Tüketici pazarında “işte bu” dedirten ilk SSD, 8 Eylül 2008’de gelen Intel X25-M oldu. Intel’in X18-M ve X25-M modelleri, 80 GB’lık kapasiteyle piyasaya çıktı ve sabit diskten SSD’ye geçişin gerçek anlamda başlamasını sağladı. MLC NAND kullanan bu sürücüler, güçlü denetleyici ve tutarlı performansıyla dönemin alternatiflerinden ayrıldı.
Neden X25-M dönüm noktasıydı?
Öncesinde tüketiciye ulaşan SSD’ler vardı ama çoğu günlük kullanımda “takılma” sorunları yaşıyordu. Özellikle 2008’de JMicron denetleyicili sürücüler, yazma gecikmesi yüzünden aralıklı donmalarla kötü bir ün yaptı. X25-M’in asıl farkı, bu tür sorunları ortadan kaldıran mimarisi ve istikrarlı hızlarıydı.
Intel, X25-M’in 10 kanallı denetleyicisi, yazma genişlemesini kontrol eden algoritmaları ve düşük gecikmesiyle HDD’lere kıyasla sistemi ciddi ölçüde hızlandırdığını vurguluyordu. Rastgele okuma IOPS değerleri on binlerle ifade ediliyor, sıradan HDD’lerin “yüzlerle” sınırlı kaldığı bir dönemde masaüstü ve dizüstülerde hissedilir akıcılık sağlanıyordu.
Asıl yaygınlaşma ise bir yıl sonra geldi: X25-M’in 34 nm’ye geçen G2 sürümü, gecikmeyi düşürüp rastgele yazma performansını artırırken fiyatları belirgin biçimde aşağı çekti. Windows 7 ile TRIM desteği de geldi ve SSD’lerin zamanla yavaşlama sorunu pratikte çözülmüş oldu.
2011’de X25-M yerini Intel 320 serisine bıraksa da, asıl kırılma çoktan yaşanmıştı. X25-M’in açtığı yol, ultrabook’lardan ince-ışık dizüstülere kadar pek çok kategoride SSD’yi varsayılan depolama haline getirdi.
Kısa cevap: Erken denemeler olsa da tüketicide gerçek sıçramayı yapan model X25-M’di. Bugün bilgisayarlarımızın anında açılmasından uygulamaların anında tepki vermesine kadar pek çok konfor, X25-M’in başlattığı bu değişimin devamı.
Kaynak: www.techspot.com