Andar Han

Üstün
Katılım
30 Mart 2024
Mesajlar
1.176
Makaleler
4
Çözümler
9
Beğeniler
2.330
İnsanın günlük hayattaki eylemlerinin nedenlerini örtbas etmek için öne sürdüğü "vicdanım rahat" cümlesinin anlamları ve etkileri üzerine düşündüğünüzde; hiçbir şey bulamayıp, kişiselliğe gömülebilirsiniz ki normaldir. Çünkü insan kendini korumaya yatkındır. Her zaman ifade ettiğim gibi bir ortaklık söz konusu olduğu vakit, bu ortaklık "vicdan" denileni kişisellikten kurtarmayla oluşabilecek gibi gözükmektedir. Bu minvalde eldeki bakışları süzgeçten geçirmek elzemdir;

Rousseau der ki; "vicdan" doğuştan gelir, doğal iyiliğe ve erdeme yönlendirmelidir. Vicdan, doğru yasalar ve bunların akılla birleşmesi ile desteklenmelidir.

Kant; "vicdan"ı saf aklın bir parçası olarak ifade eder ve pratik aklın denetlenmesi konusunda iş gördüğünü söyler. Ödev bilinci ile ilişkilidir.

"Öyle bir eylemde bulun ki, eyleminin ilkesi herkes için geçerli evrensel bir yasa olabilsin."

Nietzsche ise mevzuyu ikiye ayırır. "İyi vicdan" ve "kötü vicdan".

"Kötü vicdan" insanın doğuştan gelen hayvani içgüdülerinin toplumsal barış uğruna törpülenmesini sağlayan mekanizma olarak görür.

Horkheimer ise modern toplumda; aklın bir araç olduğunu ve insanların neyin iyi, neyin doğru olduğunu düşünmek yerine, sonuca ulaşmayı öncelediğini ifade eder ki bu durumda vicdan manasızdır zaten.

Bunlar üzerine çok da söylenecek bir şey yok gibi. Koca koca adamlar, bir sürü şey yazmışlar ama vicdan hâlâ anlamsız ve kişiye tâbi ve bu kişisellik yüzünden biz tekrara sıkıştık lakin, okumalar taraftarlığın ötesine geçemiyor.
 
Nietzsche ise mevzuyu ikiye ayırır. "İyi vicdan" ve "kötü vicdan".

Nietzsche'in vicdan anlayışı, insana verdiği tanımda saklıdır. Ona göre insan, "söz verebilen bir hayvan" olarak tanımlıdır. Söz verdikten sonra bu sözü tutabilen bir insanın gururuna "vicdan" adını verir.

Bahsettiğin "kötü vicdan", aslında "kara vicdan" olarak tanımlıdır. Kara vicdan, Nietzsche'ye göre tarihsel olarak ortaya çıkar. Eski insanların borç-alacak ilişkisini baz alarak, o insanların atalarına karşı borçlu olduklarını hatırlatır. Çünkü o insanlar varlıklarının sebebini atalarına borçludur ve bundan minnet duyarlar.

Eski kültürlerde bunlara paralel olarak atalara minnet duydukları için "borç" ödemesi olarak onlar için ayinler yapılır, kurbanlar sunularak minnet borçlarını öderler. Tarihte ileri gidildikçe de ataların yerini Tanrı kavramı almıştır, borçlu olunan varlık artık Tanrı olmuştur.

Ancak Hristiyanlık ile beraber işler çıkmaza girer. Çünkü Hristiyanlık, Tanrı'nın kendisini insanlar için feda etmesi (İsa'nın meşhur pozu) ile kendisine borç ödenemez hale gelmiştir. Bu sebepten de tam tersi olarak her insanın kendini günahkar hissettiği bir ortama geçilmiştir. İşte Nietzsche, bu sebepten sapkınlığı "kara vicdan" olarak tanımlar.

Köle ahlakı tanımında ise, köle ahlakına sahip bir birey önce kendisine düşmanlar yaratır. Kendisinden farklı olan herkes ona göre düşmandır ("ben" konusuna gönderme). Düşman olanlar ona göre kötü insanlardır ve kendisini kötü insanların karşısında gördüğü için, kendisini iyi bir insan zannetme yanılgısına düşer. Başka insanları düşman olarak görürken, kendi acısına bahane bulmak için kendisi ile barışık insanları sorumlu tutar ve onlara karşı kin besler.

Nietzche son olarak, köle ahlakına sahip birisinin "kara vicdan" sahibi olduğunu savunur. Bunu temellendirmek için Hristiyanlıktaki rahipleri kullanır. Ona göre köle ahlakına sahip bir birey acı çekmesinin sebebini arar, asıl acı çekmesini sağlayan kaynağı belli olan değil, kaynağı belli olmayan acılardır. Rahip, bu acının sebebini arayan köle ahlaklı bireye, acı çekmesinin sebebinin günahkar olduğunu söyleyerek ona acı çekmesine bir sebep verir ve köle ahlaklı bireyin manevi bir rahatlama yaşamasını sağlar. Köle ahlaklı birey, bu şekilde "kara vicdan" sahibi birisine dönüşmüştür. Çünkü rahip sayesinde artık o, günahkar olduğunu düşünmektedir. Rahibin asıl hegemonyası da kendisine kara vicdan ordusu yaratmasında yatmaktadır.

Kant; "vicdan"ı saf aklın bir parçası olarak ifade eder ve pratik aklın denetlenmesi konusunda iş gördüğünü söyler. Ödev bilinci ile ilişkilidir.

Bir dahakine de bunun hakkında yazarım, bu cidden bitmeyecek.