Ben şöyle bir yazı yazmıştım burada yine, onu göndereyim.
"Her serinin iyi yaptığı şey farklı.
İlk oyun, evrene girişte başlangıçta sadece kayıp kızını arayan bir babanın, aslında evrenin kilit karakterlerinden birisine dönüşümünü başarılı bir şekilde anlatıyor. Elbette yılına göre düşününce atmosfer ve hikaye konusunda çok başarılı.
Üçüncü oyun, ilk oyundaki hikayeyi devam ettiriyor. Benim de seride en az sevdiğim oyun, yine de başarılı. En çok korktuğum oyun 3. oyun bu arada. Diğerlerinin aksine gerilimden çok, aşırı öd kopartan bir yapısı var. Oyunun sonlarına doğru Silent Hill kasabasında geçiyor sadece. Ondan önceki yerler alakasız.
İkinci oyun, bambaşka bir konseptle geliyor. Yine Silent Hill'de geçiyor ama onu özel yapan şey farklı. James Sunderland, ilk ve üçüncü oyundaki gibi dünyayı kurtarmaya çalışan o güçlü, zorluklara göğüs gerebilen karakter değil. O sadece kayıp karısını arayan sıradan, zavallı bir adam. Güçsüz, çoğu zaman çaresiz. Bu oyunun iyi yaptığı şey de bu. Elbette oyundaki göndermelere, neyin neyi temsil ettiğine falan girmiyorum. Ona girsek çıkamayız.
Dördüncü oyun Silent Hill ile bir o kadar alakasız ama aynı zamanda bir o kadar da alakalı. Bu sebepten çok başarılı.
Hepsinin ortak başarılı noktası da atmosfer, hikaye, müzikler, gizem..."