Benim anlayamadığım noktalardan biri; sorusundan sebep kendine anlam yükleyen insanlar. Ya hu bilmem kaç bin yıllık külliyat mevcut. İlk defa o soruyu soran, sen olabilir misin? Elbet bir yerlerde aynı fırtınalar kopmuştur.
-40 derecede dondurarak kurutma teknolojisi kullanılarak dondurulmuş bir fırın tepsisi yemeği geri nasıl fırından yeni çıkmış hale getiririm diye ilk sen sorabilirsin. İlk sen sormamış olsan bile bu alanda çalışıp ilk sen çözüm bulup belki dünyadaki gıda fiyatlarını ciddi anlamda düşürürsün. Instant noodle yiyen garibanlar marketten kağıt paket içinde dondurarak kurutulmuş gerçek yemek alabilir sıcak suyla eski haline getirip yemek üzere. Felsefe tamamen
çağın sorunlarını kendi ilgi alanın dahilinde düşünmek üzerine kurulu bir bilim dalı. Ülkemizde boş yapma "sanatı" olarak görülse de gerçekte diğer bilimlerle iç içe ve hatta onların ilerlemesi için dürtükleyen bir dal. Sorduğun soruların anlamlı ve değerli olabilmesi için de soru sorabileceğin bir alanın olması gerekiyor, her alandan gram gram bilgi ezberleyip her gördüğü konuda soru sormaya ve düşünmeye çalışmak felsefe değil işsizliktir ne yazık ki.
Felsefe, soruna dair çözümsüz ve sonsuz tartışmalara vesile sorular ile ilgili değildir. Çözümü aramaya dair soruların bulunabilmesi için gereklidir. Bu minvalde, soruna çözüm olmayan sorularla, bitmek tükenmek bilmeyen sonsuz ve sonuçsuz tartışmalarla neden zaman harcanmaktadır?
Kendi alanı olmayan, olsa bile o alanda aslında yeterince bilgisi olmamasına rağmen yıllardır bir şekilde para kazanmayı başardığı için kendini alanına hakim sanan insanların her gördüğü hakkında bilgi sahibi olma çabası. Kimse her şey hakkında ciddi bilgi sahibi olamaz, kişinin bilgi birikiminin büyüklüğü aslında ne kadar çok bilmiyorum cevabı verdiğiyle ölçülür ama ülkemizde bu böyle değil. Sosyal deney adı altında sokaktaki insanlara "volkan konakları var mış, nerede acaba?" diye adres soruluyor ve insanlar rastgele bir şeyi şuradan git sola dön gibi açıklıyor sırf bilmiyorum dememek için. Volkan konak tanıdık da mı gelmedi kulağına, niye hemen atlıyorsun değil mi?
Aynı hatayı binlerce yıldır tekrarlayan ve bu hatalara hâlâ destek olabilecek bir yaratığız. Kendimizi abartmanın alemi yok. Durum belli, kapasite belli, şartlar belli; oluşacak olan da bellidir herhalde.
Bu kısır döngüden nasıl çıkacağız?
Ülkemiz her ne kadar cumhuriyet ile kendini adam etmeye başlasa da halkı bilinçlendirmek için Atatürk'ün attığı adımlar sonraki diktatörler tarafından bile bile geriye çevrildi ki halk tam bugünkü haline ulaşsın ve kolay güdülebilir olsun, bu esnada da diktatör kafasına estiğince çalıp çırpsın. Halk bilinçlenmediği sürece o anki diktatör gitse bile birkaç yıl içinde yenisini hatta daha beterini getirmeyi başaracak ve yine yönetimden şikayet edecektir.
Matematiği öğretmeyi beceremeyen hatta yok sayıyı karşıya at çarpım bölü olarak geçsin yok logaritma elini kaldırdı üstteki sayıyı tuttu yatırdı gibi saçmalıklarla öğrenmeyi engelleyen eğitim sisteminde "kafası basmayan" çocukları sanayiye verip 7/24 ölçü almak, hesap yapmak, hata yapmamanın önemli olduğu bir nevi teknisyenlik gerektiren alanda çalıştırma illeti devam ettikçe kısır döngüden çıkılması çok çok zor. Adam gibi matematik öğretilmediğini ancak sizin neslin (2000'li olduğunu varsayıyorum) anne baba olmuş halleri fark edebilecek kendi de bir şekilde biraz öğrendiği için. Bizim neslin hiçbir alanda birkaç ezberi dışında hiçbir bilgisi olmadığı için çok ödev veren hocayı iyi öğretmen, masa başında zorla çok kalan çocuğu iyi öğrenci, matematik bölümündeki öğrencilerin duysa dehşete kapılacağı saçma sapan ezberleri aklında tutamayan çocukları da gerizekalı sanıyorlar.
Bir şeyin yanlışlığını fark etmek için bile o konuda bilgi sahibi olmak gerekir ve tam da bu yüzden bizim gibiler sadece genç kesime tavsiye veriyor ve tek özelliği sizden daha erken doğup rastgele bir işle para kazanan eğitilemez gerizekalı sürüsüyle muhatap bile olmuyor böyle konularda.