Payzer
Becerikli
- Katılım
- 22 Mart 2026
- Mesajlar
- 174
- Makaleler
- 1
- Beğeniler
- 114
Türkiye'de son derece yetenekli yazılımcıların ve tasarımcıların kendi kabuklarına çekilip yaptıkları oyunları sadece kendi bilgisayarlarında tutmalarının arkasında tamamen ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi yatıyor. Bir bağımsız geliştiricinin tek başına üç veya dört yıl boyunca yemeden içmeden bir projeye zaman ayırması, günümüz ekonomik şartlarında zaten başlı başına devasa bir lükstür.
Bu sürecin sonunda oyununu dünyaya duyurabilmek için Steam ve Epic Games gibi platformlara ödemesi gereken yüzlerce dolarlık giriş ücretleri, döviz kuru yüzünden yerel bir geliştirici için çok ciddi bir yük haline geliyor.
İşin asıl korkutucu kısmı ise oyun bittikten sonra başlıyor. Resmi olarak bir oyun satıp gelir elde etmek istediğiniz an devlet karşınıza bir şahıs şirketi kurma zorunluluğu çıkarıyor. Genç girişimci desteğinden faydalanıp bir yıl boyunca Bağkur priminden muaf olsanız bile her ay düzenli ödenen muhasebeci ücreti, damga vergileri, stopajlar ve dijital satış platformlarının kestiği komisyonlar daha ilk kuruşu kazanmadan geliştiriciyi borç batağına sürüklüyor.
Unreal Engine gibi motorların bir milyon dolar ciro barajından sonra telif hakkı istemesi ve bunun için resmi muhasebe raporları talep etmesi gibi küresel kurallar da işin tuzu biberi oluyor. Dolayısıyla Türkiye'de bu işi tek başına yapan birinin başarılı olması için arkasında ya ciddi bir aile sermayesi olması ya da yurt dışından bir yayıncıdan yatırım alması şart görünüyor.
Ancak madalyonun diğer yüzünde, Türk oyun sektörünün küresel anlamda geri kalmasının sebebi aslında oyun çıkmaması değil, yanlış oyun türlerine odaklanılmasıdır. Türkiye, mobil oyun sektöründe dünyada milyar dolarlık şirketler çıkaran bir dev haline geldi ancak bu şirketler derinliği olan, hikayeli bilgisayar oyunları yerine hızlı tüketilen ve reklam geliri odaklı mobil oyunlar üretiyor.
Yetenekli geliştiricilerin birçoğu kendi bağımsız oyununu risk alıp üretmek yerine, düzenli maaş alıp geçinebilmek için bu büyük mobil oyun şirketlerinde çalışmayı tercih ediyor. Sonuç olarak Türkiye'de bilgisayar oyunu pazarının gelişmemesi sadece yüksek vergiler ve yayınlama masraflarından değil, yetenekli beyinlerin ekonomik kaygılarla güvenli limanlara sığınmasından ve ülkede bağımsız geliştiricilere yönelik köklü bir devlet desteği ile fonlama kültürünün bulunmamasından kaynaklanıyor.
Sence devletin veya yerli yatırımcıların, bu masrafların altında ezilen bağımsız bilgisayar oyunu geliştiricilerine özel bir hibe programı açması sektörü canlandırmaya yeter mi, yoksa sorun daha çok küresel pazara açılmayı bilmememizden mi kaynaklanıyor?
Bu sürecin sonunda oyununu dünyaya duyurabilmek için Steam ve Epic Games gibi platformlara ödemesi gereken yüzlerce dolarlık giriş ücretleri, döviz kuru yüzünden yerel bir geliştirici için çok ciddi bir yük haline geliyor.
İşin asıl korkutucu kısmı ise oyun bittikten sonra başlıyor. Resmi olarak bir oyun satıp gelir elde etmek istediğiniz an devlet karşınıza bir şahıs şirketi kurma zorunluluğu çıkarıyor. Genç girişimci desteğinden faydalanıp bir yıl boyunca Bağkur priminden muaf olsanız bile her ay düzenli ödenen muhasebeci ücreti, damga vergileri, stopajlar ve dijital satış platformlarının kestiği komisyonlar daha ilk kuruşu kazanmadan geliştiriciyi borç batağına sürüklüyor.
Unreal Engine gibi motorların bir milyon dolar ciro barajından sonra telif hakkı istemesi ve bunun için resmi muhasebe raporları talep etmesi gibi küresel kurallar da işin tuzu biberi oluyor. Dolayısıyla Türkiye'de bu işi tek başına yapan birinin başarılı olması için arkasında ya ciddi bir aile sermayesi olması ya da yurt dışından bir yayıncıdan yatırım alması şart görünüyor.
Ancak madalyonun diğer yüzünde, Türk oyun sektörünün küresel anlamda geri kalmasının sebebi aslında oyun çıkmaması değil, yanlış oyun türlerine odaklanılmasıdır. Türkiye, mobil oyun sektöründe dünyada milyar dolarlık şirketler çıkaran bir dev haline geldi ancak bu şirketler derinliği olan, hikayeli bilgisayar oyunları yerine hızlı tüketilen ve reklam geliri odaklı mobil oyunlar üretiyor.
Yetenekli geliştiricilerin birçoğu kendi bağımsız oyununu risk alıp üretmek yerine, düzenli maaş alıp geçinebilmek için bu büyük mobil oyun şirketlerinde çalışmayı tercih ediyor. Sonuç olarak Türkiye'de bilgisayar oyunu pazarının gelişmemesi sadece yüksek vergiler ve yayınlama masraflarından değil, yetenekli beyinlerin ekonomik kaygılarla güvenli limanlara sığınmasından ve ülkede bağımsız geliştiricilere yönelik köklü bir devlet desteği ile fonlama kültürünün bulunmamasından kaynaklanıyor.
Sence devletin veya yerli yatırımcıların, bu masrafların altında ezilen bağımsız bilgisayar oyunu geliştiricilerine özel bir hibe programı açması sektörü canlandırmaya yeter mi, yoksa sorun daha çok küresel pazara açılmayı bilmememizden mi kaynaklanıyor?