Rehber Son 10 yılda yaşanan donanım değişimleri

Giriş:

Selam.

Bu konuda son 10 yılda yaşanan donanım değişimlerini konuşacağız. Bu konu altında bu yaşanan değişimlerin ve gelişmelerin ne denli faydalı, ne denli zararlı olduğu gibi başlıkları ele alacağız. Bölüm bölüm ilerleyeceğiz. Pek fazla teknik bilgi konuşmayacağız ama şöyle dönüp bakınca neler olduğuna birlikte bir göz atalım.


Bölüm 1: 2016'dan 2026'ya Donanım Dünyası Nasıl Bu Kadar Değişti?

Teknoloji dünyasında 10 yıl kulağa çok uzun gelmiyor. Sonuçta bilgisayar dediğimiz şey yine bilgisayar, işlemci yine işlemci, ekran kartı yine ekran kartı. Ancak 2016 yılında bir teknoloji mağazasına giren bir oyuncuyla 2026 yılında giren bir oyuncunun karşılaştığı dünya arasında sandığımızdan çok daha büyük farklar bulunuyor. Aslında 2016 yılına dönüp baktığımızda bugünün birçok teknolojisinin ya hiç var olmadığını ya da henüz emekleme döneminde olduğunu görüyoruz.

O dönemlerde nelere rastlıyorduk?
  • Gaming laptoplar bu kadar güçlü değildi.
  • 4 çekirdekli işlemciler son derece yaygındı.
  • 8 GB RAM oyuncular için fazlasıyla yeterli görülüyordu.
  • SSD hala birçok sistemde lüks kabul ediliyordu.
  • Yapay zeka destekli görüntü ölçekleme teknolojileri yoktu.
  • Işın izleme (Ray Tracing) diye bir şey oyuncuların gündeminde değildi.
  • USB-C yeni yeni yaygınlaşmaya başlıyordu.
Bugün ise tablo tamamen değişmiş durumda.

Artık giriş seviyesi sistemlerde bile SSD görmek sıradan hale geldi. 16 GB RAM birçok kullanıcı için yeni standart olarak kabul ediliyor, hatta bazıları için 32. Dizüstü bilgisayarlar masaüstü sistemlere hiç olmadığı kadar yaklaşmış durumda, birçok gaming üst düzey laptoplar şu an masaüstü alternatifi konumunda. Yapay zeka destekli teknolojiler oyun performansını doğrudan etkileyebiliyor. Kısacası son 10 yıl, donanım dünyasının en hızlı değişim yaşadığı dönemlerden biri oldu.

Bu yazıda son 10 yıl içerisinde bilgisayar donanımlarında yaşanan en büyük dönüşümlere birlikte göz atacağız.



Bölüm 2: Gaming Laptopların Masaüstü Seviyesine Yaklaşması

Bir zamanlar gaming laptoplar için çok yaygın bir inanış vardı; ''Oyun için laptop mu alınır?''. Dürüst olmak gerekirse bu düşüncenin ortaya çıkmasının mantıklı sebepleri vardı.

2010'lu yılların ortalarında birçok oyuncu laptopu:
  • Aşırı ısınıyordu.
  • Gürültülü çalışıyordu.
  • Pil ömürleri oldukça düşüktü.
  • Güç adaptörleri tuğla gibiydi.
  • Masaüstü muadillerinden çok daha yavaştı.
Birçok oyuncu için laptop yalnızca taşınabilirlik sunuyordu. Performans tarafında ise masaüstü sistemler açık ara öndeydi. Ancak son 10 yılda yaşanan gelişmeler bu dengeyi ciddi şekilde değiştirdi.

Neler mi oldu?
  • Üretim teknolojileri gelişti.
  • İşlemciler daha verimli hale geldi.
  • Soğutma sistemleri ilerledi.
  • Vapor chamber çözümleri yaygınlaştı.
  • Sıvı metal uygulamaları ortaya çıktı.
  • Güç yönetimi çok daha gelişmiş hale geldi.
Sonuç olarak modern oyuncu laptopları artık geçmişteki rakiplerinden çok farklı bir noktaya ulaştı.

Bugün bazı üst seviye oyuncu laptopları:
  • Yüksek yenileme hızlı ekranlar sunuyor.
  • Yüksek performanslı işlemciler kullanıyor.
  • Güçlü ekran kartları taşıyor.
  • Birden fazla NVMe SSD desteği verebiliyor.
Elbette masaüstü sistemler hala performans ve yükseltilebilirlik konusunda avantajlı konumda. Ancak artık "Oyun için laptop alınmaz." cümlesi eskisi kadar geçerli değil. Hatta birçok oyuncu için laptoplar masaüstünün yerini tamamen almış durumda. Mesela benim için öyle. Bu da son 10 yılın en büyük değişimlerinden biri olarak rahatlıkla gösterilebilir.



Bölüm 3: 4 Çekirdek Kraldı, Şimdi Yetmiyor

2016 yılında oyuncular arasında çok popüler bir işlemci vardı, hatırlar mısınız? Intel Core i7-6700K. O dönem için oldukça güçlüydü. 4 çekirdek ve 8 izlek sunuyordu. Üstelik birçok oyuncu için yıllarca yeterli performans vermeyi başardı. Ancak oyunlar ve yazılımlar geliştikçe işlemci ihtiyaçları da değişmeye başladı.

Özellikle:

  • Açık dünya oyunları
  • Çok oyunculu yapımlar
  • Yayın açma ve içerik üretme
  • Arka planda çalışan uygulamalar
- gibi senaryolar daha fazla çekirdeğe ihtiyaç duyuyor.

Bugün ise:

  • 6 çekirdek birçok oyuncu için giriş noktası sayılıyor.
  • 8 çekirdek oldukça yaygın.
  • 12 ve 16 çekirdekli işlemciler sıradanlaştı.
Bir zamanlar "4 çekirdek fazlasıyla yeterli." denirken bugün bazı yeni oyunlar 6 çekirdekli sistemlerde bile daha rahat nefes alabiliyor.



Bölüm 4: 8 GB RAM'den 16 ve 32 GB'a Geçiş

Bundan 10 yıl öncesinde biri size ''Yakında 16 GB RAM şart olacak.'' deseydi ne derdiniz ona? Muhtemelen ''Ne gerek var?'' derdiniz. Ben de öyle derdim. Çünkü o dönemde 8 GB RAM son derece yaygın ve yeterli kabul ediliyordu. Windows daha hafifti. Tarayıcılar daha az kaynak tüketiyordu. Arka planda çalışan uygulamalar daha sınırlıydı. Oyunların RAM kullanımı bugüne göre oldukça düşüktü.

Ancak zamanla her şey değişmeye başladı. Oyunlar büyüdü. Haritalar genişledi. Dokular detaylandı. Arka planda çalışan servislerin sayısı arttı. Discord, Steam, tarayıcı sekmeleri ve çeşitli yardımcı yazılımlar günlük kullanımın bir parçası haline geldi.

Sonuç olarak RAM ihtiyacı da yükseldi.

Bugün birçok kullanıcı için:
  • 8 GB artık giriş seviyesi olarak görülüyor, hatta belki girişten de aşağı.
  • 16 GB yeni standart kabul ediliyor.
  • 32 GB ve üstü giderek yaygınlaşıyor.
Özellikle içerik üretimi, yayın açma, video düzenleme veya çoklu görev senaryolarında 32 GB RAM artık lüks olmaktan çıkmaya başladı ve ihtiyaç halinde artık.

İşin ilginç tarafı şu:
10 yıl önce birçok kişi RAM kapasitesinin bu kadar hızlı artacağını düşünmüyordu. Ancak yazılımlar ve oyunlar geliştikçe donanım ihtiyaçları da aynı hızla büyüdü. Ve bugün geldiğimiz noktada 8 GB RAM'in geleceği bile ciddi şekilde tartışılır hale geldi.



Bölüm 5: HDD Döneminden SSD Çağına Geçiş

Eğer 2016 yılında aktif olarak bilgisayar kullanıyorsanız muhtemelen sisteminizde mekanik bir sabit disk bulunuyordu. O dönemlerde SSD kullanımı yaygın olsa da hala birçok oyuncu şu mantıkla hareket ediyordu ki oda şüphesiz "Windows'u SSD'ye kurayım, oyunları HDD'ye atarım." düşüncesi idi. Çünkü SSD'ler harbiden pahalıydı. 120 GB ve 240 GB SSD'ler oldukça yaygındı ve yüksek kapasiteli modeller ciddi maliyet oluşturuyordu.

Bu nedenle birçok sistemde:

  • 120 GB SSD
  • 1 GB HDD
- kombinasyonunu görmek mümkündü.

Ancak yıllar içerisinde NAND üretim teknolojilerinin gelişmesi ve maliyetlerin düşmesiyle SSD'ler hızla yaygınlaştı.

Bugün geldiğimiz noktada:
  • 1 TB SSD'ler sıradan hale geldi.
  • 2 TB SSD'ler ulaşılabilir fiyatlara indi.
  • Birçok yeni sistemde HDD artık hiç bulunmuyor.
  • Oyuncular mekanik disk kullanmayı tercih etmiyor.
- Haksız da sayılmazlar.

Üstelik değişim yalnızca kapasite tarafında yaşanmadı. SATA SSD'lerden NVMe SSD'lere geçiş de kullanıcı deneyimini ciddi şekilde değiştirdi. Bir zamanlar saniyede 500 MB veri aktarabilen SATA SSD'ler etkileyici görünürken bugün 5000MB/s, 7000/s, 12000/s gibi değerleri görebiliyoruz. Hatta bazı modern oyunlar artık SSD kullanımını doğrudan tavsiye ediyor.

Özetle Bir zamanlar "SSD şart mı?" sorusu tartışılırken bugün birçok oyuncu için SSD artık bir tercih değil, temel ihtiyaç haline gelmiş durumda desek yeridir.



Bölüm 6: Ekran Kartlarında Ray Tracing ve Yapay Zeka Devrimi

Bundan 10 sene öncesine dönüp herhangi birine "Birkaç yıl sonra ekran kartları yapay zeka kullanarak FPS artıracak." deseydiniz muhtemelen size garip garip bakardı, dimi? Çünkü o dönemde ekran kartlarından beklenen şey oldukça basitti. Daha fazla güç. Daha fazla FPS. Daha yüksek grafik ayarlarında oynayabilmek. Donanım dünyasının ekran kartı tarafındaki en büyük hedefi ham performanstı. Yeni nesil bir ekran kartı çıktığında oyuncuların baktığı ilk şey kaç FPS verdiğiydi.

Sonra işler değişmeye başladı.

Özellikle 2018 sonrasında ekran kartı üreticileri yalnızca daha güçlü kartlar üretmenin yeterli olmadığını fark etti. Grafik kalitesini artırmanın ve performansı korumanın yeni yolları aranıyordu. İşte bu noktada hayatımıza Ray Tracing girdi. İyi de oldu. Epey faydalı.

Kağıt üzerinde fikir oldukça etkileyiciyi görünüyordu o dönemler:

  • Işık davranışlarını gerçek hayata daha yakın şekilde hesaplamak.
  • Yansımalar, gölgeler ve aydınlatmalar daha doğal görünmeye başladı.
  • İlk gösterimler birçok oyuncunun ağzını açık bırakmıştı.
  • Ancak ortada ciddi bir problem vardı.
  • Ve en önemlisi, performans.
İlk nesil Ray Tracing destekli ekran kartlarında görüntü kalitesi artarken FPS ciddi şekilde düşebiliyordu. Birçok oyuncu: "Güzel görünüyor ama bu kadar FPS kaybına değer mi?" diye soruyordu.

İşte tam bu sırada donanım dünyasının yönünü değiştiren ikinci büyük teknoloji ortaya çıktı:

* Yapay zeka destekli görüntü ölçekleme sistemleri.

Bir oyunu daha düşük çözünürlükte çalıştırıp görüntüyü yapay zeka yardımıyla yükseltmek ilk başta kulağa mantıksız geliyor gibiydi.

Ancak sonuçlar şaşırtıcı derecede başarılı oldu:

  • Daha yüksek FPS.
  • Daha akıcı deneyim.
  • Daha yüksek grafiklerle rahat oynama.
- gibi gibi deneyimler elde ettik.

İşte belki de son 10 yılın en büyük değişimlerinden biri burada yaşandı.

Eskiden ekran kartları sadece ham güç üzerinden yarışırken bugün:
  • Yapay zeka çekirdekleri
  • Görüntü oluşturma teknolojileri
  • Kare üretme sistemleri
  • Yazılım desteği
- en az ham performans kadar önemli hale geldi.

Artık oyuncular yalnızca ekran kartının kaç FPS verdiğine değil, hangi teknolojileri desteklediğine de bakıyor. Bu, 2016 yılında pek kimsenin tahmin edemeyeceği kadar büyük bir değişimdi.



Bölüm 7: USB-C'nin Yükselişi ve Tek Kablo Hayali

Son 10 yılın en büyük donanım değişimlerinden bazıları çok ses getirdi. Sabahtan beri bunu konuşuyoruz zaten. Yok SSD'lerin yaygınlaşması, yok RTX teknolojilerinin ortaya çıkması, işlemci çekirdek sayılarının artması vesaire vesaire. Bunlar oyuncuların doğrudan fark ettiği gelişmelerdi. Ancak bazı değişimler daha sessiz gerçekleşti. USB-C tam olarak böyle bir teknoloji oldu. Kim duydu ki doğru düzgün? Gözümüze sokulmadı hiç.

Mesela bundan 10 sene öncesindeki cihazlarda:

  • USB 2.0
  • USB 3.0
  • Mini USB
  • Micro USB
  • HDMI
  • DisplayPort
  • Güç girişi
- gibi birbirinden farklı bağlantılar kullanılıyordu.

Özellikle dizüstü bilgisayar kullanıcıları için kablo karmaşası günlük hayatın bir parçasıydı. Masa başına oturduğunuzda şarj kablosu, monitör kablosu, ethernet adaptörü, USB Hub, harici depolama birimi gibi gibi unsurlar farklı farklı bağlanıyordu. Karmaş dolaş. USB-C'nin yaygınlaşmasıyla birlikte bu tablo değişmeye başladı.

Günümüzde tek bir USB-C bağlantısı üzerinden:
  • Şarj
  • Görüntü aktarımı
  • Veri aktarımı
  • Harici depolama
  • Dock bağlantısı
- gerçekleştirilebiliyor.

Özellikle Thunderbolt ve USB4 teknolojileri bu dönüşümü daha da hızlandırdı.

Bugün bazı kullanıcılar masalarına oturduklarında yalnızca tek kablo bağlayarak:
  • Monitörlerini çalıştırabiliyor.
  • Bilgisayarlarını şarj edebiliyor.
  • Klavye ve mouse kullanabiliyor.
  • Ağ bağlantısı sağlayabiliyor.
Bu durum 10 yıl önce birçok kullanıcı için bilim kurgu gibi görünürdü.

Bu arada elbette USB-C'nin de bazı sorunları bulunuyor, yok değil. Tüm USB-C portları aynı özelliklere sahip değil. Bazıları yalnızca veri aktarımı desteklerken bazıları görüntü aktarımı yapabiliyor. Bazıları yüksek güç aktarabilirken bazıları bunu yapamıyor. Ancak buna rağmen USB-C'nin son 10 yılın en önemli bağlantı teknolojilerinden biri olduğu gerçeği değişmiyor.



Bölüm 8: Tamir Edilebilirlikten Lehimli Parçalara Geçiş

Hatırlarsınız, bir zamanlar bilgisayar satın alan kullanıcılar cihazlarını uzun yıllar boyunca yükseltebiliyordu. RAM yetmediğinde yeni RAM takılıyordu. SSD kapasitesi yetersiz kaldığında değiştiriliyordu. Kablosuz ağ kartı yükseltilebiliyordu. Hatta bazı laptoplarda işlemci ve ekran kartı bile değiştirilebiliyordu. Gerçi bunların bazıları hala yapılıyor ama biraz detaylı inceleyelim.

Çünkü bugün ise tablo oldukça farklı. Özellikle ince ve hafif cihazlara olan talebin artmasıyla birlikte üreticiler farklı tasarım tercihleri yapmaya başladı.

Bunun sonucunda da:

  • Lehimli RAM
  • Lehimli Wi-Fi kartları
  • Anakarta entegre SSD çözümleri
  • Daha zor sökülebilen bileşenler
- giderek yaygınlaşmış.

Üreticilerin bakış açısından bunun mantıklı sebepleri bulunuyor. Daha ince cihazlar üretilebiliyor. Daha kompakt tasarımlar mümkün oluyor. Güç verimliliği artabiliyor.

Ancak kullanıcı tarafında durum her zaman bu kadar olumlu karşılanmıyor. Çünkü yükseltme seçenekleri azalıyor. Bir zamanlar 8 GB RAM ile satın alınan bir laptop yıllar sonra 32 GB'a yükseltilebiliyordu. Bugün bazı cihazlarda satın alırken yapılan tercih, cihazın tüm ömrünü belirleyebiliyor. Bu nedenle son yıllarda "Right to Repair" yani "Tamir Hakkı" hareketi de oldukça güç kazanmış durumda.

Kullanıcılar satın aldıkları cihazların daha kolay tamir edilebilmesini ve yükseltilebilmesini talep etmeye başladı. Bu tartışmanın önümüzdeki yıllarda daha da büyümesi bekleniyor.



Bölüm 9: Oyuncuların Beklentileri Tamamen Değişti

Donanım dünyasında değişen sadece teknolojiler olmadı. Oyuncuların beklentileri de kökten değişti. Bundan 10 sene önce temel hedefimiz ''Oyunu açsın yeter.'' idi. Bugünlerde beklentilerimiz çok daha başka.

Bugün ne istiyoruz?

  • Yüksek FPS istiyor.
  • Yüksek yenileme hızı istiyor.
  • Sessiz çalışan sistem istiyor.
  • Düşük sıcaklık istiyor.
  • Uzun pil ömrü istiyor.
  • Kaliteli ekran istiyor.
  • Yapay zekâ teknolojileri istiyor.
- istiyor da istiyoruz. Üstelik bunların tamamını aynı cihazda görmek istiyoruz.

Bu nedenle üreticilerin işi de geçmişe göre çok daha zor hale geldi. Eskiden yalnızca performans odaklı ürünler üretmek yeterliydi. Bugün ise performans, verimlilik, taşınabilirlik, ekran kalitesi, bağlantı seçenekleri ve yapay zekâ özellikleri aynı anda değerlendirilmek zorunda.



SONUÇ:

Geride bıraktığımız 10 yıl donanım dünyası açısından gerçekten sıra dışı bir dönem oldu. Bir zamanlar lüks kabul edilen SSD'ler bugün standart hale geldi. 4 çekirdekli işlemciler tahtlarını çok çekirdekli modellere bıraktı. Ekran kartları yalnızca grafik işleyen donanımlar olmaktan çıkıp yapay zeka destekli sistemlere dönüştü. Oyuncu laptopları masaüstü sistemlere hiç olmadığı kadar yaklaştı. USB-C bağlantı dünyasını değiştirdi. Tamir edilebilirlik ise giderek daha fazla tartışılan bir konu haline geldi.

Belki de en ilginç nokta şu:

2016 yılında geleceğe baktığımızda bugün yaşadığımız değişimlerin büyük kısmını tahmin etmek oldukça zordu.

Bu yüzden insan ister istemez şu soruyu soruyor: ''Acaba 2036 yılında dönüp 2026'ya baktığımızda, bugün kullandığımız hangi teknolojileri eski ve ilkel bulacağız?''

Belki ekran kartları tamamen farklı çalışacak. Belki depolama teknolojileri SSD'leri geride bırakacak. Belki de bugün tartıştığımız RAM, işlemci ve ekran kartı kavramları bambaşka bir forma dönüşecek.

Tek bir konuda ise şüphe yok: Donanım dünyası değişmeye devam edecek ve önümüzdeki 10 yılın da en az geride bıraktığımız 10 yıl kadar heyecan verici olması bekleniyor.

Okuduğunuz için teşekkür ederim, keyifli bir yazı oldu. Herkese iyi forumlar dilerim.
 
Hayatımda gördüğüm en gereksiz teknoloji Ray Tracing olabilir. %50 FPS kaybı söz konusu ve çoğu oyunda iyi değil.
Oyun gece ve genel olarak Cyberpunk 2077 gibi renkli temaya sahipse güzel oluyor.
 
Hayatımda gördüğüm en gereksiz teknoloji Ray Tracing olabilir. %50 FPS kaybı söz konusu ve çoğu oyunda iyi değil.
Oyun gece ve genel olarak Cyberpunk 2077 gibi renkli temaya sahipse güzel oluyor.
Zaten developerların daha obezce oyun geliştirmesi için insanların daha iyi olduğuna inandırılmış, kapitalist düzenin harcama sapıklığını arttırma projesi ki Ray Tracıng. Cube Mapping falan boşuna mı vardı da yıllarca kullandık.
 
Hayatımda gördüğüm en gereksiz teknoloji Ray Tracing olabilir. %50 FPS kaybı söz konusu ve çoğu oyunda iyi değil.
Oyun gece ve genel olarak Cyberpunk 2077 gibi renkli temaya sahipse güzel oluyor.
DLSS, DLAA ve FG ile şu anda neredeyse güçlü GPU'larda ki TOPS'lar sayesinde detay kaybı fark edilmiyor bile. Eskiden buna benzer görüntüyü ölçeklendiren FS (Frame Scaling) gibi performansı öldüren ayarlar (fulleyince misal 5 FPS'ye kitlenirdi.) artık yerini DLAA alıyor. AI'ler sayesinde de FPS FS'ye oranla öldürmüyor fakat görüntü FS den çok daha iyi jilet gibi oluyor.

Diğer taraftan RT de geliştiği için RT ile işler bir yandan daha kolaylaşıyor. Eskiden geliştiriciler ışık hüzmelerini tek tek ayar çekip hesaplamak zorunda kalıyordu Cube mapping dediğimiz olay geliştirici kendi mekansal bölgeye göre ayarlamalar yapardı. Fakat RT ile bu durumların önüne geçiliyor evet performans katili olabilir belki ama ileri de bunun gibi çözüm bulunacak o yüzden büyük yatırımlar yapıyorlar bu tip teknolojilere.
 
Bu siteyi kullanmak için çerezler gereklidir. Siteyi kullanmaya devam etmek için çerezleri kabul etmelisiniz. Daha Fazlasını Öğren.…