İnceleme The Last of Us part 2

Katılım
21 Aralık 2023
Mesajlar
674
Makaleler
1
Çözümler
12
Beğeniler
734
Yer
Ankara

Konu Başlıkları Gizle

  1. 1 Artı Taraflar
  2. 2 Eksi Taraflar
Oynadığım sistem: RTX 4050 (6 GB VRAM), Intel Core i5-13500H, 16 GB RAM
Grafik ayarları: Yüksek-Orta karışık, DLSS Dengeli

The Last of Us Part II

Daha oyunun ilk dakikalarında tokadı yapıştırıyor insana. Bir önceki oyunun bıraktığı yıkımı daha sert bir hikâyeyle devam ediyoruz. Oyunun temelinde, intikamın nasıl bulaşıcı bir illet olduğunu, insanların içini nasıl çürüttüğünü izliyoruz. Bu bir “kötüler vs. iyiler” hikâyesi değil. Herkesin kendi içinde haklı olduğu, ama kimsenin kazanamadığı bir anlatı var ortada.


Ellie’nin öfkesini ve yavaş yavaş dönüşümünü görmek rahatsız edici ama bu bilinçli yapılmış. Oyuncuya sürekli sınırını zorlatan kararlar aldırılıyor. Hiçbir şey tam siyah ya da beyaz değil. Özellikle oyunun ortasındaki anlatım tercihi – karakter değişimiyle birlikte yaşanan olayları bir de karşı cepheden görmek – bir riskti ama bence tam isabet. Oyunun en çok tartışılan kısmı da burası zaten. Ama oturup düşündüğünde, hikâyenin tam olarak bu kırılma sayesinde güçlendiğini fark ediyorsun.


Mekanik tarafı da ilk oyunun üstüne fazlasıyla koymuş. Silah hissiyatı, gizlilik, yakın dövüş… Hepsi acayip rafine. Her karşılaşma, senaryoya hizmet eder gibi hissettiriyor. Yapay zekâ da önceki oyuna göre çok daha dinamik; düşmanlar birbirlerine sesleniyor, kaybolduğunda endişeleniyor. Köpeklerin eklenmesi, hele de onlarla ilgili kısımlar, insana vicdanını her bastığın tuşta tekrar tekrar sorgulatıyor.


Ama bu oyun herkese göre değil. Anlattığı hikâye kolay sindirilecek türden değil. Kimisi için fazla depresif, kimisi için fazlasıyla cesur. Ama ne olursa olsun, duygu olarak iz bırakıyor. Karakterleri sevmek ya da nefret etmek serbest; ama hikâyeye kayıtsız kalmak neredeyse imkânsız.


Sonuç olarak The Last of Us Part II, eğlence için değil, bir şey hissettirmek için yapılmış bir oyun. Ve bu açıdan bakıldığında, belki de neslin en cesur yapımlarından biri. Herkesin seveceği türden değil ama oyunların sınırlarını zorlayan, tartışmalar başlatan, uzun süre akıldan çıkmayan bir deneyim. Oyunu kapattıktan sonra bile insanı rahatsız etmeye devam ediyor, çünkü tam olarak derdi de bu zaten.




Kendimce artılar ve eksilere gelecek olursak eğer:

Artı Taraflar


  • Hikâye cesur.
    Bildiğimiz klasik “iyi çocuk, kötü adam” anlatısını yırtıp atıyor. Oynarken “ne yapıyorsunuz siz ya?” diye kalıyorsun. Rahat ettirmiyor, bilerek yaptıkları da bu zaten.
  • Duygusal yük ağır.
    Herkesin bir derdi var, herkesin bir geçmişi var. Karakterler boş yere bir şey yapmıyor, her karar bir acının, bir travmanın sonucu gibi hissettiriyor.
  • Karakter gelişimi gerçekten sağlam.
    Ellie’nin yaşadığı dönüşüm ayrı, Abby’nin gözünden bakmak ayrı bir delilik. İkisini de tanıyorsun, ikisini de anlamaya çalışıyorsun. Taraf tutmak zorlaşıyor.
  • Görsellik inanılmaz.
    Yağmur damlası, yüz ifadeleri, karanlık köşeler… Her şey özenle yapılmış.
  • Atmosfer diken gibi.
    Sürekli bir stres, bir tehdit havası var. Boş boş dolanmak yok bu oyunda, her köşe tehlike. Zaten nefes aldırmıyor.
  • Oynanış tatmin edici.
    Gizlice ilerle, tuzak kur, çatışmaya gir, yakın dövüş… Ne istersen var. Mekanikler oturmuş, elin alışıyor ama hiçbir karşılaşma kolay değil.
  • Düşmanlar boş değil.
    Düşmanlar birbirini çağırıyor, panikliyor, senin hareketlerine tepki veriyor. Hele o köpekler… Her karşılaşma ayrı gerilim.
  • Müzik ve sesler cuk oturuyor.
    Santaolalla’nın o kırık melodileriyle içini deliyorlar zaten. Bir de ortam sesleri o kadar gerçek ki kulaklıkla oynuyorsan gerilmek garanti.



Eksi Taraflar


  • Tempoda düşüş var.
    Hikâye bazı yerlerde fazla uzatılmış gibi geliyor. Özellikle ortalarda “tamam artık, hadi” diyorsun. Temponun düşmesi duygusal yoğunluğu biraz baltalıyor.
  • Empati biraz dayatmalı.
    Abby kısmı herkese hitap etmeyebilir. O kadar Ellie’ye bağlandıktan sonra bir anda geçiş yapmak ters geliyor. “Ben bu karakteri oynamak istemiyorum” diyebiliyorsun.
  • Bazı şeyler fazla göze sokuluyor.
    Karakter çeşitliliği güzel, tamam, ama bazen çok “bak ne kadar kapsayıcıyız” diye bağırıyor gibi hissediliyor. Bu da hikâyeden koparan bir şey olabiliyor.


Aldığım ekran görüntüleri:
 
abby ile oynadigimiz kisimlar o kadar gereksiz uzatilmis ki, resmen kusasim geldi oynarken. Sen oyun boyunca 20 saat ellie de perk lere ver herseyi, sonra gel allahin abby sine sifirdan basla
 
abby ile oynadigimiz kisimlar o kadar gereksiz uzatilmis ki, resmen kusasim geldi oynarken. Sen oyun boyunca 20 saat ellie de perk lere ver herseyi, sonra gel allahin abby sine sifirdan basla
Açıkçası başlarda Abby'den şikayetçi değildim fakat karakterin duygusal tarafına fazlasıyla odaklanmışlar ve zorla sevdirmeye çalışmışlar, bu kesinlikle eksi bir puan bence de.
 
zorla sevdirmeye çalışmışlar
Aslında Abby'nin motivasyonu çok güçlü;
  • İlk kanı döken tarafta değildi, intikam isteyen taraftaydı.
  • Babası öldürüldü.
  • Arkadaşları öldürüldü.
  • Sevgilisi öldürüldü.
  • Hatrı sayılacak kez affetti Ellie'yi öldürebilirdi ancak öldürmedi.
  • Dina'nın hamile olduğunu duyunca öldürmedi ancak Ellie hamile olan Mel'i öldürdü.
Ellie gereksiz yere uzattı intikam işini hamile birini öldürebilecek kadar aşağılık hale gelmesine rağmen intikamını almaması tamamen saçmalık, şahsen Ellie'den çok soğudum. Histerik insanlardan nefret ederim.

Ama oyunu çok sevdim hikayesi biraz gereksiz uzatılmış ara sahneler ile adeta türk dizileri gibiydi ama teknik anlamda muazzam bir oyun AAA oyun diyince aklıma gelen ilk oyunlardan birisi, amacına da gayet ulaştı. Neil Druckmann'ın dediğine göre kendisi bize ilk oyunda sevgiyi ikinci oyunda ise nefreti sunmuş ve dediğini kesinlikle başardı. İlk oyunda sevgiyi dibine kadar hissederken bu oyunda da nefreti dibine kadar hissettik.

Hatta hoş bir bilgi vereyim oyunun içerisinde Neil Druckmann'ın kendisi Joel'un cesedine tükürüyor adam kafasında tamamen bitirmiş karakteri. Bence senaryosu gereksiz uzatılmasaydı çok güzel olurdu.

 
Son düzenleme:
Gustavo ağabey o kadar harika şeyler yapmış ki oyunu sevmemin en temel nedeni Soundtrack oldu ya, hele Ellie o suyun içinde öyle kalakaldığı zaman çalan All Gone (The Promise) ve oyunun başında görülen gitarın oyunun sonunda yalnız başına bırakıldığı zaman çalmaya başlayan o kapanış müziği (Beyond Desolation). Mükemmel.

Ama cringe anlara girmiyor da değilim. İlk sahnede enfes görsellikle ve grafikle Joel'un "kızı kurtarmak için herkesi astım kestim biçtim, ben aslında kızımı kurtardım" anlamındaki konuşmaları, Tommy'nin dehşete düşüşü, o gün batımı ışığında Unbroken müziği eşliğinde at sürüşü, Tommy'nin sırrı mezara götürme sözü, Joel'un Ellie'ye söylediği
"If I ever were to lose you
I'd surely lose myself"
ile başlayan şarkıyı söylemesi ve sohbetleri..

Hemen ardından 5 yıl sonraya gidelim ve Ellie kapıyı açtığı zaman ilk duyduğumuz şey "ehehewew sevgilimi öpmüssün" olsun

Oyunu üzücü olduğu için seviyorum.

Bu oyunda ne zaman bir şeye sövmek isterseniz, Neil Druckmann'a sövün.
 

Hocam intikamini almamasi bu nefret zincirini tekrar baslatacak olmasi.
Joel abbynin ve insanligin tek umudu olan babasini oldurdu.
Abby Joe'li oldurdu.
Ellie Abbynin tum arkadaslarini oldurdu ustune Abby i de oldurecekti.

Taaa ki abbynin korumaya calistigi o kucuk kizi gorunceye kadar, eger orada abby yi oldurseydi bu nefret zincirini bu sefer abbynin korudugu kiz baslatacakti ve sonu olmayan bir donguye girecekti. Birinin bunu kirmasi gerekiyordu o da ellie oldu. Ancak evet hamile birini oldurmesine ben de cok sasirdim. Agzim acik kaldi oynarken

aslinda hikayenin sonunda ikisi de ofkeyle kalkanin zararla oturacagini ogrenmis oldu. Ellie dinayi kaybetti, abby ise tum arkadaslarini.
 
Geç kaldı, makyavelist bir tutumla önüne gelen herkesi vahşice öldürdü Ellie şahsen bu hikayenin sonuna bir intikam yakışırdı. Ben Abby'nin yerinde olsam Ellie'yi Joel ile beraber öldürürdüm, Ellie'nin yerinde olsam ellerimi o kadar kirletmişken Abby'i de öldürürdüm.
 
Dediklerinde haklısın ama asıl sorun şu ki, başta da söylediğim gibi Abby'nin duygusal tarafına fazlasıyla odaklandılar. Şahsen Ellie’de bile bu kadar derinlemesine bir odaklanma yoktu. Oysa Ellie, hayatındaki en değerli insanı, adeta babası gibi gördüğü Joel’i kaybetti. Üstelik küs ayrıldılar ve oyunun yarısı Ellie ile geçti. Benim şikayetim bu, yoksa Abby’e karşı özel bir antipatim yok. Sorunun kaynağı tamamen Neil Druckmann’ın tercihleriyle alakalı.
 
Bende sana daha ince bir bilgi vereyim oynarken farketmişsindir belki Abby ile öldürdüğün karakterlerde abartılı sesler çıkmıyor ancak Ellie ile öldürdüğün insanlar çığlık atıyor ve acı içinde kıvranıyor ya da Abby ile oynarken stadyumda sevdiğimiz köpeği hatırlarsın. O köpeği Ellie öldürüyor.

Sadece Senaryo bazında değil teknik ve gameplay anlamında da Abby'i sevdirmek ve Ellie'den nefret ettirmek için uğraştılar. Şahsen anlayabiliyorum Neil Druckmann'ın yapmak istediğini. Adamın oyunu ve adamın senaryosu. Ben oyunu ağır bir tempoda severek oynadım çokta memnun kaldım ve kendine "gamer" diyen herkesin şans vermesi gerektiğini düşünüyorum.
 
Bu siteyi kullanmak için çerezler gereklidir. Siteyi kullanmaya devam etmek için çerezleri kabul etmelisiniz. Daha Fazlasını Öğren.…