Hakkında hayırlısı olsun. Direkt olarak 4 yıllık istediğin bir bölüme yerleşemiyorsan bence DGS mantıklı bir seçenek. Şahsen ben de mezuna bırakmış ve takip eden senede de istediğim bölümü tekrar tutturamamıştım. Bu yüzden DGS'ye yöneldim ve mantıklı bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Bahsettiğim yıllar 2014-2015, o zamandan şimdiye sistem değişti mi bilmiyorum fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Tercih edeceğin 2 yıllık okulda veya bölümde gerçekten hedeflerini başarmak istiyorsan derslerde not tutmaktan ve sınavlarına çalışmaktan asla kendini alıkoymamalısın. 2 yıllık okumaya gelen çoğu öğrencinin sadece "Okudun mu?" sorusuna "Evet." demek için orada olduğunu fark edebilirsin. Bu ortamda sen kendi hedeflerinden şaşmayıp derslerine odaklanmalısın çünkü öyle bir ortam olabiliyor ki "Amaaaan, herkes aynı kafada." deyip salıp gidenleri de gördüm.
Eğer gerçekten 2 yıllık okulda dersi derste dinleyip vize/final haftalarında kendini 2 hafta eve kapatıp hayvan gibi sınavlarına asılırsan muhakkak okul birinciliğine oynayabilirsin. Eskiden okul birinciliği DGS sınav sonucuna ek bir puan katkısı yapıyordu diye hatırlıyorum. Şimdilerde bu olmayabilir, bunu araştırman gerekiyor.
2 yıllığı bitirirken gerçekten hiç zorlanacağını düşünmüyorum. Dersi derste dinle, notlarının hepsini eksiksiz defterine tut, sınav zamanlarında 2 hafta eve kapan. KURAL BU! Kalan zamanlarda ise sen de herkese katılıp istediğin goygoy muhabbetlerine katıl, takıl, hayatı yaşa!
DGS konusuna gelirsek, bizim zamanımızda sınav 60 Türkçe ve 60 Matematik sorusundan oluşuyordu. Türkçe ağırlıklı olarak tabii ki paragrafta, cümlede ve kelimede anlam, anlatım bozukluğu gibi konulardan oluşuyordu. Paragrafta anlam gerçekten çok zorlayıcı olabiliyor çünkü 60 Türkçe sorusu o kadar uzun ki kimi sorular neredeyse tek bir sayfadan oluşuyor. Bu yüzden Türkçe sınavına değil de kitap okumaya gelmişsin gibi bir sınav. Zaten önüne DGS kitapçığı konduğunda kitapçığın kalınlığından neyle karşılaşacağını anlıyorsun.
Bu zamana kadar kitap okumadıysan veya yeterli Türkçe denemesi çözmediysen bu konunun da üzerinde durman gerekiyor çünkü muhtemelen 35. sorudan sonra beyninin başka diyarlara uçup gittiğini, yeni sorulara odaklanamamaya başladığını fark edeceksin. Bu an çok korkutucu olacak çünkü geride kalan 25 soru babaçko bir şekilde seni beklemeye devam ediyor olacak.
Matematik konusuna gelirsek, yine benim dönemimde MAT-2 konuları, yani türev-integral gibi konular yoktu. Polinomlar falan da yoktu diye hatırlıyorum. Bilinmeyenli denklemler veya faktöriyel soruları zorlayıcı sorular olarak kabul edilirdi çünkü matematikte de mantığa dayalı, problem çözmeye odaklı sorular yer alıyordu. Tabii ki matematiğin belli başlı kurallarını bilmen gerekiyor. Türev-integral yok diye rahatlanmamalı. Matematik soruları da yine Türkçe gibi uzun uzun problem sorularından oluşuyor.
Kısacası kendini bu tempoya tamamen hazırlamalısın! DGS asla ama asla son 3 ayda, 6 ayda veya 9 ayda hazırlanılacak bir sınav değildir. Sınav uzaktan bakınca kolay gözükür fakat o sıraya oturduğunda çok zorlaşır.
Okulla beraber en başından beri DGS için ciddi bir hazırlık sürecinden geçmen gerekiyor. En azından kendini bu sınavın 120 sorusuna ve zaman yönetimine çok alıştırman, ciddi pratik yapıp bolca kendini aynı türde test etmen gerekiyor.
Tüm bunlara dikkat edersen hem okulu birincilikle bitirirsin hem de 40 Türkçe net, 25 Matematik neti yaptıktan sonra muhtemelen giremediğin üniversitelere yerleşebildiğini rahatlıkla göreceksin.
Bahsettiğim şeylerin üzerinden 10 yıl geçti. Bu konuyu yine de dikkatlice araştırmalısın. Neler değişti veya değişmedi, bilemiyorum.
Hakkında hayırlısı olsun. Gerçekten istediğin zaman İTÜ'ye bile girebilirsin!
Edit: DGS açıklandığında sen üniversite tercihlerini yaparken diğer arkadaşların üniversiteye başlamış olacak. Yani DGS'de tercihler geç bir zamana kalıyor ve yerleştirmeler üniversiteler açıldığında başlıyordu. Ben üniversiteye yerleştiğimde okul başlayalı 1 ay olmuştu ve ben başladıktan 1 hafta sonra ilk vizelerime girmiştim. Bu kısım açıkçası ilk aylarda zorlu geçiyor!
2 yılı bitirdim, 4 seneliğe girdiğimde 2 yıl daha okuyacağım ve bitecek şeklinde düşünmemelisin. Çünkü bu tamamen yerleştiğin 4 yıllık bölümün daha önceki 2 yıllıktan kaç dersi sayıp saymayacağına bağlı.
En azından garanti olarak Tarih, Edebiyat gibi mecburi dersleri sayıyorlardı. Diğer derslerin de tercih ettiğin bölümde aynı isimle, aynı müfredatla ve aynı krediyle yer alıyorsa muhtemelen sayacaklardır. Okulun denklik verip vermemesine bağlı olarak saymama ihtimalleri de olabilir. Bu, bölümden bölüme veya okuldan okula çok değişecek bir şey.
Muhtemelen kesin olarak 4 yıl daha okuma süresi çıkmaz. En kötü ihtimalle hiçbir şey doğru dürüst sayılmazsa 3,5 senelik bir yolculuk da çıkabilir. Okuduğun bölüm ile yerleştiğin bölüm gerçekten alakalı olmalı zaten, aksi türlü tercih edilemiyordu diye hatırlıyorum.
Eğer İngilizce bir bölüme yerleşirsen muhtemelen hiçbir dersini saymayacaklar, buna hazırlıklı ol. Yine de Edebiyat, Tarih falan sayılabilir. Türkçeden Türkçeye geçersen en iyi ihtimal ve şansla 2,5 yıllık bir macera daha seni bekliyor olacak. Buralar gerçekten belirsiz.