Zifiri karanlıkta beyniniz düşüncelerle dolarken, hafif loş bir alana odaklandığınızda hiç yüz benzeri şeyler fark ettiğiniz oldu mu? Geceleri karanlıkta dururken, hiçbir şey olmamasına rağmen, tek olmanıza rağmen bir şey gördüğunüzü hissettiğiniz?
Bu ne psikolojik bir bozukluk, ne de olağanüstü bir durum. Buna "Pareidolia" deniyor.
Loş ışıkta gözlerimiz yeterli görsel veriyi toplayamaz. Retinadan gelen eksik bilgi, beynin görsel işlemleme merkezlerine ulaştığında, "boşluklar" tahminlerle doldurulur. Bu noktada devreye Fusiform Yüz Alanı (Fusiform Face Area, FFA) girer. FFA, evrimsel olarak yüzleri hızlı tanımaya programlanmıştır; dost mu düşman mı, yabancı mı tanıdık mı bunu anında anlamak için. Ancak ışık yetersiz olduğunda bu bölge gölge, leke, kıvrım gibi rastgele şekilleri de yüz olarak algılayabilir.
Karanlıkta bu etkinin artmasının nedeni, beynin "tehlike ihtimalini" sıfırdan fazla görmesi. Evrimsel geçmişimizde, geceleyin pusuda bekleyen bir yırtıcıyı ya da yaklaşan bir insanı fark etmek yaşam ile ölüm arasındaki fark olabilirdi (atalarımız vahşi yaşamda böyle hayatta kaldı). Dolayısıyla sistem, yanlış alarm pahasına bile "orada bir yüz var" demeye meyillidir.
Karanlık bir odada gözlerini bir noktaya diktiğinde, beynin sana oyun oynamaya başlar. Işığın çekildiği yerde gözlerin artık yeterince bilgi toplayamaz ve gördüğün şekiller belirsizleşir; kıvrımlar, gölgeler ve silüetler birbirine karışır. Tam o sırada beynin, milyonlarca yılın evriminden gelen bir refleksle boşlukları doldurmaya girişir. Sana hayatta kalmanı sağlayacak en hızlı bilgiyi sunmak ister: "Orada biri var". Bir gölgeyi omuz gibi, perde kıvrımını baş gibi, masa kenarını yüz gibi tamamlar. Çünkü beynin insan yüzlerini tanımaya saplantılıdır ve bu sayede dostu düşmandan, yabancıyı tehlikeden ayırabilmiştir.
Ama işin tuhaf yanı, bu mekanizma karanlıkta gerçek ile hayali ayıramaz. Fısıldayan sessizlikte gördüğünü sandığın yüz, orada hiç varolmamış olabilir. Yine de beynin, bakışlarını senden ayırmayan o hayali silüetin varlığına seni ikna etmek için elinden geleni yapar… ve sen gözlerini kırpmaya bile cesaret edemezsin. Ya da belki tam tersi, orada bir şeyin olmadığını bilsen de beynin inadına orada bir varlık olduğuna ikna çabasından vazgeçmez...
Bu ne psikolojik bir bozukluk, ne de olağanüstü bir durum. Buna "Pareidolia" deniyor.
Loş ışıkta gözlerimiz yeterli görsel veriyi toplayamaz. Retinadan gelen eksik bilgi, beynin görsel işlemleme merkezlerine ulaştığında, "boşluklar" tahminlerle doldurulur. Bu noktada devreye Fusiform Yüz Alanı (Fusiform Face Area, FFA) girer. FFA, evrimsel olarak yüzleri hızlı tanımaya programlanmıştır; dost mu düşman mı, yabancı mı tanıdık mı bunu anında anlamak için. Ancak ışık yetersiz olduğunda bu bölge gölge, leke, kıvrım gibi rastgele şekilleri de yüz olarak algılayabilir.
Karanlıkta bu etkinin artmasının nedeni, beynin "tehlike ihtimalini" sıfırdan fazla görmesi. Evrimsel geçmişimizde, geceleyin pusuda bekleyen bir yırtıcıyı ya da yaklaşan bir insanı fark etmek yaşam ile ölüm arasındaki fark olabilirdi (atalarımız vahşi yaşamda böyle hayatta kaldı). Dolayısıyla sistem, yanlış alarm pahasına bile "orada bir yüz var" demeye meyillidir.
Karanlık bir odada gözlerini bir noktaya diktiğinde, beynin sana oyun oynamaya başlar. Işığın çekildiği yerde gözlerin artık yeterince bilgi toplayamaz ve gördüğün şekiller belirsizleşir; kıvrımlar, gölgeler ve silüetler birbirine karışır. Tam o sırada beynin, milyonlarca yılın evriminden gelen bir refleksle boşlukları doldurmaya girişir. Sana hayatta kalmanı sağlayacak en hızlı bilgiyi sunmak ister: "Orada biri var". Bir gölgeyi omuz gibi, perde kıvrımını baş gibi, masa kenarını yüz gibi tamamlar. Çünkü beynin insan yüzlerini tanımaya saplantılıdır ve bu sayede dostu düşmandan, yabancıyı tehlikeden ayırabilmiştir.
Ama işin tuhaf yanı, bu mekanizma karanlıkta gerçek ile hayali ayıramaz. Fısıldayan sessizlikte gördüğünü sandığın yüz, orada hiç varolmamış olabilir. Yine de beynin, bakışlarını senden ayırmayan o hayali silüetin varlığına seni ikna etmek için elinden geleni yapar… ve sen gözlerini kırpmaya bile cesaret edemezsin. Ya da belki tam tersi, orada bir şeyin olmadığını bilsen de beynin inadına orada bir varlık olduğuna ikna çabasından vazgeçmez...
Son düzenleme: