örgüsü bu şekilde, olaylara doğrudan tanık olmadım, o yüzde dediğim bazı şeylerin tutarsız olduğunu düşünüyorum. Olayın aslını bilenler varsa bizi yeşillendirmesi hoş olacaktır.
Eski Pardus geliştiricilerinden Doruk Fişek'in yazdığı şu blog yazısına göz atmanızı tavsiye ederim:
Doruk abimizin dediği gibi: "Debian’da çalışan bir sürücüyü Pardus’a aktaramayanlar, Pardus’un 7 yıl içerisinde oluşturduğu birikimi de Debian’a aktarma konusunda yetersiz kalacaklardır. Pratikte bu gerçekleşmeyecektir."
Eğer Uludağ Dönemi'nde Pardus, gerçekten nitelikli bir sanat eseri olarak doğmasaydı, hepimiz "Pardus klasik bir devlet kurumu tarafından geliştirilen klasik 'yerli milli' lafıyla tanıtılan klasik bir projeydi" deyip geçecektik. Ama Pardus, ne yazık ki zamanında ciddi bir değer kaybı olarak insanların aklına kazındı.