Guilty Conscience
Üstün
Selam.
Az önce bir olay yaşandı, sinirden hâlâ elim ayağım titriyor. Bizim pederin eski dostunun oğlu Berke'de kalıyorum. Çocuk tam bir steril hayat formu; ev bal dök yala, her yer beyaz, her yer mermer. Saat 00:25 falan, benim gözler kan çanağı. "Bir kahve patlatayım da kendime geleyim." dedim. Demez olsaydım, keşke parmağımı prize soksaydım da o mutfağa girmeseydim.
Mutfak dediğim yer de mutfak değil, NASA kontrol merkezi mübarek. Bir tane kahve makinesi var, üzerinde 50 tane tuş, sanırsın uranyum zenginleştiriyoruz. Ben buna suyu koydum, çekirdeği attım, rastgele bir tuşa bastım. Makine bir anda öyle bir inlemeye başladı... Asıl olay süt köpürtme kısmında koptu. Bu makinenin kenarında bir boru var, oradan buhar çıkıyor. Ben de sürahinin içine sütü koydum, boruyu daldırdım. O sırada ne olduysa oldu; bu alet bir anda çıldırdı, ejderha gibi tıslamaya başladı. Elimdeki sürahi, tazyikli buharın etkisiyle elimden bir fırladı; süt mutfağın tavanına, o pırıl pırıl mutfak dolaplarına, Berke'nin 20 bin liralık espresso fincanlarına öyle bir sıçradı ki, mutfak bir anda Jackson Pollock tablosuna döndü.
Neyse…
"Bittik!" diyerek süte müdahale etmeye çalışırken ayağım kaydı, tezgâhtaki kavanoz dolusu şekere çarptım. Şekerler yerdeki süte karıştı, her yer balçık gibi oldu. O sırada makine kendi kendine "Cleaning" (Temizleme) moduna geçip her yere sıcak su püskürtmeye başladı. Duman dedektörü ötmeye başlayınca Berke içeriden "Ne oluyor lan, evi mi yakıyorsun?!" diye bağırarak fırladı.
Siz siz olun, gece gece elin adamının evinde teknolojiyle imtihan edilmeyin. O kahve makinesinin de, o sütün de, benim o mutfağa giren aklımın da…
Az önce bir olay yaşandı, sinirden hâlâ elim ayağım titriyor. Bizim pederin eski dostunun oğlu Berke'de kalıyorum. Çocuk tam bir steril hayat formu; ev bal dök yala, her yer beyaz, her yer mermer. Saat 00:25 falan, benim gözler kan çanağı. "Bir kahve patlatayım da kendime geleyim." dedim. Demez olsaydım, keşke parmağımı prize soksaydım da o mutfağa girmeseydim.
Mutfak dediğim yer de mutfak değil, NASA kontrol merkezi mübarek. Bir tane kahve makinesi var, üzerinde 50 tane tuş, sanırsın uranyum zenginleştiriyoruz. Ben buna suyu koydum, çekirdeği attım, rastgele bir tuşa bastım. Makine bir anda öyle bir inlemeye başladı... Asıl olay süt köpürtme kısmında koptu. Bu makinenin kenarında bir boru var, oradan buhar çıkıyor. Ben de sürahinin içine sütü koydum, boruyu daldırdım. O sırada ne olduysa oldu; bu alet bir anda çıldırdı, ejderha gibi tıslamaya başladı. Elimdeki sürahi, tazyikli buharın etkisiyle elimden bir fırladı; süt mutfağın tavanına, o pırıl pırıl mutfak dolaplarına, Berke'nin 20 bin liralık espresso fincanlarına öyle bir sıçradı ki, mutfak bir anda Jackson Pollock tablosuna döndü.
Neyse…
"Bittik!" diyerek süte müdahale etmeye çalışırken ayağım kaydı, tezgâhtaki kavanoz dolusu şekere çarptım. Şekerler yerdeki süte karıştı, her yer balçık gibi oldu. O sırada makine kendi kendine "Cleaning" (Temizleme) moduna geçip her yere sıcak su püskürtmeye başladı. Duman dedektörü ötmeye başlayınca Berke içeriden "Ne oluyor lan, evi mi yakıyorsun?!" diye bağırarak fırladı.
Siz siz olun, gece gece elin adamının evinde teknolojiyle imtihan edilmeyin. O kahve makinesinin de, o sütün de, benim o mutfağa giren aklımın da…
Son düzenleyen: Moderatör: