Katılım
28 Aralık 2024
Mesajlar
2.172
Makaleler
1
Çözümler
52
Beğeniler
2.263
Yer
Detroit
"Çocuklarımızın bu ortamlarda pedagojik anlamda yaşlarıyla uyumlu olmayan içeriklerle karşı karşıya kalmalarının çocuklarımızın akademik gelişimleri ve kişisel gelişimlerini olumsuz etkilediği gerekçesiyle diğer ülkelerde, Amerika'da ve Avrupa Birliği'nde açıldığı gibi biz de bakanlık olarak böyle bir süreci başlatacağız." -Yusuf Tekin-

Gözünü seveyim, bırakın bu işleri. "Çocukların pedagojik gelişimi, Avrupa bilmem nesi" diyorsunuz da, bakın dışarıdaki hayat zaten gençlerin psikolojisini darmaduman etmiş, sizin haberiniz yok mu?

Bakanım, harbiden düz ve samimi soruyorum, internetteki içerikten önce şu bizim gerçek hayattaki fiyaskolara bir baksanız, nasıl olur?

Temizlik mevzusu: Ulan okullarda adam akıllı temizlik görevlisi yok. Çocuklar tuvalete giremiyor pislikten. Pedagoji, gelişim diyorsun, çocuk okulda sabun bulamıyor, sabun! Mikrop yuvasına dönmüş ortamlarda akademik gelişim mi olur?

Kantindeki fiyatlar: Bir tost, bir ayran olmuş anasının nikahı kadar para. Çocuk cebindeki üç kuruşla öğle arası aç kalıyor, yutkunarak arkadaşlarını izliyor. Öğrencinin fiziksel gelişimi durmuş, yetersiz beslenmeden kafası çalışmıyor, sen dijital gelişiminden bahsediyorsun.

Sınav ve müfredat: Eğitim sistemi desen, yapboz tahtasına döndü. Çocuk daha neye çalışacağını, yarın hangi müfredatın geleceğini, sınavın nasıl olacağını bilmiyor. 12. sınıftaki gencecik adamın anksiyeteden saçları dökülüyor, geceleri uyuyamıyor.

Geleceksizlik: Lise bitiyor, üniversite bitiyor, sonuç? Milyonlarca genç asgari ücrete talim, onu da bulabilirse. Gençlerin tek hayali "Avrupa Birliği'ndeki gibi" kısıtlama görmek değil, Avrupa Birliği'ndeki gençler gibi insanca yaşamak, oraya kapağı atmak olmuş.

Şimdi siz çıkıp diyorsunuz ki "platformları kısıtlayacağız, çocuklarımız bozulmasın." Ya hoca, çocukların psikolojisini internetteki videolar değil, ülkenin şu anki gerçekliği bozuyor zaten. Sen önce okulun tuvaletine tuvalet kağıdı koy, kantindeki fiyatları düzelt, atanamayan öğretmenin sorununu çöz, şu gençlere bir gelecek umudu ver, ondan sonra gel vatandaşı sanal alemden koru.

Bir de çıkmış "Amerika'da, Avrupa Birliği'nde olduğu gibi" diyorsun. Sen ciddi misin ya? Harbiden bu kıyaslamayla mı yönetiyorsunuz milyonlarca genci?

Amerika'yı, Avrupa'yı örnek alıyorsun da, ulan adamların platform yasaklama tribinden önce kopyalaman gereken bin tane şey var, onlardan haberin var mı? İş yasaklamaya, kısıtlamaya gelince "Avrupa vizyonu", iş standarda gelince "şükredin".

Madem Amerika'yı örnek alıyorsun, gel harbiden bir kıyaslayalım, bakalım sende ne var, onlarda ne var:

Öğrencinin ekonomisi: Amerika'da liseli çocuk okul çıkışı part-time hamburgercide çalışıp altına ikinci el araba çekiyor. Senin ülkende lise son öğrencisi 500 liralık TYT-AYT denemesini alırken babasının yüzüne bakmaya utanıyor. Öğrenciye Avrupa standartlarında bir refah verdiniz de sıra TikTok'una, Instagram'ına mı geldi?

Beslenme ve fiziksel gelişim: Avrupa dediğin yerde devlet okulundaki çocuğun önüne sıcak yemeği ücretsiz konuyor, proteinini alıyor. Senin ülkende ergenlik çağındaki çocuk kantinde 80 liraya içi boş, salçalı çeyrek ekmek tost kemiriyor. Ayran almaya parası yetmiyor. Çocuğun pedagojik gelişimini internet mi bozuyor, yoksa yetersiz beslenmeden beynine glikoz gitmemesi mi?

Okulun fiziksel şartları: Amerika'da lise dediğin yerin kampüsü var, sanat atölyesi, devasa kütüphanesi, spor salonu var. Sen daha devlet okulunun tuvaletine sıvı sabun koyamıyorsun, sıvı sabun temizlik görevlisi yok diye veliler sırayla okul temizliyor, sen çıkmışsın "pedagojik ortam" diyorsun. Mikrop yuvasında pedagoji mi olur?

Gelecek kaygısı: Avrupa'daki gencin "üniversite bitince aç kalır mıyım, asgari ücretle sürünür müyüm" diye bir derdi yok. Psikolojisi sağlam. Senin ülkendeki gencin zaten gerçek dünyada hiçbir umudu kalmamış, elinde bir tek o 5 inçlik telefon ekranı, oradaki sanal dünya var. Onu da "Avrupa'da da böyle" diyerek elinden almaya kalkıyorsun.

Önce o örnek verdiğin ülkelerin eğitim standartlarını bir getir, gençleri bir insan yerine koy, okulun tuvaletine o peçeteyi bir tak, ondan sonra gelir çocukların sanal alemdeki pedagojik gelişimini tartışırız. Gerçek dünyası fiyasko olanın sanalını düzeltsen ne yazar?

Siniri bir kenara bıraktığımızda işin özü aslında çok basit, insanları korumak hepimizin ortak derdi. İnternet dünyası gerçekten de dipsiz bir kuyu, orada her türlü tuhaflık var ve ufacık çocukların bu algoritmalarla tek başına mücadele etmesi imkansız. Adamlar haklı, ekran başında saatlerini harcayan bir neslin odaklanma sorunu yaşamaması veya psikolojisinin bozulmaması beklenemez. Batı ülkelerinde bu işlere kısıtlama getirilmeye çalışılması da boşuna değil, onlar da tehlikenin farkında. Fakat bizim kaçırdığımız nokta tam olarak bu işin yöntemiyle ilgili, sorunu sadece fişi çekerek çözemeyiz. Çocuğun elinden telefonu aldığında ona gerçek dünyada yaşanabilir bir alternatif sunman gerekiyor. Okullarımız fiziki olarak yetersiz, gençlerin yani bizlerin cebinde arkadaşlarıyla oturup bir çay içecek parası bile çoğu zaman olmuyor. Hal böyle olunca o çocuklar ister istemez o sanal dünyaya sığınıyor, orayı bir kaçış noktası olarak görüyor. Bizim yapmamız gereken yasaklamaktan ziyade onlara dışarıda nefes alabilecekleri alanlar yaratmak, sporla veya sanatla ilgilenebilecekleri imkanlar sunmak. Aksi takdirde sadece ekranı kapatmış oluruz, içeride büyüyen o boşluk hissini ve geleceksizlik kaygısını asla tedavi edemeyiz. Bu yüzden meseleye sadece dijital bir güvenlik sorunu olarak bakmak yerine, bizlere nasıl bir fiziksel hayat sunduğunuz gerçeğiyle yüzleşmeniz gerekiyor.

Bizim toplumda bir çocuğu sanata veya spora yönlendirmek her zaman lüks olarak görülüyor. Çünkü bizim hayat felsefemiz yıllardır sadece hayatta kalmak üzerine kurulu, yaşamak üzerine değil.Bir hobi edinmek veya bir tutkunun peşinden gitmek genelde boş iş olarak etiketleniyor. Çocuğun eline bir gitar verdiğinde veya onu bir yüzme kursuna gönderdiğinde çoğu aile bunu anlamsız bir oyalama gibi algılıyor. Bize öğretilen o klasik döngü o kadar içimize işlemiş ki başka bir ihtimal düşünemiyoruz bile; doğuyoruz, okula gidip ezber yapıyoruz, zar zor bir işe giriyoruz, evlenip çocuk yapıyoruz ve ömrümüzü tüketiyoruz. Bütün bu sarmalın içinde insanın kendini tanıması veya ruhunu beslemesi gibi kavramlara yer kalmıyor, çünkü beklenti sadece düzenin bozulmaması yönünde şekilleniyor. Aileler çocuklarının sadece karnının doymasını ve garanti bir maaşı olmasını önemsiyor; onun iç dünyasında ne aradığı veya neye gerçekten yeteneği olduğu pek ciddiye alınmıyor. Okullarda da durum hiç farklı işlemiyor; resim veya müzik dersleri genelde test kitaplarının çözüldüğü önemsiz saatler olarak geçiştiriliyor. Hal böyle olunca o çocuklar büyüdüklerinde ne yapmaktan keyif aldığını bilemeyen, sadece günü kurtarmaya çalışan ve içindeki o koca boşluğu hep tüketerek doldurmaya uğraşan yorgun yetişkinlere dönüşüyor. Kendi potansiyelini keşfedememiş tek tip nesiller yetiştirip duruyoruz, sonra da bu toplum neden bu kadar mutsuz ve tahammülsüz diye kara kara düşünüyoruz.

Gece gece şalterlerim attı, biraz fazla yükseldim, kusura bakmayın. Kafa şişirdiysem affola. Ama insan şu çelişkileri, şu aklımızla dalga geçer gibi yapılan açıklamaları duyunca kriz geçirmesin de ne yapsın?
 
Çocukların pedagojik gelişimini düşünüyorsan kaldır LGS. Hem çocuklar sadece karnı ağrıdığı için büyük bir stres yaşamamış olur. Bu işler Meta davası ile olmuyor söyleyeyim.
 
META'nın da çok umurundaydı sanki. Gaye bile almazlar. Gülerler sadece kendi aralarında. Bu MEB böyle işlerle uğraşacağına daha iyi şeyler yapsınlar.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
1792699222006.webp
 
Ben lise okurken kaloriferler yanmıyordu, ne anlatıyor bunlar? Meta, pedagojik gelişim?

Gençlere, ülkenin geleceğine gösterilen değer bu, ne evlenirim ne de çocuk yaparım, karın tokluğuna ömür yaşanmaz.
 
"çocuklarımızın bu ortamlarda pedagojik anlamda yaşlarıyla uyumlu olmayan içeriklerle karşı karşıya kalmalarının çocuklarımızın akademik gelişimleri ve kişisel gelişimlerini olumsuz etkilediği gerekçesiyle diğer ülkelerde, Amerika'da ve Avrupa Birliği'nde açıldığı gibi biz de bakanlık olarak böyle bir süreci başlatacağız." -Yusuf tekin-

Gözünü seveyim, bırakın bu işleri. "çocukların pedagojik gelişimi, Avrupa bilmem nesi" diyorsunuz da, bakın dışarıdaki hayat zaten gençlerin psikolojisini darmaduman etmiş, sizin haberiniz yok mu?

Bakanım, harbiden düz ve samimi soruyorum, internetteki içerikten önce şu bizim gerçek hayattaki fiyaskolara bir baksanız, nasıl olur?

temizlik mevzusu: ulan okullarda adamakıllı temizlik görevlisi yok. Çocuklar tuvalete giremiyor pislikten. Pedagoji, gelişim diyorsun, çocuk okulda sabun bulamıyor, sabun! Mikrop yuvasına dönmüş ortamlarda akademik gelişim mi olur?

kantindeki fiyatlar: bir tost, bir ayran olmuş anasının nikahı kadar para. Çocuk cebindeki üç kuruşla öğle arası aç kalıyor, yutkunarak arkadaşlarını izliyor. Öğrencinin fiziksel gelişimi durmuş, yetersiz beslenmeden kafası çalışmıyor, sen dijital gelişiminden bahsediyorsun.

sınav ve müfredat: eğitim sistemi desen, yapboz tahtasına döndü. Çocuk daha neye çalışacağını, yarın hangi müfredatın geleceğini, sınavın nasıl olacağını bilmiyor. 12. sınıftaki gencecik adamın anksiyeteden saçları dökülüyor, geceleri uyuyamıyor.

geleceksizlik: lise bitiyor, üniversite bitiyor, sonuç? Milyonlarca genç asgari ücrete talim, onu da bulabilirse. Gençlerin tek hayali "Avrupa Birliği'ndeki gibi" kısıtlama görmek değil, Avrupa Birliği'ndeki gençler gibi insanca yaşamak, oraya kapağı atmak olmuş.

Şimdi siz çıkıp diyorsunuz ki "platformları kısıtlayacağız, çocuklarımız bozulmasın." ya hoca, çocukların psikolojisini internetteki videolar değil, ülkenin şu anki gerçekliği bozuyor zaten. Sen önce okulun tuvaletine tuvalet kağıdı koy, kantindeki fiyatları düzelt, atanamayan öğretmenin sorununu çöz, şu gençlere bir gelecek umudu ver, ondan sonra gel vatandaşı sanal alemden koru.

Bir de çıkmış "Amerika'da, Avrupa Birliği'nde olduğu gibi" diyorsun. Sen ciddi misin ya? Harbiden bu kıyaslamayla mı yönetiyorsunuz milyonlarca genci?

Amerika'yı, Avrupa'yı örnek alıyorsun da, ulan adamların platform yasaklama tribinden önce kopyalaman gereken bin tane şey var, onlardan haberin var mı? İş yasaklamaya, kısıtlamaya gelince "Avrupa vizyonu", iş standarda gelince "şükredin".

Madem Amerika'yı örnek alıyorsun, gel harbiden bir kıyaslayalım, bakalım sende ne var, onlarda ne var:

öğrencinin ekonomisi: Amerika'da liseli çocuk okul çıkışı part-time hamburgercide çalışıp altına ikinci el araba çekiyor. Senin ülkende lise son öğrencisi 500 liralık TYT-AYT denemesini alırken babasının yüzüne bakmaya utanıyor. Öğrenciye Avrupa standartlarında bir refah verdiniz de sıra TikTok'una, Instagram'ına mı geldi?

beslenme ve fiziksel gelişim: Avrupa dediğin yerde devlet okulundaki çocuğun önüne sıcak yemeği ücretsiz konuyor, proteinini alıyor. Senin ülkende ergenlik çağındaki çocuk kantinde 80 liraya içi boş, salçalı çeyrek ekmek tost kemiriyor. Ayran almaya parası yetmiyor. Çocuğun pedagojik gelişimini internet mi bozuyor, yoksa yetersiz beslenmeden beynine glikoz gitmemesi mi?

okulun fiziksel şartları: Amerika'da lise dediğin yerin kampüsü var, sanat atölyesi, devasa kütüphanesi, spor salonu var. Sen daha devlet okulunun tuvaletine sıvı sabun koyamıyorsun, sıvı sabun temizlik görevlisi yok diye veliler sırayla okul temizliyor, sen çıkmışsın "pedagojik ortam" diyorsun. Mikrop yuvasında pedagoji mi olur?

gelecek kaygısı: Avrupa'daki gencin "üniversite bitince aç kalır mıyım, asgari ücretle sürünür müyüm" diye bir derdi yok. Psikolojisi sağlam. Senin ülkendeki gencin zaten gerçek dünyada hiçbir umudu kalmamış, elinde bir tek o 5 inçlik telefon ekranı, oradaki sanal dünya var. Onu da "Avrupa'da da böyle" diyerek elinden almaya kalkıyorsun.

Önce o örnek verdiğin ülkelerin eğitim standartlarını bir getir, gençleri bir insan yerine koy, okulun tuvaletine o peçeteyi bir tak, ondan sonra gelir çocukların sanal alemdeki pedagojik gelişimini tartışırız. Gerçek dünyası fiyasko olanın sanalını düzeltsen ne yazar?

Siniri bir kenara bıraktığımızda işin özü aslında çok basit, insanları korumak hepimizin ortak derdi. İnternet dünyası gerçekten de dipsiz bir kuyu, orada her türlü tuhaflık var ve ufacık çocukların bu algoritmalarla tek başına mücadele etmesi imkansız. Adamlar haklı, ekran başında saatlerini harcayan bir neslin odaklanma sorunu yaşamaması veya psikolojisinin bozulmaması beklenemez. Batı ülkelerinde bu işlere kısıtlama getirilmeye çalışılması da boşuna değil, onlar da tehlikenin farkında. Fakat bizim kaçırdığımız nokta tam olarak bu işin yöntemiyle ilgili, sorunu sadece fişi çekerek çözemeyiz. Çocuğun elinden telefonu aldığında ona gerçek dünyada yaşanabilir bir alternatif sunman gerekiyor. Okullarımız fiziki olarak yetersiz, gençlerin yani bizlerin cebinde arkadaşlarıyla oturup bir çay içecek parası bile çoğu zaman olmuyor. Hal böyle olunca o çocuklar ister istemez o sanal dünyaya sığınıyor, orayı bir kaçış noktası olarak görüyor. Bizim yapmamız gereken yasaklamaktan ziyade onlara dışarıda nefes alabilecekleri alanlar yaratmak, sporla veya sanatla ilgilenebilecekleri imkanlar sunmak. Aksi takdirde sadece ekranı kapatmış oluruz, içeride büyüyen o boşluk hissini ve geleceksizlik kaygısını asla tedavi edemeyiz. Bu yüzden meseleye sadece dijital bir güvenlik sorunu olarak bakmak yerine, bizlere nasıl bir fiziksel hayat sunduğunuz gerçeğiyle yüzleşmeniz gerekiyor.

Bizim toplumda bir çocuğu sanata veya spora yönlendirmek her zaman lüks olarak görülüyor. Çünkü bizim hayat felsefemiz yıllardır sadece hayatta kalmak üzerine kurulu, yaşamak üzerine değil. Bir hobi edinmek veya bir tutkunun peşinden gitmek genelde boş iş olarak etiketleniyor. Çocuğun eline bir gitar verdiğinde veya onu bir yüzme kursuna gönderdiğinde çoğu aile bunu anlamsız bir oyalama gibi algılıyor. Bize öğretilen o klasik döngü o kadar içimize işlemiş ki başka bir ihtimal düşünemiyoruz bile; doğuyoruz, okula gidip ezber yapıyoruz, zar zor bir işe giriyoruz, evlenip çocuk yapıyoruz ve ömrümüzü tüketiyoruz. Bütün bu sarmalın içinde insanın kendini tanıması veya ruhunu beslemesi gibi kavramlara yer kalmıyor, çünkü beklenti sadece düzenin bozulmaması yönünde şekilleniyor. Aileler çocuklarının sadece karnının doymasını ve garanti bir maaşı olmasını önemsiyor; onun iç dünyasında ne aradığı veya neye gerçekten yeteneği olduğu pek ciddiye alınmıyor. Okullarda da durum hiç farklı işlemiyor; resim veya müzik dersleri genelde test kitaplarının çözüldüğü önemsiz saatler olarak geçiştiriliyor. Hal böyle olunca o çocuklar büyüdüklerinde ne yapmaktan keyif aldığını bilemeyen, sadece günü kurtarmaya çalışan ve içindeki o koca boşluğu hep tüketerek doldurmaya uğraşan yorgun yetişkinlere dönüşüyor. Kendi potansiyelini keşfedememiş tek tip nesiller yetiştirip duruyoruz, sonra da bu toplum neden bu kadar mutsuz ve tahammülsüz diye kara kara düşünüyoruz.

Gece gece şalterlerim attı, biraz fazla yükseldim, kusura bakmayın. Kafa şişirdiysem affola. Ama insan şu çelişkileri, şu aklımızla dalga geçer gibi yapılan açıklamaları duyunca kriz geçirmesin de ne yapsın?

Okul saldırılarını nasıl önleyebileceği hakkında konuşmak ❌
Metaya dava açmak✅