Allah'ın mükemmel eleştirilemez olduğunu en baştan kabul etmiyorsan şirk koşuyorsun demektir. Allah şirki en büyük günah sayar. Dünyaya nükleer atıp yok etmekten daha büyük günahtır diyor. Bu tehdidi yok saymak çok büyük kumar oynamaktır. Oynadığın kumarda kazanırsan şu kısacık ömründe seni yaratana 3-5 kez ukalalık etmiş olursun o kadar ki onu da senin canını almayıp konuşmana izin verirse yaparsın. Kaybettiğinde ise en büyük günahın karşılığı olarak en büyük cezayı görürsün. Sonsuza kadar cehennem azabına dayanırım demek böyle bir meydan okumaya girmek inanılmaz zararlı bir alışveriş.
2-3 ukalalık ve sonsuz azap. Bak seni uyarmasa böyle suça böyle ceza olur mu desen yerden göğe kadar haklısın. Uyarıyor. Hem de her dinde her kitapta defalarca uyarıyor, her ezanda Allah en büyüktür diyor. Allah'ın büyüklüğünü tartışmak çok ağır cezaya sebeptir diyor.

Pascal'ın Kumarı bu, biliyorum. Baştan aşağı yanlış bir tutumdur. Sırf cehenneme gitme tehlikesini göze almamak için inanıyormuş gibi yapmaktır. Sonucu ise inanmamak ile aynı olur. Çünkü sonsuz zeka bir tanrı, kişinin bu düşüncelerini zaten bilir ve bu tanrı yeterince adaletliyse, o kişiyi inanmayan kişiler ile aynı kefeye koyar.

Bu satırları eleştirmek için yazmıyorum sizin kararınızın ne olduğunun bana bir faydası yok ancak ben bir kişinin doğru yolda ilerlemesinden büyük mutluluk duyarım sonsuz azaba giden birinin durumundan da üzülürüm engellemeye çalışırım dilim döndüğünce. Bazen engellemeye çalışmak o kişiyi daha da kızdırıp büsbütün uzaklaşmasına sebep olsa da şansımı denemekten vazgeçmem.

Tek bir doğru yok. Herkesin kendi doğruları var. Bu dinin kendi içinde bile böyle. Eğer öyle olmasa bir sürü mezhep niye ortaya çıksın? Ara sıra, bazı durumlara sözde daha eleştirel yaklaşanlar ortaya çıkmış ve dine kendi yorumlarını katmışlar. Etrafında eleştirel yaklaşmayanlar ise onun peşine takılmış ve böylece mezhep meydana gelmiş. Başka bölgelerde yine aynısı olmuş ve başka mezhepler çıkmış. Herkesin doğru ve yanlış yorumu var yani. Zaman içinde bunlar kendi çıkarlarına göre yorumlamaya başlıyor ve mezhep çatışmaları ortaya çıkıyor. Dinler arası savaşlar, inançlılar ile inançsızların savaşları, dinin içindeki mezheplerin savaşları hepsi tamamen doğrunun ve yanlışın göreliliğine bağlı olarak çıkıyor.

Kişiler çoğunlukla büyüdüğü ailenin, akrabaların, mahallenin, köyün, tanıdıkların, arkadaşların, çevrenin vb. etkisinde kalarak kendi doğrularını belirliyor. Bunların etkisinde kalmak irade ve zeka kullanımını minimale indiriyor. Ne zaman bütün doğru bildiklerini reddedip sıfırlanmış bir zihinle olayları yorumlamaya, soru sormaya, eleştirmeye başlıyorsun, işte o zaman nispeten daha objektif doğruların izinden yürümeye adım atıyorsun.

Akıl, bizim en büyük özelliğimiz. Bize dayatılan değerleri sorgulamıyorsak, aklımızı kullanmıyoruz demektir. Aklını kullanmayı engelleyen her şeyi sorgulamadığın sürece başkalarının doğrularına ve yanlışlarına göre yaşarsın. Yeri geldiğinde dini bile sorgulamak bu yüzden önemli. Eğer din şirk, günah, haram vb. şeyler söyleyerek senin sorgulamana izin vermiyorsa, bu durumda şüphelenmeye başlamak gerekiyor. Eğer korkutmak suretiyle en ufak bir şüpheye bile yer verilmiyorsa, bu şüphelenmek için daha büyük bir sebeptir.
 
Beşeri duygular göstererek anlamanı bu şekilde sağlabiliyorsa.

Pascal'ın kumarı bu, biliyorum. Baştan aşağı yanlış bir tutumdur. Sırf cehenneme gitme tehlikesini göze almamak için inanıyormuş gibi yapmaktır. Sonucu ise inanmamak ile aynı olur. Çünkü sonsuz zeka bir tanrı, kişinin bu düşüncelerini zaten bilir ve bu tanrı yeterince adaletliyse, o kişiyi inanmayan kişiler ile aynı kefeye koyar.

Tek bir doğru yok. Herkesin kendi doğruları var. Bu dinin kendi içinde bile böyle. Eğer öyle olmasa bir sürü mezhep niye ortaya çıksın? Ara sıra, bazı durumlara sözde daha eleştirel yaklaşanlar ortaya çıkmış ve dine kendi yorumlarını katmışlar. Etrafında eleştirel yaklaşmayanlar ise onun peşine takılmış ve böylece mezhep meydana gelmiş. Başka bölgelerde yine aynısı olmuş ve başka mezhepler çıkmış. Herkesin doğru ve yanlış yorumu var yani. Zaman içinde bunlar kendi çıkarlarına göre yorumlamaya başlıyor ve mezhep çatışmaları ortaya çıkıyor. Dinler arası savaşlar, inançlılar ile inançsızların savaşları, dinin içindeki mezheplerin savaşları hepsi tamamen doğrunun ve yanlışın göreliliğine bağlı olarak çıkıyor.

Kişiler çoğunlukla büyüdüğü ailenin, akrabaların, mahallenin, köyün, tanıdıkların, arkadaşların, çevrenin vb. etkisinde kalarak kendi doğrularını belirliyor. Bunların etkisinde kalmak irade ve zeka kullanımını minimale indiriyor. Ne zaman bütün doğru bildiklerini reddedip sıfırlanmış bir zihinle olayları yorumlamaya, soru sormaya, eleştirmeye başlıyorsun, işte o zaman nispeten daha objektif doğruların izinden yürümeye adım atıyorsun.

Akıl, bizim en büyük özelliğimiz. Bize dayatılan değerleri sorgulamıyorsak, aklımızı kullanmıyoruz demektir. Aklını kullanmayı engelleyen her şeyi sorgulamadığın sürece başkalarının doğrularına ve yanlışlarına göre yaşarsın. Yeri geldiğinde dini bile sorgulamak bu yüzden önemli. Eğer din şirk, günah, haram vb. şeyler söyleyerek senin sorgulamana izin vermiyorsa, bu durumda şüphelenmeye başlamak gerekiyor. Eğer korkutmak suretiyle en ufak bir şüpheye bile yer verilmiyorsa, bu şüphelenmek için daha büyük bir sebeptir.

Yazdıklarına yüzde 90 katılıyorum güzel ifade etmişsin. Sorgulamak gerekli ancak doğru yolu bulduğundan emin olduktan sonra hala sorgu şüphe olduğu zaman bu olduğun yerde debelenmek olur. Misal İslam'ın doğru olduğunu kabul ettin. Sırada namaz kılmak oruç tutmak var. Hayır ben dini sorgulayacağım eleştireceğim gözden geçireceğim acaba gerçekten doğru mu diye tartacağım. 1 ay oldu 5 ay oldu 10 yıl oldu beyefendi hala emin değil karar veremiyor emin olacak da ibadet edecek. Böyle böyle derken öldün gittin. Senin imanın geçerli oldu mu hayır niye şüphe ede ede inanmadığını ispatlamış oldun. İmanını namaz kılarak oruç tutarak zekat vererek somutlaştırıp eyleme dökmedin. Sevgi inanç eylem gerektirir. Kuru kuru sevgi inanç olmaz. Allah sizleri seviyrum deyip bizi yarattıktan sonra bomboş bir düz alana kendi halimize mi bırakmış yoksa ağacını suyunu meyvesini her şeyini tastamam düzenleyip istifademize sunup sevgisini göstermiş mi? Çelişki gördüğün yerde şüphe iyidir bir an önce yanlış yoldan dönmeni doğru yolu bulmanı sağlar fazla şüphecilik ise harekete geçmene mani olur.