Sakarya Meydan Muharebesi'nin bitişinden 13 gün sonra 26 Eylül 1921'de İsmail Habib Sevük tarafından ele alınan bu yazı, Sakarya'nın bizim için önemini en iyi şekilde vurgulamaktadır. Kimi çevreler kabul etmese de Sakarya'nın bizim, Türklerin 1683'te başlayan geri çekilmesinin son bulduğu muharebe olduğu gerçeği yadsınamazdır.
YAPILAN İŞİN AZAMETİ
"Evvelce Sakarya Harbi'nin en hadd ve hummalı devrelerinde Sakarya Harbi'nin ehemmiyetinden bahsederken, harplerdeki ehemmiyetin neticelerdeki büyüklükle ölçüleceğini söylemiştim. Tarih, harplerin ehemmiyetini yalnız çarpışan kuvvetlerin adedi ve akan kanların miktarlarıyla değil, o harplerin yaptığı neticelerin derecesiyle ölçüyor. Tarihimin mini mini Sırp Sındığı Harbi, dünyanın tarihini ikiye bölen İstanbul fethinden belki daha büyüktür! Çünkü birincide, Osmanlı tarihinin o ilk Ehl-i salîb (Haçlı, hristiyan denebilir) ordusu muvaffak olaydı; bu yedi asırlık tarih, belki Hüdavendigâr'ı son padişah kaydedecekti.
Halbuki Fâtih İstanbul'un fethinde muvaffak olamayaydı, kurûn-ı vustâ kapanması yalnız üç, beş sene teehhür etmekten başka bir netice hâsıl olacaka değildi, çünkü nasıl olsa biz İstanbul'u alacak ve nasıl olsa Bizans göçüp gidecekti. Ayasofya'da çan sesi yerine müezzin sesi duyulması vâkıâ cihan vukuâtını ikiye biçen büyük bir vaka'dır. Fakat onun büyüklüğü, neticesinde değil kendisinde tecellî ediyor, Fâtih mesela on sene bekleseydi İstanbul'u belki karadan gemi yürütmeden de alırdı!
Tarihimin Mohaç zaferi şüphesiz en şa'şaalı, en parlak zaferdir, çünkü o harbi biz Tuna'nın doğduğu yerlerde yaptık ve dünyanın en kalabalık ordularından biri, Boğaziçi sularının kıyısından Tuna'nın aktığı yerlere kadar gitti. Lâkin "Krallar kralı" Şarlken'in ordularını mağlûp eden o zafer, neticesi itibarıyle tarihimin hiç de en büyük harbi değildir: Çünkü Kanunî, orada muvaffak olamayaydı, beş sene sonra yine aynı kuvvetle bir ordu ile aynı yerlere gidebilirdi?
Kara Mustafa Paşa, Viyana muhâsarasında hemen hemen muvaffak olacakken, sakîm bir tedbir yüzünden ric'ata mecbur kaldığı için mütelehhif olanlar ve dizini dövenler var. Peki Paşa Viyana'yı alaydı ne olacaktı? Madem ki elli sene sonra Peşte'yi bile terkettik! Yok, müverrihler harplerin azâmetini anlatmak için harplerdeki bi-zâtihi büyüklük ile netice itibariyle olan büyüklüğü tefrik etmelidirler. Büyük harpler tarihe yeni bir ceryan veren harplerdir. Herkesin kulağı Vaterlo'nun şa'şaasıyla doldu, harp tarihleri dehâ ile sebâtın bu kanlı mücâdelesini sahifelerle değil, ciltlerle anlatıp bitiremiyor, halbuki Vallingtan'un sebâtı Napolyon'un dehâsına galip gelmeseydi, askerliğin o en büyük dehâsı beş sene sonra yine mağlûp olacaktı!
Buna mukabil Avrupa tarihleri bile Puvatya Harbi'ni şöylece yazıp geçiştiriveriyorlar. Fakat Avrupa Hıristiyanlığı ile Endülüs İslamlığının Fransa cienub-i garbisinde yaptığı bu mücâdele, bin Vaterlo'dan daha mühimdir: Çünkü orada Hıristiyan ordusu muzaffer olmayaydı Avrupa'nın haritası da, Avrupa'nın mukadderatı da baştan başa değişecekti!
İşte harplerin ehemmiyeti hakkındaki bu mıkyâsı Sakarya Harbi'ne de tatbik edince derhal anlarız ki, Sakarya'nın kıyılarında yükselen zafer, tarihimizin en irtifalı şâhikasıdır. Vâkıâ bu harp Mohaç gibi Tuna'nın doğduğu yerlerde yapılmadı, bu harbin yapıldığı yer bu saltanatın doğduğu yerlerin bile gerisindedir, fakat tarih Sakarya'yı Mohaç'tan yüksek görecek: Çünkü birincisi kemâlini bulmuş bir saltanatın son şa'şaası, ikincisi ise zevâlini bulmuş bir tarihin tekrar doğuşudur. Mohaç şerefli bir yokuşun sonu, üç asırlık bir inişin ibtidasıdır. Sakarya ise uzun bir inişin hâtimesi ve yeni bir çıkışın mukaddimesi oldu! Tarihim Mohaç'ta kemâlini, Sakarya'da zevâlini bitiriyor; orada genç bir tarih ihtiyarladı, burada ihtiyar bir tarih gençleşiyor.
Ne şiir yapıyorum, ne teşbih. Sakarya Harbi her cihetten ve her noktadan tarihimin en büyük zaferidir. O bi-zâtihi büyüktür, çünkü burada ikiyüzbinden fazla silâh çarpıştı ve ikiyüzbinden fazla silâh Sakarya nehrine kızıl bir renk ve Haymana'nın semâsına kanlı bir yangın manzarası verdi.
O, harbin müddet-i devamı itibarıyle de büyüktür: Çünkü meydan harpleri içinde en fazla devam etmesiyle meşhur olan "Mukden" muharebesi bile, Sakarya Meydan Harbi kadar uzun sürmedi.
O, gaye itibarıyle de büyüktür: Çünkü hiç bir harpte hak ile haksızlık, istilâ ile müdafaa, hırs ile istiklâl bu kadar açık çarpışmadı.
Sakarya zaferi, o zaferi kazanan ordunun suret-i terkibi itibarıyle de büyüktür: O ordu, halifelerin iradeleriyle, sadrâzamların faaliyetiyle, nâzırların emirleriyle değil; halifelerin muhalefetine, sadrâzamların hiyanetine, nâzırların mümânaatına rağmen, doğrudan doğruya bu milletin kendisinden, bu milletin kendi intibahı ve kendi azmiyle doğdu.
Sakarya zaferi tarafeyn orduların çarpıştığı şerâit itibariyle de büyüktür: Dünyada hiçbir harp bu kadar gayrimüsâvi şerâit içinde yapılmadı ve tarihimizin hiçbir harbinde biz, bu kadar techizâta karşı bu kadar vasıtasızlık içinde harp yapmadık. Bütün dünya tarihi zırha bedel göğsün, tanka bedel kağnının çarpıştığını ilk defa Sakarya Harbi'nde ve göğsün zırha, kağnının tanka galebesini ilk defa Sakarya zaferinde gördü.
Sakarya Harbi tevlid ettiği netice itibarıyle de tarihimin en büyük harbidir: Çünkü düşman emeline muvaffak olaydı yalnız İzmir ve Trakya'yı değil, İznik'ten Afyonkarahisar'ına kadar olan yerleri de alacaktı, yalnız oraları değil İstanbul'u da alacaktı, yalnız İstanbuk'u da değil bizim canımızı ve istiklâlimizi de alacaktı. Bizans hortlayacak, Pontus dirilecek ve tarihim gömülecekti.
Artık ne vatan, ne vatandaş: Vatan bir mâlikâne, vatandaşlar birer köle... Artık ne sancak, ne istiklâl: Sancak şafağın hemşiresi değil, mâtemin ve siyahlığı timsâli; istiklâl, ruhların sürûru değil boyunların kemendi ve bileklerin kelepçesi...
Artık ne ezan, ne câmi: Nârin endamlı minare yerine kubad gövdeli çan kuleleri, Allah'ın tevhîdi yazılı câmiler yerine, teslisin putları asılı erganûn ve âyin mâbedleri...
İşte Sakarya zaferi bütün bunları tersine çevirdi. Biz, o zaferle yalnız alınacak yerleri değil, alınan yerlerin de halâsını temin ettik. Bu zaferle bize, yalnız Eskişehir ve Bursa'nın değil, İzmir ve Edirne'nin de yolu açıldı. Biliyoruz ki, artık Ayasofya'nın dört minaresi yerine dört çan kulesi yapılacak değildir. Bu zaferle tüm dünya anladı ki Bizans'ın gömüldüğü mezar ebedî bir mezardır. Oradan hiçbir şey hortlayamaz. Biz, Sakarya zaferiyle yalnız biz vatan, yalnız bir istiklâl değil, bütün İslâm Âlemi'nin istiklâlini de kurtardık...
Biz Sakarya zaferiyle... Fakat neye sayıp duruyorum. Sakarya yalnız üç asırlık bir inişin müntehası ve yeni bir çıkışın ibtidâsı değil, Sakarya bütün Asya tarihinin yeni bir sahifesi, bütün İslâm Âlemi'nin yeni bir dönek noktası oldu."
Açıksöz, 26 Eylül 1921, Sayı : 293.
Kullanılan kaynak: ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ, İSMAİL HABİB SEVÜK'ÜN AÇIKSÖZ'DEKİ YAZILARI 1921 - 1922 MAKALELER - FIKRALAR (131-132-133. sayfalar)
Kaynağı hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Mustafa ESKİ
Ankara, 1998
YAPILAN İŞİN AZAMETİ
"Evvelce Sakarya Harbi'nin en hadd ve hummalı devrelerinde Sakarya Harbi'nin ehemmiyetinden bahsederken, harplerdeki ehemmiyetin neticelerdeki büyüklükle ölçüleceğini söylemiştim. Tarih, harplerin ehemmiyetini yalnız çarpışan kuvvetlerin adedi ve akan kanların miktarlarıyla değil, o harplerin yaptığı neticelerin derecesiyle ölçüyor. Tarihimin mini mini Sırp Sındığı Harbi, dünyanın tarihini ikiye bölen İstanbul fethinden belki daha büyüktür! Çünkü birincide, Osmanlı tarihinin o ilk Ehl-i salîb (Haçlı, hristiyan denebilir) ordusu muvaffak olaydı; bu yedi asırlık tarih, belki Hüdavendigâr'ı son padişah kaydedecekti.
Halbuki Fâtih İstanbul'un fethinde muvaffak olamayaydı, kurûn-ı vustâ kapanması yalnız üç, beş sene teehhür etmekten başka bir netice hâsıl olacaka değildi, çünkü nasıl olsa biz İstanbul'u alacak ve nasıl olsa Bizans göçüp gidecekti. Ayasofya'da çan sesi yerine müezzin sesi duyulması vâkıâ cihan vukuâtını ikiye biçen büyük bir vaka'dır. Fakat onun büyüklüğü, neticesinde değil kendisinde tecellî ediyor, Fâtih mesela on sene bekleseydi İstanbul'u belki karadan gemi yürütmeden de alırdı!
Tarihimin Mohaç zaferi şüphesiz en şa'şaalı, en parlak zaferdir, çünkü o harbi biz Tuna'nın doğduğu yerlerde yaptık ve dünyanın en kalabalık ordularından biri, Boğaziçi sularının kıyısından Tuna'nın aktığı yerlere kadar gitti. Lâkin "Krallar kralı" Şarlken'in ordularını mağlûp eden o zafer, neticesi itibarıyle tarihimin hiç de en büyük harbi değildir: Çünkü Kanunî, orada muvaffak olamayaydı, beş sene sonra yine aynı kuvvetle bir ordu ile aynı yerlere gidebilirdi?
Kara Mustafa Paşa, Viyana muhâsarasında hemen hemen muvaffak olacakken, sakîm bir tedbir yüzünden ric'ata mecbur kaldığı için mütelehhif olanlar ve dizini dövenler var. Peki Paşa Viyana'yı alaydı ne olacaktı? Madem ki elli sene sonra Peşte'yi bile terkettik! Yok, müverrihler harplerin azâmetini anlatmak için harplerdeki bi-zâtihi büyüklük ile netice itibariyle olan büyüklüğü tefrik etmelidirler. Büyük harpler tarihe yeni bir ceryan veren harplerdir. Herkesin kulağı Vaterlo'nun şa'şaasıyla doldu, harp tarihleri dehâ ile sebâtın bu kanlı mücâdelesini sahifelerle değil, ciltlerle anlatıp bitiremiyor, halbuki Vallingtan'un sebâtı Napolyon'un dehâsına galip gelmeseydi, askerliğin o en büyük dehâsı beş sene sonra yine mağlûp olacaktı!
Buna mukabil Avrupa tarihleri bile Puvatya Harbi'ni şöylece yazıp geçiştiriveriyorlar. Fakat Avrupa Hıristiyanlığı ile Endülüs İslamlığının Fransa cienub-i garbisinde yaptığı bu mücâdele, bin Vaterlo'dan daha mühimdir: Çünkü orada Hıristiyan ordusu muzaffer olmayaydı Avrupa'nın haritası da, Avrupa'nın mukadderatı da baştan başa değişecekti!
İşte harplerin ehemmiyeti hakkındaki bu mıkyâsı Sakarya Harbi'ne de tatbik edince derhal anlarız ki, Sakarya'nın kıyılarında yükselen zafer, tarihimizin en irtifalı şâhikasıdır. Vâkıâ bu harp Mohaç gibi Tuna'nın doğduğu yerlerde yapılmadı, bu harbin yapıldığı yer bu saltanatın doğduğu yerlerin bile gerisindedir, fakat tarih Sakarya'yı Mohaç'tan yüksek görecek: Çünkü birincisi kemâlini bulmuş bir saltanatın son şa'şaası, ikincisi ise zevâlini bulmuş bir tarihin tekrar doğuşudur. Mohaç şerefli bir yokuşun sonu, üç asırlık bir inişin ibtidasıdır. Sakarya ise uzun bir inişin hâtimesi ve yeni bir çıkışın mukaddimesi oldu! Tarihim Mohaç'ta kemâlini, Sakarya'da zevâlini bitiriyor; orada genç bir tarih ihtiyarladı, burada ihtiyar bir tarih gençleşiyor.
Ne şiir yapıyorum, ne teşbih. Sakarya Harbi her cihetten ve her noktadan tarihimin en büyük zaferidir. O bi-zâtihi büyüktür, çünkü burada ikiyüzbinden fazla silâh çarpıştı ve ikiyüzbinden fazla silâh Sakarya nehrine kızıl bir renk ve Haymana'nın semâsına kanlı bir yangın manzarası verdi.
O, harbin müddet-i devamı itibarıyle de büyüktür: Çünkü meydan harpleri içinde en fazla devam etmesiyle meşhur olan "Mukden" muharebesi bile, Sakarya Meydan Harbi kadar uzun sürmedi.
O, gaye itibarıyle de büyüktür: Çünkü hiç bir harpte hak ile haksızlık, istilâ ile müdafaa, hırs ile istiklâl bu kadar açık çarpışmadı.
Sakarya zaferi, o zaferi kazanan ordunun suret-i terkibi itibarıyle de büyüktür: O ordu, halifelerin iradeleriyle, sadrâzamların faaliyetiyle, nâzırların emirleriyle değil; halifelerin muhalefetine, sadrâzamların hiyanetine, nâzırların mümânaatına rağmen, doğrudan doğruya bu milletin kendisinden, bu milletin kendi intibahı ve kendi azmiyle doğdu.
Sakarya zaferi tarafeyn orduların çarpıştığı şerâit itibariyle de büyüktür: Dünyada hiçbir harp bu kadar gayrimüsâvi şerâit içinde yapılmadı ve tarihimizin hiçbir harbinde biz, bu kadar techizâta karşı bu kadar vasıtasızlık içinde harp yapmadık. Bütün dünya tarihi zırha bedel göğsün, tanka bedel kağnının çarpıştığını ilk defa Sakarya Harbi'nde ve göğsün zırha, kağnının tanka galebesini ilk defa Sakarya zaferinde gördü.
Sakarya Harbi tevlid ettiği netice itibarıyle de tarihimin en büyük harbidir: Çünkü düşman emeline muvaffak olaydı yalnız İzmir ve Trakya'yı değil, İznik'ten Afyonkarahisar'ına kadar olan yerleri de alacaktı, yalnız oraları değil İstanbul'u da alacaktı, yalnız İstanbuk'u da değil bizim canımızı ve istiklâlimizi de alacaktı. Bizans hortlayacak, Pontus dirilecek ve tarihim gömülecekti.
Artık ne vatan, ne vatandaş: Vatan bir mâlikâne, vatandaşlar birer köle... Artık ne sancak, ne istiklâl: Sancak şafağın hemşiresi değil, mâtemin ve siyahlığı timsâli; istiklâl, ruhların sürûru değil boyunların kemendi ve bileklerin kelepçesi...
Artık ne ezan, ne câmi: Nârin endamlı minare yerine kubad gövdeli çan kuleleri, Allah'ın tevhîdi yazılı câmiler yerine, teslisin putları asılı erganûn ve âyin mâbedleri...
İşte Sakarya zaferi bütün bunları tersine çevirdi. Biz, o zaferle yalnız alınacak yerleri değil, alınan yerlerin de halâsını temin ettik. Bu zaferle bize, yalnız Eskişehir ve Bursa'nın değil, İzmir ve Edirne'nin de yolu açıldı. Biliyoruz ki, artık Ayasofya'nın dört minaresi yerine dört çan kulesi yapılacak değildir. Bu zaferle tüm dünya anladı ki Bizans'ın gömüldüğü mezar ebedî bir mezardır. Oradan hiçbir şey hortlayamaz. Biz, Sakarya zaferiyle yalnız biz vatan, yalnız bir istiklâl değil, bütün İslâm Âlemi'nin istiklâlini de kurtardık...
Biz Sakarya zaferiyle... Fakat neye sayıp duruyorum. Sakarya yalnız üç asırlık bir inişin müntehası ve yeni bir çıkışın ibtidâsı değil, Sakarya bütün Asya tarihinin yeni bir sahifesi, bütün İslâm Âlemi'nin yeni bir dönek noktası oldu."
Açıksöz, 26 Eylül 1921, Sayı : 293.
Kullanılan kaynak: ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ, İSMAİL HABİB SEVÜK'ÜN AÇIKSÖZ'DEKİ YAZILARI 1921 - 1922 MAKALELER - FIKRALAR (131-132-133. sayfalar)
Kaynağı hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Mustafa ESKİ
Ankara, 1998
Son düzenleme: