Aslında her ne kadar dinî konulardan uzak durmaya çalışsam da Tanrı'nın var olduğunu rüyamda iliklerime kadar hissetmiştim. Rüyada attığım her adım bile şu an aklımda. Ruhum bildiğin bedenimden kopmuştu ve ben başka bir yerdeydim. Bence gördüğüm şeyin dinlerde geçen Tanrı inanışıyla hiçbir alakası yok. Çok farklı bir duygu.
Halam, yani teyzem, kansere yakalandığı günün gecesinde uyuduğum zaman ağlayarak gözümü kapattım ve içimde bağırdım. Evrende bulunan her mistik varlıktan, tüm tanrılardan, iç sesimin frekansını duyabilen her şeyden yardım istedim. Zamanda geçmişe dönüp bir anlığına evdekileri haberdar etsem, ameliyatı en azından 3-4 ay önce yapsak diye düşündüm. Nereden aklıma geldiyse artık... Çaresizlik mi diyelim, bilemedim.
Yahu arkadaşlar, gözümü bir kapadım. Bembeyaz, 4x4 metrelik bir odadayım. Sanki duvarları, yeri ve tavanı cam gibi ama hafif ışık vuruyor içeriye. Sol duvarın dışında, ışıklı camın arkasında gölgelerin geçtiğini hissediyordum. Hafif hafif beliriyorlardı gibi. İleriye iki adım atarak ön duvara yaklaştım. Elimi ileriye uzatıp duvardan, aynı odanın tekrarına geçtim.
Bu ikinci oda yine aynıydı ama sanki sağ tarafımda benim iki katı büyüklüğümde, gölge gibi bir şeyin durduğunu hissediyordum. Dönüp onun tarafına da bakmıyordum. Önümdeki beyaz duvara bakıyordum. Rahattım, korkmuyordum. Sağımda olan bu bilge diyelim, iki adım ileri atmamla beraber tüm evrenin yaratılış şeklini bedenime hüpletti. Sanki konuşmadan, etmeden milyarlarca yıllık tüm olayları küçücük bir an içinde öğrenmiş ve onaylamış gibiydim. “Hayır, neden bu böyle oldu?” da diyemedim. “Tamamdır reis.” modunda ilerledim önümdeki odaya.
Elimi uzattım, üçüncü odaya duvardan geçtim. Yine aynı oda gibiydi ama yukarıda tavan artık uzaya açılıyor ve karşımda tam daire hâlinde Dünya canlı olarak duruyordu. Artık sol kolumun yanında da benim gibi bir garibanın durduğunu hissettim. O gariban arkadaşın da çok çaresiz olduğunu biliyordum. Artık nereden biliyordumsa... Yine iki adımda dünyayı ve tüm olup geçen bilgileri bedenime hüpletti. Konuşmadan, etmeden anlık bir şey. Dil desen dil değil, frekans desen frekans değil. Tüm vücut sanki bilgiyi bir anda içine çekiyor. Ve bunu konuşarak anlatmak da mümkün değil.
Gariban arkadaşımla, ben gariban, önümüzdeki duvardan geçtik yine. Dördüncü odaya. İkimizin de önünde bir kutu vardı. Benim kutumdan yarım elma, eski ama çalışır bir el saati ve bir dilim ekmek çıktı. Beni sağ duvara yönlendirdi ve geçtim. Ama geçtiğim oda çok farklıydı. Önümde şeffaf cam bir duvar vardı. Eski bir evin içini görüyordum. Evde, eski büyük saatlerden, ortasındaki mekanizması sallanarak çalışanlardan vardı. Sağ tarafta anne ve baba vardı. Sol tarafta, yani anne ve babanın önünde, küçük bir çocuk vardı. Hasta gibiydi. Anne ve babası seviniyordu. Sanki çocuk yeni yeni yürümeyi öğrenmiş gibi eğilip çocuğa “Gel, gel.” yapıyorlardı.
Bir anlığına ben bunları izlerken bulunduğum odanın içinden yüksek bir ses geldi: “Orası sana ait değil, oraya bakma.” Geri dönüp bulunduğum odaya baktığımda hastane odasında olduğumu fark ettim. Ortada tek bir hasta yatağı vardı ve halam, yani teyzem, yatakta yatıyordu. Yaklaştım. Kısık sesle, ağlayarak “Sana ne oldu böyle?” diye sordum. Dönüp bana demez mi: “Askerlikten sonra hiç yanıma bile gelip beni ziyaret etmedin.” Ben bir anda şaşırdım ve anında hatırladım, rüyada bile olsam. Çünkü askerlikten sonra her zaman yanında olmuştum yani.
Bunu fark ettiğim anda, “Bu işte bir terslik var.” deyip doktor tarafına baktım. Doktor iğneye serum çektiği gibi rüyadan zıpladım. Rüyadan ağlayarak uyanmıştım, o derece. Sanki aga ben hiç uyumadım; başka bir yere uğrayıp geldim. İş de bulamıyordum. Bir gün sonra komşu, “Normal maaşlı bir iş var.” diye koşarak geldi. “Allah Allah.” dedim. İş için gitmediğim yer kalmamıştı. Nasıl mümkün oldu ki bu diye düşündüm. Zor da olsa çalıştım. Tüm kazancımı teyzemin ilaçlarına harcadım. Annem gibiydi. Umarım benden şikâyetçi olmamıştır.
Sanki rüyada bana, “Eğer zamanda geriye gidersen, o zaman da aileni unutursun.” diye gösterildi. “Askerlikten sonra hiç uğramadın.” sözü beni çok üzdü. Neyse, ben bunu hiçbir zaman unutmam. Bir rüya bu kadar detayla aklımda kalmışsa o artık benim için rüya değil. Çünkü bizzat yaşadım, gördüm, konuştum, duydum ve hissettim.
Yani bildiğim Tanrı, öyle “Oruç bozuldu diye sizi cezalandıracağım.” kafasında değil. Onu sizin de bilmenizi isterim.
Düzgün yaşayın, normal insan gibi. Saf insan olursanız bence size daha fazla önem verir. İçinizde kurnazlık ve kötülük olmasın.