Konu Başlıkları Gizle
- 1 Efsane 1: İşlemci 90 Dereceyi Geçerse Bozulur
- 2 Efsane 2: Ekran Kartı Kullanımı %100 İse Bir Sorun Vardır
- 3 Efsane 3: Daha Fazla RAM Her Zaman Daha Fazla FPS Verir
- 4 Efsane 4: SSD Takınca FPS Uçar
- 5 Efsane 5: Daha Yüksek Watt Değeri Her Zaman Daha Fazla Performans Demektir
- 6 Efsane 6: RGB Aydınlatma Performansı Artırır
- 7 Efsane 7: Laptopu Sürekli Şarjda Kullanmak Bataryayı Mahveder
- 8 Efsane 8: Darboğaz, % İle Ölçülür
- 9 Efsane 9: Windows'u Düzenli Olarak Formatlamazsan Bilgisayar Çöker
- 10 Efsane 10: Ekran Kartı Sıcaklığı 80 Dereceyi Görürse Tehlike Başlar
- 11 Efsane 11: Her Yeni Donanım Mutlaka Daha İyidir
- 12 Efsane 12: Yüksek FPS, Görüntü Kalitesini Artırır
- 13 Efsane 13: AMD İşlemciler Her Zaman Daha Çok Isınır
- 14 Efsane 14: Intel Her Zaman Oyun İçin Daha İyidir
- 15 Efsane 15: Ne Kadar Çok Çekirdek, O Kadar Çok FPS
- 16 SONUÇ:
Merhaba. Bu konuda oyuncuların en çok inandıkları donanım efsanelerini konuşacağız. Bölüm bölüm gideceğiz. Umarım keyifli olur, bilgilendirici olur. Bazı yanlışların önüne geçmekte ayrıca fayda var. Teşekkürler.
Giriş:
Bilgisayar dünyasında teknolojiler değişiyor, donanımlar gelişiyor, oyunlar her geçen yıl daha karmaşık hale geliyor. Ancak bazı şeyler var ki yıllardır hiç değişmiyor. Bunların başında da kulaktan kulağa yayılan ve zamanla ''Kesin doğru" kabul edilen donanım efsaneleri geliyor. İşin ilginç tarafı ne biliyor musunuz? Bu efsanelerin bir kısmı yıllar önce belirli koşullarda doğruydu. Fakat teknoloji ilerledikçe çoğu geçerliliğini kaybettiler. Bazıları ise başından beri yanlış olmasına rağmen hala internet aleminde, forumlarda, sosyal medyada ve arkadaş ortamlarında karşımıza çıkmaya devam ediyor.
Muhtemelen hepimiz en az bir kez şu tarz cümleleri duymuşuzdur:
Bugün biraz bunlardan bahsedelim istedim. Yıllardır oyuncular arasında dolaşan ve hala da karşımıza çıkan bazı donanım efsanelerine birlikte göz atalım.
Laptop kullanıcılarının büyük kısmı bu cümleyi en az bir kez duymuştur. Ben bin defa duydum şahsen. Hiçbir dayanak olmadan pat diye yapıştırıyorlar bu cümleyi. Hatta bazı kullanıcılar buna istinaden ilk oyun deneyimlerinde sıcaklık değerlerini yüksek görünce ciddi anlamda panik yaşıyorlar. Özellikle oyuncu laptoplarında 85-95 derece arası işlemci sıcaklıklarını görmek oldukça yaygın. Burada önemli olan şey sıcaklığın kendisinden çok sistemin nasıl davrandığı. Günümüzde Intel ve AMD tarafından geliştirilen modern işlemciler çok gelişmiş koruma mekanizmalarına sahip. İşlemci belirlenen sıcaklık sınırlarına yaklaştığında frekans düşürebilir, güç tüketimini azaltabilir veya gerektiğinde performansı sınırlandırabilir. Buna Throttle Stop diyoruz. Yani işlemciler artık yıllar önceki kadar savunmasız değiller.
Bu noktada ilginç olan şey şu:
Birçok kişi 90 derece görünce korkuyor ama aynı kişi işlemcisinin gün boyunca 20 watt mı yoksa 100 watt mı çektiğini hiç kontrol etmiyor, bilmiyor da. Oysa sıcaklık, tek başına değerlendirilmesi gereken bir veri değil. İş yükü, güç tüketimi, soğutma sistemi, ortam sıcaklığı ve cihazın tasarımı da en az sıcaklık kadar önemli. Bunları da bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Biliyorsunuz ki bir masaüstünde görülen 90 derece ile ince bir oyuncu laptopunda görülen 90 derece aynı şey değil. Dolayısıyla yalnızca sıcaklık değerine bakarak sistemin sağlıksız olduğu sonucuna varmak çoğu zaman yanıltıcı olabilir. Ha, bu demek değil ki 90-95 derecelerde cihazlarınız çalışsın, sıkıntı yok ya. Böyle bir şey demek çok da doğru olmaz.
Kesin mi? Değil. Bu inanışla özellikle son yıllarda çok sık karşılaşıyorum. Bir kullanıcı görev yöneticisini açıyor, oyun sırasında ekran kartının %99 veya %100 kullanıldığını görüyor ve hemen paniklemeye başlıyor.
Ağzından dökülen cümleler genelde şunlar oluyor:
Örneğin ekran kartınız %60 çalışırken işlemci %100'e vuruyorsa burada işlemci darboğazı ihtimali de ortaya çıkabilir. Yani %100 GPU kullanımı çoğu zaman korkulacak değil, istenecek bir durumdur. Elbette aşırı sıcaklıklar veya anormal davranışlar farklı bir konu. Ancak yalnızca kullanım yüzdesine bakarak ekran kartının sorunlu olduğunu söylemek doğru bir olay değil.
Evet, verir. Ama neye göre kime göre? Biraz detaylandırmakta fayda var. (Bu konuda linç yiyeceğim gibi görünüyor.) Sanırım bu, oyuncular arasında en yaygın yanlış inanışlardan biri. Yeni sistem toplayan veya bilgisayarını yükseltmek isteyen birçok kullanıcı önce RAM miktarına odaklanıyor. Hatta bazen ekran kartını veya işlemciyi değiştirmeden önce RAM kapasitesini artırmanın FPS'i ciddi şekilde yükselteceğini düşünüyor.
Peki gerçekten öyle mi? Aslında cevap hem evet hem hayır.
Eğer sisteminiz RAM yetersizliği yaşıyorsa, evet. RAM yükseltmesi performans artışı sağlayabilir. Ancak burada önemli olan nokta "Yetersizlik" kısmı. Örneğin oynadığınız oyun 10-12 GB RAM kullanıyorsa ve sisteminizde yalnızca 8 GB RAM bulunuyorsa, bilgisayar, depolama birimini geçici bellek gibi kullanmaya başlar. İşte bu noktada takılmalar, yükleme gecikmeleri ve performans kayıpları ortaya çıkabilir. Fakat aynı oyunu zaten 16 GB RAM ile sorunsuz oynuyorsanız, 32 GB'a çıkmak FPS'i bir anda %50-60 artırmayacak. Yani burada önemli bir nokta var, performans artmaz demiyorum. Zannedildiği kadar 2-3 katına çıkmıyor, mevzu bu. Tabii burada kanal mevzusu da önemli. Tek kanal RAM'den yine çift kanal RAM'e geçiş de performansa katkı sağlayacaktır.
Bu durum su deposu örneğiyle anlatayım. Evinizin günlük ihtiyacı için 500 litrelik bir depo yeterliyse, 5000 litrelik depo taktırmanız musluktan akan suyun hızını artırmaz. RAM kapasitesi de buna benzer diyebiliriz. Elbette istisnalar vardır. Özellikle bazı açık dünya oyunları, modlu oyunlar, içerik üretimi yapan kullanıcılar veya aynı anda çok sayıda uygulama çalıştıran kişiler için yüksek RAM kapasitesi faydalı olabilir. Ancak sırf daha fazla FPS almak amacıyla yapılan bazı RAM yükseltmeleri bazı durumlarda istenildiği kadar katkı sağlamaz.
Ayrıca; Her Oyuncunun 32 GB veya 64 GB RAM'e İhtiyacı Vardır:
Son yıllarda donanım videoları ve sistem tavsiyeleri izleyen birçok kişinin kafasında şöyle bir düşünce oluştu ki o da "16 GB artık bitti." mevzusu. Peki gerçekten bitti mi? Aslında bu sorunun cevabı tamamen kullanım senaryosuna bağlı. Bugün hala milyonlarca oyuncu sisteminde 16 veya 32 GB RAM kullanıyor ve oyunlarını sorunsuz şekilde oynayabiliyor. Elbette bazı yeni nesil oyunlar daha fazla bellek tüketebiliyor ancak bu durum her kullanıcıyı doğrudan 32 GB'a geçmeye zorlamıyor.
Burada ilginç olan nokta şu:
Bazı kullanıcılar yalnızca oyun oynarken 64 GB RAM satın alıyor ancak sistemlerinin en yoğun kullanım anında bile bunun yarısını kullanmıyor. Bu durum biraz şehir içinde sürekli kamyon kullanmaya benziyor. Evet, büyük olması etkileyici görünebilir ama ihtiyaç duyulmayan kapasite çoğu zaman kullanılmadan kalıyor. Elbette içerik üretimi yapanlar, sanal makineler kullananlar, büyük projelerle çalışanlar veya aynı anda çok sayıda uygulama açık tutan kişiler için 32 GB ve üzeri RAM oldukça mantıklı olabilir. Ancak sırf oyun oynayan kullanıcıların büyük bölümü için kapasite yarışına girmek çoğu zaman gereksiz maliyet oluşturabiliyor.
SSD'lerin bilgisayar deneyimini ciddi şekilde iyileştirdiği bir gerçek, bunu inkar etmeyelim. İşletim sistemi daha hızlı açılır, oyunlar daha kısa sürede yüklenir, programlar daha akıcı çalışır. Özellikle mekanik diskten SSD'ye geçen kullanıcılar için fark çoğu zaman gece ile gündüz kadar hissedilir. Ancak yıllardır süregelen bir yanlış anlaşılma var ki o da "SSD takınca FPS uçar."
Aslında çoğu durumda istenildiği ya da düşünüldüğü kadar yükselmiyor. Çünkü SSD ile ekran kartının ürettiği kare sayısı arasında doğrudan bir ilişki yok. FPS'i belirleyen temel bileşenler işlemci ve ekran kartı. SSD'nin görevi verileri hızlı şekilde depolamak ve gerektiğinde sisteme ulaştırmak. Bu yüzden bir oyunu HDD yerine SSD'ye kurduğunuzda yükleme ekranları kısalabilir, harita geçişleri hızlanabilir veya açık dünya oyunlarında bazı küçük takılmalar azalabilir. Fakat ortalama FPS değeri genellikle (genellikle) aynı kalır.
Tabii bazı modern oyunlarda depolama hızının dolaylı etkileri görülebiliyor. Özellikle sürekli veri akışı kullanan yeni nesil açık dünya oyunlarında hızlı SSD'ler avantaj sağlayabiliyor. Ancak bu durum hala çoğu oyunda doğrudan 2 katı FPS artışı anlamına gelmiyor.
Kısacası SSD, sistemin genel hızını artırır. Ama ekran kartınızı bir üst modele dönüştürmez.
Özellikle oyuncu laptopları araştıranların son yıllarda en sık duyduğu terimlerden biri TGP veya güç limiti oldu. Ben de bunu önceki rehberlerde vurgulaya vurgulaya anlattım. Aslında epey önemli mevzu. Artık birçok kullanıcı ekran kartının modelinden önce watt değerine bakıyor. Bir noktaya kadar bunda zaten haklılar. Çünkü aynı ekran kartının farklı güç limitleriyle çalıştırılması performansı etkileyebiliyor.
Ancak iş burada bitmiyor. Bazı kullanıcılar yalnızca watt değerine bakarak laptoplar arasında kesin performans sıralaması yapmaya çalışıyor. Oysa gerçeklikte bu durum biraz daha karmaşık hale gelebiliyor.
Diyelim ki iki farklı laptopta da aynı ekran kartı bulunuyor. Birinin güç limiti daha yüksek olabilir. Fakat soğutma sistemi yetersizse, sıcaklıklar yükseliyorsa veya işlemci ekran kartını beslemekte zorlanıyorsa beklenen performans farkı ortaya çıkmayabilir. Yani yüksek watt değeri önemlidir ama tek başına her şeyi anlatmaz. Demek istediğim şey bu.
Bir otomobilin motor gücüne bakıp aracın tamamı hakkında hüküm vermek ne kadar eksik bir değerlendirmeyse, laptopları yalnızca TGP üzerinden değerlendirmek de benzer şekilde eksik kalır. Bütün olarak değerlendirmek her zaman en iyisidir.
Aman aman, sakın. Tamam, bunu biraz mizah olsun diye ekledim. Ama dürüst olalım. Hepimiz internetin bir köşesinde RGB'nin FPS artırdığına dair şakalar görmüşüzdür. Hatta bazı kullanıcılar kasalarına yeni RGB fan taktıklarında sistemlerinin daha güçlü hissettirdiğini bile söyleyebiliyor. Gerçekte ise RGB'nin performans üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Oturup bunu madde madde yazmayacağım.
Ancak işin psikolojik tarafı ilginç. Göze hoş görünen, şık duran ve kişiselleştirilmiş sistemler kullanıcıya daha keyifli gelebiliyor. Bu da bilgisayardan alınan genel memnuniyeti artırabiliyor. Yani FPS artmıyor olabilir ama masanın başına oturduğunuzda yüzünüzde küçük bir gülümseme oluşturuyorsa görevini yapmış sayılır.
Bu konu yıllardır bitmek bilmeyen tartışmalardan biri. Bir tarafta "Sürekli prizde kullanırsan batarya ölür." diyenler var, diğer tarafta ise "Hiçbir şey olmaz." diyenler. Gerçek ise her zamanki gibi ikisinin ortasında.
Öncelikle modern laptoplar, 10-15 yıl önceki cihazlar gibi çalışmıyor. Günümüzde birçok üretici batarya yönetimi konusunda oldukça gelişmiş sistemler kullanıyor. Örneğin bazı modellerde pil belirli bir seviyeye ulaştığında doğrudan adaptörden beslenmeye başlanıyor. Bazılarında ise pil koruma modları bulunuyor ve şarj seviyesi %60 veya %80 civarında sabit tutulabiliyor. Bu nedenle bir oyuncu laptopunu sürekli masada kullanıyorsa ve üreticinin sunduğu pil koruma özelliklerini aktif ediyorsa, cihazın sürekli prize takılı olması düşünüldüğü kadar büyük bir problem oluşturmuyor.
Bataryalar için asıl yıpratıcı olan şeyin genellikle yüksek sıcaklıklar, sürekli tam dolu halde beklemek ve sık sık şarj döngüsüne maruz kalmak olduğunu vurgulamamda fayda var.
Dolayısıyla "Laptopu şarja taktın, pil öldü." şeklindeki yaklaşım günümüz cihazları için oldukça abartılı kalıyor.
İnternette sistem toplama videoları izleyen herkes muhtemelen şu cümleyle karşılaşmıştır, "Bu sistemde %17 darboğaz var." Neye göre? "Peki bu ekran kartı şu işlemciyle yüzde kaç darboğaz yapar?" Kime göre? Aslında darboğaz konusu internette en fazla yanlış anlaşılan kavramlardan biri. Çünkü darboğaz sabit bir sayı değildir. Kullandığınız çözünürlüğe göre bile değişebilir. Oynadığınız oyuna göre değişebilir. Grafik ayarlarına göre değişebilir. Hatta aynı sistemde bir oyunda işlemci darboğazı yaşanırken başka bir oyunda ekran kartı darboğazı görülebilir.
Örneğin 1080p çözünürlükte işlemciye yüklenen bir oyunda işlemci sınırlayıcı olabilirken, aynı sistem 4K çözünürlükte ekran kartı tarafından sınırlandırılabilir. Bu yüzden internet sitelerinde gördüğünüz rastgele darboğaz yüzdelerini kesin gerçekler gibi değerlendirmek doğru değil.
Darboğaz, sistem bileşenlerinden birinin diğerine yetişememesi durumudur. Matematiksel bir kader değil, kullanım senaryosuna bağlı bir sonuçtur.
İşte bu rehber benim darboğazı enine boyuna inceleyip anlattığım bir yazı: Rehber: Darboğaz nedir ve darboğaza neler sebep olabilir?
Bir dönem bu düşünce oldukça yaygındı, hatırlıyorum da. Özellikle Windows XP ve Windows 7 dönemlerinde uzun süre kullanılan sistemlerde performans düşüşleri daha sık yaşanabiliyordu. Bu yüzden birçok kullanıcıda şöyle bir alışkanlık oluştu, "Her 6 ayda bir format şart."
Bugün ise durum büyük ölçüde değişmiş durumda. Modern Windows sürümleri geçmişe kıyasla çok daha kararlı çalışıyor. Elbette zaman içerisinde gereksiz yazılımlar, hatalı sürücüler veya kullanıcı kaynaklı problemler performansı etkileyebilir. Ancak sırf takvimde 6 ay geçti diye format atmak çoğu zaman gerekli değil. Bazı kullanıcılar yıllarca aynı Windows kurulumunu sorunsuz şekilde kullanabiliyor. Mesela ben.
Format hala güçlü bir çözüm yöntemi diyebiliriz ancak her problemin ilacı değil. Bazen tek bir sürücü güncellemesi veya gereksiz yazılımın kaldırılması, saatler sürecek format işleminden daha etkili olabiliyor.
Bu da özellikle yeni sistem toplayan kullanıcıları korkutan konulardan biri. Adam oyunu açıyor. Sıcaklık programını çalıştırıyor. Ekran kartı 78 derece... 79 derece... 80 derece... Panikliyor. Aslında çoğu modern ekran kartı için bu sıcaklıklar tamamen normal çalışma aralığında bulunuyor. Üreticiler ürünlerini geliştirirken bu değerleri zaten hesaba katıyorlar. Önemli olan yalnızca sıcaklık değeri değil, kartın frekansını koruyabilmesi, aşırı gürültü üretmemesi ve termal sınırlamaya girmemesi.
Elbette 93-95 derece ve üzerindeki sıra dışı değerler farklı şekilde değerlendirilmelidir. Ancak birçok kullanıcının korktuğu 75-85 derece aralığı, özellikle yoğun yük altında çalışan ekran kartlarında oldukça olağan kabul edilebilir. Bazı kullanıcıların boş yere termal macun değiştirmesi, kasayı sökmesi veya ekran kartında arıza araması da çoğu zaman bu yanlış inanıştan kaynaklanıyor.
Bir şeyin en günceli, her zaman en iyisi demek değildir. Teknoloji dünyasında "Yeni" kelimesi çoğu zaman "Daha iyi" olarak algılanıyor. Ben şu an NVIDIA'nın yeni sürücüsünü kurdum, can çekişiyorum. Bir önceki sürüme döneceğim. Neyse.
Fakat gerçek her zaman bu kadar basit değil. Bazen yeni çıkan giriş seviyesi bir ekran kartı, önceki neslin üst segment modellerinden daha yavaş olabiliyor. Bazen yeni nesil bir işlemci, belirli kullanım senaryolarında eski ama daha güçlü bir modelin gerisinde kalabiliyor. Bu yüzden ürünleri yalnızca çıkış tarihine göre değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
Asıl önemli olan şey modelin hangi sınıfta yer aldığı ve gerçek performansının ne olduğu. Donanım dünyasında bazen bir önceki neslin güçlü modeli, yeni neslin orta seviye ürününden daha mantıklı bir tercih haline gelebiliyor bazı durumlarda. Bu nedenle satın alma kararlarını reklam sloganlarından çok gerçek test sonuçlarına göre vermek gerekli.
Ne kadar yüksek FPS o kadar iyi, bunu tartışmayacağız. Ancak FPS ile görüntü kalitesi kavramları çoğu zaman birbirine karıştırılıyor. Birçok kullanıcı daha yüksek FPS elde ettiğinde oyunun grafiklerinin de daha iyi göründüğünü düşünüyor. Aslında bunlar birbirinden tamamen farklı kavramlar.
Grafik kalitesini çözünürlük, doku kalitesi, ışıklandırma, gölgeler, yansımalar ve benzeri görsel ayarlar belirler.
FPS ise ekran kartının saniyede kaç kare üretebildiğini ifade eder.
Örneğin bir oyunu 60 FPS yerine 120 FPS ile oynadığınızda görüntü daha akıcı hale gelir. Kamera hareketleri daha pürüzsüz görünür ve kontrol hissi iyileşir. Ancak bu durum oyunun grafiklerinin daha kaliteli olduğu anlamına gelmez.
Bunu sinemadaki görüntü kalitesi ile filmin akıcılığı arasındaki fark gibi düşünebiliriz. Bir film daha yüksek kare hızında oynatıldığında daha akıcı görünür ama görüntünün detay seviyesi değişmez.
Dolayısıyla FPS ile görüntü kalitesini aynı şeymiş gibi değerlendirmek doğru değil.
Uzun yıllar boyunca AMD hakkında dolaşan en yaygın söylentilerden biri buydu ya, kafamız şişti. Ama bir bakıma geçmişte harbiden öylelerdi. Benim bir tane HP Pavilion G6 laptopum vardı. AMD ekosistem. Aman aman, akıllar zarardı. Özellikle eski nesillerde yaşanan bazı örnekler nedeniyle bu düşünce birçok kullanıcının aklına yerleşmiş durumda galiba.
Fakat günümüzde işlemci dünyası oldukça farklı bir noktaya geldi. Artık işlemcilerin sıcaklığını belirleyen şey yalnızca marka değil. İşlemcinin mimarisi, üretim teknolojisi, güç tüketimi, anakart ayarları, soğutucu kalitesi ve iş yükü gibi çok sayıda değişken bulunmakta. Bazı AMD işlemciler rakiplerinden daha serin çalışabilirken, bazı Intel işlemciler daha yüksek sıcaklıklara ulaşabiliyor. Tam tersi senaryolar da mümkün olabiliyor elbette.
Bu nedenle yalnızca markaya bakarak "Bu kesin daha çok ısınır." demek günümüzde teknik olarak doğru bir yaklaşım değil. Önemli olan model bazında değerlendirme yapmak ve gerçek test sonuçlarına bakmak.
Bilgisayar dünyasının belki de en uzun süren tartışmalarından biri... Bitmek bilmiyor. Yıllar boyunca birçok kullanıcı için oyun denildiğinde akla ilk olarak Intel işlemciler geliyordu. Bunun sebepleri de vardı. Çünkü bazı dönemlerde Intel gerçekten oyun performansı konusunda ciddi avantajlara sahipti.
Ancak günümüzde tablo oldukça değişmiş. AMD'nin son yıllarda yaptığı hamleler, özellikle oyuncu odaklı işlemciler ve gelişmiş önbellek teknolojileri sayesinde rekabet çok daha dengeli hale geldi. Artık yalnızca marka adına bakarak işlemci seçmek mantıklı değil. Çünkü aynı markanın içerisinde bile birbirinden çok farklı performans seviyelerine sahip modeller bulunabiliyor.
Doğru yaklaşım markaya değil, doğrudan modele ve kullanım amacına odaklanmaktır. Aksi halde yalnızca marka algısıyla yapılan tercihler bazen daha düşük performans ve daha yüksek maliyet anlamına gelebiliyor.
İşlemci satın alırken sıkça karşılaşılan bir başka yanlış inanış da bu galiba. Kağıt üzerinde bakıldığında daha fazla çekirdek her zaman daha güçlü gibi görünür. Ancak oyun dünyasında işler biraz farklı. Çünkü her oyun aynı şekilde optimize edilmez. Bazı oyunlar çok sayıda çekirdeği verimli şekilde kullanabilirken, bazıları hâlâ birkaç çekirdeğe daha fazla yük bindirebilir. Bu nedenle yalnızca çekirdek sayısına odaklanmak yanıltıcı olabilir.
Örneğin daha düşük çekirdek sayısına sahip ancak daha güçlü mimariye sahip bir işlemci, bazı oyunlarda daha fazla çekirdeği bulunan bir rakibini geride bırakabilir.
Oyun performansında çekirdek sayısı kadar çekirdeklerin verimliliği, önbellek miktarı ve mimari tasarım da önem taşır.
Mesela Intel, tek çekirdekli işlemlerde bana kalırsa AMD'den daha başarılı. AMD ise çoklu çekirdek işlemlerinde başarılı.
Donanım dünyası sürekli değişiyor. Dün doğru kabul edilen bilgiler bugün geçerliliğini kaybedebiliyor. Bazen de yıllarca tekrar edilen yanlışlar o kadar yaygınlaşıyor ki insanlar bunları sorgulamadan gerçek kabul etmeye başlıyor.
Aslında çoğu donanım efsanesinin ortak bir noktası var: Karmaşık konuları aşırı basitleştirmeye çalışmaları.
"Daha fazla RAM = daha fazla FPS"
"Daha yüksek sıcaklık = arıza"
"Daha yeni donanım = daha iyi performans"
İlk bakışta mantıklı gibi görünen bu tür genellemeler, gerçek dünyada çoğu zaman yeterli olmuyor.
Çünkü bilgisayar donanımları tek bir değere bakılarak değerlendirilemeyecek kadar karmaşık sistemlerdir. Bu yüzden sistem toplarken, yükseltme yaparken veya yeni bir cihaz satın alırken kulaktan dolma bilgiler yerine gerçek testlere, teknik verilere ve kullanıcı deneyimlerine güvenmek her zaman daha doğru sonuç verecektir.
Belki de en önemlisi şudur:
İnternette bir bilgiyle karşılaştığınızda, onu kaç kişinin söylediğine değil, neden doğru olduğuna bakın. Çünkü donanım dünyasında en hızlı yayılan şey bazen yeni teknolojiler değil, eski efsaneler olabiliyor.
Buraya kadardı. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım keyifli geçmiştir. Herkese esenlikler dilerim.
Peki sizlerin yıllardır duyduğu ve hala ortalıkta dolaşan başka donanım efsaneleri var mı?
Giriş:
Bilgisayar dünyasında teknolojiler değişiyor, donanımlar gelişiyor, oyunlar her geçen yıl daha karmaşık hale geliyor. Ancak bazı şeyler var ki yıllardır hiç değişmiyor. Bunların başında da kulaktan kulağa yayılan ve zamanla ''Kesin doğru" kabul edilen donanım efsaneleri geliyor. İşin ilginç tarafı ne biliyor musunuz? Bu efsanelerin bir kısmı yıllar önce belirli koşullarda doğruydu. Fakat teknoloji ilerledikçe çoğu geçerliliğini kaybettiler. Bazıları ise başından beri yanlış olmasına rağmen hala internet aleminde, forumlarda, sosyal medyada ve arkadaş ortamlarında karşımıza çıkmaya devam ediyor.
Muhtemelen hepimiz en az bir kez şu tarz cümleleri duymuşuzdur:
- "90 dereceyi gören işlemci yakında bozulur."
- "Ekran kartı %100 kullanıyorsa sistemde bir sorun vardır."
- "32 GB RAM takınca FPS'in uçacak."
- "SSD'nin yarısı dolduysa geçmiş olsun."
Bugün biraz bunlardan bahsedelim istedim. Yıllardır oyuncular arasında dolaşan ve hala da karşımıza çıkan bazı donanım efsanelerine birlikte göz atalım.
Efsane 1: İşlemci 90 Dereceyi Geçerse Bozulur
Laptop kullanıcılarının büyük kısmı bu cümleyi en az bir kez duymuştur. Ben bin defa duydum şahsen. Hiçbir dayanak olmadan pat diye yapıştırıyorlar bu cümleyi. Hatta bazı kullanıcılar buna istinaden ilk oyun deneyimlerinde sıcaklık değerlerini yüksek görünce ciddi anlamda panik yaşıyorlar. Özellikle oyuncu laptoplarında 85-95 derece arası işlemci sıcaklıklarını görmek oldukça yaygın. Burada önemli olan şey sıcaklığın kendisinden çok sistemin nasıl davrandığı. Günümüzde Intel ve AMD tarafından geliştirilen modern işlemciler çok gelişmiş koruma mekanizmalarına sahip. İşlemci belirlenen sıcaklık sınırlarına yaklaştığında frekans düşürebilir, güç tüketimini azaltabilir veya gerektiğinde performansı sınırlandırabilir. Buna Throttle Stop diyoruz. Yani işlemciler artık yıllar önceki kadar savunmasız değiller.
Bu noktada ilginç olan şey şu:
Birçok kişi 90 derece görünce korkuyor ama aynı kişi işlemcisinin gün boyunca 20 watt mı yoksa 100 watt mı çektiğini hiç kontrol etmiyor, bilmiyor da. Oysa sıcaklık, tek başına değerlendirilmesi gereken bir veri değil. İş yükü, güç tüketimi, soğutma sistemi, ortam sıcaklığı ve cihazın tasarımı da en az sıcaklık kadar önemli. Bunları da bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Biliyorsunuz ki bir masaüstünde görülen 90 derece ile ince bir oyuncu laptopunda görülen 90 derece aynı şey değil. Dolayısıyla yalnızca sıcaklık değerine bakarak sistemin sağlıksız olduğu sonucuna varmak çoğu zaman yanıltıcı olabilir. Ha, bu demek değil ki 90-95 derecelerde cihazlarınız çalışsın, sıkıntı yok ya. Böyle bir şey demek çok da doğru olmaz.
Efsane 2: Ekran Kartı Kullanımı %100 İse Bir Sorun Vardır
Kesin mi? Değil. Bu inanışla özellikle son yıllarda çok sık karşılaşıyorum. Bir kullanıcı görev yöneticisini açıyor, oyun sırasında ekran kartının %99 veya %100 kullanıldığını görüyor ve hemen paniklemeye başlıyor.
Ağzından dökülen cümleler genelde şunlar oluyor:
- "Acaba ekran kartında bir problem mi var?"
- "Bu kadar kullanılması normal mi?"
- "Ekran kartım zorlanıyor galiba."
Örneğin ekran kartınız %60 çalışırken işlemci %100'e vuruyorsa burada işlemci darboğazı ihtimali de ortaya çıkabilir. Yani %100 GPU kullanımı çoğu zaman korkulacak değil, istenecek bir durumdur. Elbette aşırı sıcaklıklar veya anormal davranışlar farklı bir konu. Ancak yalnızca kullanım yüzdesine bakarak ekran kartının sorunlu olduğunu söylemek doğru bir olay değil.
Efsane 3: Daha Fazla RAM Her Zaman Daha Fazla FPS Verir
Evet, verir. Ama neye göre kime göre? Biraz detaylandırmakta fayda var. (Bu konuda linç yiyeceğim gibi görünüyor.) Sanırım bu, oyuncular arasında en yaygın yanlış inanışlardan biri. Yeni sistem toplayan veya bilgisayarını yükseltmek isteyen birçok kullanıcı önce RAM miktarına odaklanıyor. Hatta bazen ekran kartını veya işlemciyi değiştirmeden önce RAM kapasitesini artırmanın FPS'i ciddi şekilde yükselteceğini düşünüyor.
Peki gerçekten öyle mi? Aslında cevap hem evet hem hayır.
Eğer sisteminiz RAM yetersizliği yaşıyorsa, evet. RAM yükseltmesi performans artışı sağlayabilir. Ancak burada önemli olan nokta "Yetersizlik" kısmı. Örneğin oynadığınız oyun 10-12 GB RAM kullanıyorsa ve sisteminizde yalnızca 8 GB RAM bulunuyorsa, bilgisayar, depolama birimini geçici bellek gibi kullanmaya başlar. İşte bu noktada takılmalar, yükleme gecikmeleri ve performans kayıpları ortaya çıkabilir. Fakat aynı oyunu zaten 16 GB RAM ile sorunsuz oynuyorsanız, 32 GB'a çıkmak FPS'i bir anda %50-60 artırmayacak. Yani burada önemli bir nokta var, performans artmaz demiyorum. Zannedildiği kadar 2-3 katına çıkmıyor, mevzu bu. Tabii burada kanal mevzusu da önemli. Tek kanal RAM'den yine çift kanal RAM'e geçiş de performansa katkı sağlayacaktır.
Bu durum su deposu örneğiyle anlatayım. Evinizin günlük ihtiyacı için 500 litrelik bir depo yeterliyse, 5000 litrelik depo taktırmanız musluktan akan suyun hızını artırmaz. RAM kapasitesi de buna benzer diyebiliriz. Elbette istisnalar vardır. Özellikle bazı açık dünya oyunları, modlu oyunlar, içerik üretimi yapan kullanıcılar veya aynı anda çok sayıda uygulama çalıştıran kişiler için yüksek RAM kapasitesi faydalı olabilir. Ancak sırf daha fazla FPS almak amacıyla yapılan bazı RAM yükseltmeleri bazı durumlarda istenildiği kadar katkı sağlamaz.
Ayrıca; Her Oyuncunun 32 GB veya 64 GB RAM'e İhtiyacı Vardır:
Son yıllarda donanım videoları ve sistem tavsiyeleri izleyen birçok kişinin kafasında şöyle bir düşünce oluştu ki o da "16 GB artık bitti." mevzusu. Peki gerçekten bitti mi? Aslında bu sorunun cevabı tamamen kullanım senaryosuna bağlı. Bugün hala milyonlarca oyuncu sisteminde 16 veya 32 GB RAM kullanıyor ve oyunlarını sorunsuz şekilde oynayabiliyor. Elbette bazı yeni nesil oyunlar daha fazla bellek tüketebiliyor ancak bu durum her kullanıcıyı doğrudan 32 GB'a geçmeye zorlamıyor.
Burada ilginç olan nokta şu:
Bazı kullanıcılar yalnızca oyun oynarken 64 GB RAM satın alıyor ancak sistemlerinin en yoğun kullanım anında bile bunun yarısını kullanmıyor. Bu durum biraz şehir içinde sürekli kamyon kullanmaya benziyor. Evet, büyük olması etkileyici görünebilir ama ihtiyaç duyulmayan kapasite çoğu zaman kullanılmadan kalıyor. Elbette içerik üretimi yapanlar, sanal makineler kullananlar, büyük projelerle çalışanlar veya aynı anda çok sayıda uygulama açık tutan kişiler için 32 GB ve üzeri RAM oldukça mantıklı olabilir. Ancak sırf oyun oynayan kullanıcıların büyük bölümü için kapasite yarışına girmek çoğu zaman gereksiz maliyet oluşturabiliyor.
Efsane 4: SSD Takınca FPS Uçar
SSD'lerin bilgisayar deneyimini ciddi şekilde iyileştirdiği bir gerçek, bunu inkar etmeyelim. İşletim sistemi daha hızlı açılır, oyunlar daha kısa sürede yüklenir, programlar daha akıcı çalışır. Özellikle mekanik diskten SSD'ye geçen kullanıcılar için fark çoğu zaman gece ile gündüz kadar hissedilir. Ancak yıllardır süregelen bir yanlış anlaşılma var ki o da "SSD takınca FPS uçar."
Aslında çoğu durumda istenildiği ya da düşünüldüğü kadar yükselmiyor. Çünkü SSD ile ekran kartının ürettiği kare sayısı arasında doğrudan bir ilişki yok. FPS'i belirleyen temel bileşenler işlemci ve ekran kartı. SSD'nin görevi verileri hızlı şekilde depolamak ve gerektiğinde sisteme ulaştırmak. Bu yüzden bir oyunu HDD yerine SSD'ye kurduğunuzda yükleme ekranları kısalabilir, harita geçişleri hızlanabilir veya açık dünya oyunlarında bazı küçük takılmalar azalabilir. Fakat ortalama FPS değeri genellikle (genellikle) aynı kalır.
Tabii bazı modern oyunlarda depolama hızının dolaylı etkileri görülebiliyor. Özellikle sürekli veri akışı kullanan yeni nesil açık dünya oyunlarında hızlı SSD'ler avantaj sağlayabiliyor. Ancak bu durum hala çoğu oyunda doğrudan 2 katı FPS artışı anlamına gelmiyor.
Kısacası SSD, sistemin genel hızını artırır. Ama ekran kartınızı bir üst modele dönüştürmez.
Efsane 5: Daha Yüksek Watt Değeri Her Zaman Daha Fazla Performans Demektir
Özellikle oyuncu laptopları araştıranların son yıllarda en sık duyduğu terimlerden biri TGP veya güç limiti oldu. Ben de bunu önceki rehberlerde vurgulaya vurgulaya anlattım. Aslında epey önemli mevzu. Artık birçok kullanıcı ekran kartının modelinden önce watt değerine bakıyor. Bir noktaya kadar bunda zaten haklılar. Çünkü aynı ekran kartının farklı güç limitleriyle çalıştırılması performansı etkileyebiliyor.
Ancak iş burada bitmiyor. Bazı kullanıcılar yalnızca watt değerine bakarak laptoplar arasında kesin performans sıralaması yapmaya çalışıyor. Oysa gerçeklikte bu durum biraz daha karmaşık hale gelebiliyor.
Diyelim ki iki farklı laptopta da aynı ekran kartı bulunuyor. Birinin güç limiti daha yüksek olabilir. Fakat soğutma sistemi yetersizse, sıcaklıklar yükseliyorsa veya işlemci ekran kartını beslemekte zorlanıyorsa beklenen performans farkı ortaya çıkmayabilir. Yani yüksek watt değeri önemlidir ama tek başına her şeyi anlatmaz. Demek istediğim şey bu.
Bir otomobilin motor gücüne bakıp aracın tamamı hakkında hüküm vermek ne kadar eksik bir değerlendirmeyse, laptopları yalnızca TGP üzerinden değerlendirmek de benzer şekilde eksik kalır. Bütün olarak değerlendirmek her zaman en iyisidir.
Efsane 6: RGB Aydınlatma Performansı Artırır
Aman aman, sakın. Tamam, bunu biraz mizah olsun diye ekledim. Ama dürüst olalım. Hepimiz internetin bir köşesinde RGB'nin FPS artırdığına dair şakalar görmüşüzdür. Hatta bazı kullanıcılar kasalarına yeni RGB fan taktıklarında sistemlerinin daha güçlü hissettirdiğini bile söyleyebiliyor. Gerçekte ise RGB'nin performans üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Oturup bunu madde madde yazmayacağım.
Ancak işin psikolojik tarafı ilginç. Göze hoş görünen, şık duran ve kişiselleştirilmiş sistemler kullanıcıya daha keyifli gelebiliyor. Bu da bilgisayardan alınan genel memnuniyeti artırabiliyor. Yani FPS artmıyor olabilir ama masanın başına oturduğunuzda yüzünüzde küçük bir gülümseme oluşturuyorsa görevini yapmış sayılır.
Efsane 7: Laptopu Sürekli Şarjda Kullanmak Bataryayı Mahveder
Bu konu yıllardır bitmek bilmeyen tartışmalardan biri. Bir tarafta "Sürekli prizde kullanırsan batarya ölür." diyenler var, diğer tarafta ise "Hiçbir şey olmaz." diyenler. Gerçek ise her zamanki gibi ikisinin ortasında.
Öncelikle modern laptoplar, 10-15 yıl önceki cihazlar gibi çalışmıyor. Günümüzde birçok üretici batarya yönetimi konusunda oldukça gelişmiş sistemler kullanıyor. Örneğin bazı modellerde pil belirli bir seviyeye ulaştığında doğrudan adaptörden beslenmeye başlanıyor. Bazılarında ise pil koruma modları bulunuyor ve şarj seviyesi %60 veya %80 civarında sabit tutulabiliyor. Bu nedenle bir oyuncu laptopunu sürekli masada kullanıyorsa ve üreticinin sunduğu pil koruma özelliklerini aktif ediyorsa, cihazın sürekli prize takılı olması düşünüldüğü kadar büyük bir problem oluşturmuyor.
Bataryalar için asıl yıpratıcı olan şeyin genellikle yüksek sıcaklıklar, sürekli tam dolu halde beklemek ve sık sık şarj döngüsüne maruz kalmak olduğunu vurgulamamda fayda var.
Dolayısıyla "Laptopu şarja taktın, pil öldü." şeklindeki yaklaşım günümüz cihazları için oldukça abartılı kalıyor.
Efsane 8: Darboğaz, % İle Ölçülür
İnternette sistem toplama videoları izleyen herkes muhtemelen şu cümleyle karşılaşmıştır, "Bu sistemde %17 darboğaz var." Neye göre? "Peki bu ekran kartı şu işlemciyle yüzde kaç darboğaz yapar?" Kime göre? Aslında darboğaz konusu internette en fazla yanlış anlaşılan kavramlardan biri. Çünkü darboğaz sabit bir sayı değildir. Kullandığınız çözünürlüğe göre bile değişebilir. Oynadığınız oyuna göre değişebilir. Grafik ayarlarına göre değişebilir. Hatta aynı sistemde bir oyunda işlemci darboğazı yaşanırken başka bir oyunda ekran kartı darboğazı görülebilir.
Örneğin 1080p çözünürlükte işlemciye yüklenen bir oyunda işlemci sınırlayıcı olabilirken, aynı sistem 4K çözünürlükte ekran kartı tarafından sınırlandırılabilir. Bu yüzden internet sitelerinde gördüğünüz rastgele darboğaz yüzdelerini kesin gerçekler gibi değerlendirmek doğru değil.
Darboğaz, sistem bileşenlerinden birinin diğerine yetişememesi durumudur. Matematiksel bir kader değil, kullanım senaryosuna bağlı bir sonuçtur.
İşte bu rehber benim darboğazı enine boyuna inceleyip anlattığım bir yazı: Rehber: Darboğaz nedir ve darboğaza neler sebep olabilir?
Efsane 9: Windows'u Düzenli Olarak Formatlamazsan Bilgisayar Çöker
Bir dönem bu düşünce oldukça yaygındı, hatırlıyorum da. Özellikle Windows XP ve Windows 7 dönemlerinde uzun süre kullanılan sistemlerde performans düşüşleri daha sık yaşanabiliyordu. Bu yüzden birçok kullanıcıda şöyle bir alışkanlık oluştu, "Her 6 ayda bir format şart."
Bugün ise durum büyük ölçüde değişmiş durumda. Modern Windows sürümleri geçmişe kıyasla çok daha kararlı çalışıyor. Elbette zaman içerisinde gereksiz yazılımlar, hatalı sürücüler veya kullanıcı kaynaklı problemler performansı etkileyebilir. Ancak sırf takvimde 6 ay geçti diye format atmak çoğu zaman gerekli değil. Bazı kullanıcılar yıllarca aynı Windows kurulumunu sorunsuz şekilde kullanabiliyor. Mesela ben.
Format hala güçlü bir çözüm yöntemi diyebiliriz ancak her problemin ilacı değil. Bazen tek bir sürücü güncellemesi veya gereksiz yazılımın kaldırılması, saatler sürecek format işleminden daha etkili olabiliyor.
Efsane 10: Ekran Kartı Sıcaklığı 80 Dereceyi Görürse Tehlike Başlar
Bu da özellikle yeni sistem toplayan kullanıcıları korkutan konulardan biri. Adam oyunu açıyor. Sıcaklık programını çalıştırıyor. Ekran kartı 78 derece... 79 derece... 80 derece... Panikliyor. Aslında çoğu modern ekran kartı için bu sıcaklıklar tamamen normal çalışma aralığında bulunuyor. Üreticiler ürünlerini geliştirirken bu değerleri zaten hesaba katıyorlar. Önemli olan yalnızca sıcaklık değeri değil, kartın frekansını koruyabilmesi, aşırı gürültü üretmemesi ve termal sınırlamaya girmemesi.
Elbette 93-95 derece ve üzerindeki sıra dışı değerler farklı şekilde değerlendirilmelidir. Ancak birçok kullanıcının korktuğu 75-85 derece aralığı, özellikle yoğun yük altında çalışan ekran kartlarında oldukça olağan kabul edilebilir. Bazı kullanıcıların boş yere termal macun değiştirmesi, kasayı sökmesi veya ekran kartında arıza araması da çoğu zaman bu yanlış inanıştan kaynaklanıyor.
Efsane 11: Her Yeni Donanım Mutlaka Daha İyidir
Bir şeyin en günceli, her zaman en iyisi demek değildir. Teknoloji dünyasında "Yeni" kelimesi çoğu zaman "Daha iyi" olarak algılanıyor. Ben şu an NVIDIA'nın yeni sürücüsünü kurdum, can çekişiyorum. Bir önceki sürüme döneceğim. Neyse.
Fakat gerçek her zaman bu kadar basit değil. Bazen yeni çıkan giriş seviyesi bir ekran kartı, önceki neslin üst segment modellerinden daha yavaş olabiliyor. Bazen yeni nesil bir işlemci, belirli kullanım senaryolarında eski ama daha güçlü bir modelin gerisinde kalabiliyor. Bu yüzden ürünleri yalnızca çıkış tarihine göre değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
Asıl önemli olan şey modelin hangi sınıfta yer aldığı ve gerçek performansının ne olduğu. Donanım dünyasında bazen bir önceki neslin güçlü modeli, yeni neslin orta seviye ürününden daha mantıklı bir tercih haline gelebiliyor bazı durumlarda. Bu nedenle satın alma kararlarını reklam sloganlarından çok gerçek test sonuçlarına göre vermek gerekli.
Efsane 12: Yüksek FPS, Görüntü Kalitesini Artırır
Ne kadar yüksek FPS o kadar iyi, bunu tartışmayacağız. Ancak FPS ile görüntü kalitesi kavramları çoğu zaman birbirine karıştırılıyor. Birçok kullanıcı daha yüksek FPS elde ettiğinde oyunun grafiklerinin de daha iyi göründüğünü düşünüyor. Aslında bunlar birbirinden tamamen farklı kavramlar.
Grafik kalitesini çözünürlük, doku kalitesi, ışıklandırma, gölgeler, yansımalar ve benzeri görsel ayarlar belirler.
FPS ise ekran kartının saniyede kaç kare üretebildiğini ifade eder.
Örneğin bir oyunu 60 FPS yerine 120 FPS ile oynadığınızda görüntü daha akıcı hale gelir. Kamera hareketleri daha pürüzsüz görünür ve kontrol hissi iyileşir. Ancak bu durum oyunun grafiklerinin daha kaliteli olduğu anlamına gelmez.
Bunu sinemadaki görüntü kalitesi ile filmin akıcılığı arasındaki fark gibi düşünebiliriz. Bir film daha yüksek kare hızında oynatıldığında daha akıcı görünür ama görüntünün detay seviyesi değişmez.
Dolayısıyla FPS ile görüntü kalitesini aynı şeymiş gibi değerlendirmek doğru değil.
Efsane 13: AMD İşlemciler Her Zaman Daha Çok Isınır
Uzun yıllar boyunca AMD hakkında dolaşan en yaygın söylentilerden biri buydu ya, kafamız şişti. Ama bir bakıma geçmişte harbiden öylelerdi. Benim bir tane HP Pavilion G6 laptopum vardı. AMD ekosistem. Aman aman, akıllar zarardı. Özellikle eski nesillerde yaşanan bazı örnekler nedeniyle bu düşünce birçok kullanıcının aklına yerleşmiş durumda galiba.
Fakat günümüzde işlemci dünyası oldukça farklı bir noktaya geldi. Artık işlemcilerin sıcaklığını belirleyen şey yalnızca marka değil. İşlemcinin mimarisi, üretim teknolojisi, güç tüketimi, anakart ayarları, soğutucu kalitesi ve iş yükü gibi çok sayıda değişken bulunmakta. Bazı AMD işlemciler rakiplerinden daha serin çalışabilirken, bazı Intel işlemciler daha yüksek sıcaklıklara ulaşabiliyor. Tam tersi senaryolar da mümkün olabiliyor elbette.
Bu nedenle yalnızca markaya bakarak "Bu kesin daha çok ısınır." demek günümüzde teknik olarak doğru bir yaklaşım değil. Önemli olan model bazında değerlendirme yapmak ve gerçek test sonuçlarına bakmak.
Efsane 14: Intel Her Zaman Oyun İçin Daha İyidir
Bilgisayar dünyasının belki de en uzun süren tartışmalarından biri... Bitmek bilmiyor. Yıllar boyunca birçok kullanıcı için oyun denildiğinde akla ilk olarak Intel işlemciler geliyordu. Bunun sebepleri de vardı. Çünkü bazı dönemlerde Intel gerçekten oyun performansı konusunda ciddi avantajlara sahipti.
Ancak günümüzde tablo oldukça değişmiş. AMD'nin son yıllarda yaptığı hamleler, özellikle oyuncu odaklı işlemciler ve gelişmiş önbellek teknolojileri sayesinde rekabet çok daha dengeli hale geldi. Artık yalnızca marka adına bakarak işlemci seçmek mantıklı değil. Çünkü aynı markanın içerisinde bile birbirinden çok farklı performans seviyelerine sahip modeller bulunabiliyor.
Doğru yaklaşım markaya değil, doğrudan modele ve kullanım amacına odaklanmaktır. Aksi halde yalnızca marka algısıyla yapılan tercihler bazen daha düşük performans ve daha yüksek maliyet anlamına gelebiliyor.
Efsane 15: Ne Kadar Çok Çekirdek, O Kadar Çok FPS
İşlemci satın alırken sıkça karşılaşılan bir başka yanlış inanış da bu galiba. Kağıt üzerinde bakıldığında daha fazla çekirdek her zaman daha güçlü gibi görünür. Ancak oyun dünyasında işler biraz farklı. Çünkü her oyun aynı şekilde optimize edilmez. Bazı oyunlar çok sayıda çekirdeği verimli şekilde kullanabilirken, bazıları hâlâ birkaç çekirdeğe daha fazla yük bindirebilir. Bu nedenle yalnızca çekirdek sayısına odaklanmak yanıltıcı olabilir.
Örneğin daha düşük çekirdek sayısına sahip ancak daha güçlü mimariye sahip bir işlemci, bazı oyunlarda daha fazla çekirdeği bulunan bir rakibini geride bırakabilir.
Oyun performansında çekirdek sayısı kadar çekirdeklerin verimliliği, önbellek miktarı ve mimari tasarım da önem taşır.
Mesela Intel, tek çekirdekli işlemlerde bana kalırsa AMD'den daha başarılı. AMD ise çoklu çekirdek işlemlerinde başarılı.
SONUÇ:
Donanım dünyası sürekli değişiyor. Dün doğru kabul edilen bilgiler bugün geçerliliğini kaybedebiliyor. Bazen de yıllarca tekrar edilen yanlışlar o kadar yaygınlaşıyor ki insanlar bunları sorgulamadan gerçek kabul etmeye başlıyor.
Aslında çoğu donanım efsanesinin ortak bir noktası var: Karmaşık konuları aşırı basitleştirmeye çalışmaları.
"Daha fazla RAM = daha fazla FPS"
"Daha yüksek sıcaklık = arıza"
"Daha yeni donanım = daha iyi performans"
İlk bakışta mantıklı gibi görünen bu tür genellemeler, gerçek dünyada çoğu zaman yeterli olmuyor.
Çünkü bilgisayar donanımları tek bir değere bakılarak değerlendirilemeyecek kadar karmaşık sistemlerdir. Bu yüzden sistem toplarken, yükseltme yaparken veya yeni bir cihaz satın alırken kulaktan dolma bilgiler yerine gerçek testlere, teknik verilere ve kullanıcı deneyimlerine güvenmek her zaman daha doğru sonuç verecektir.
Belki de en önemlisi şudur:
İnternette bir bilgiyle karşılaştığınızda, onu kaç kişinin söylediğine değil, neden doğru olduğuna bakın. Çünkü donanım dünyasında en hızlı yayılan şey bazen yeni teknolojiler değil, eski efsaneler olabiliyor.
Buraya kadardı. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım keyifli geçmiştir. Herkese esenlikler dilerim.
Peki sizlerin yıllardır duyduğu ve hala ortalıkta dolaşan başka donanım efsaneleri var mı?
Son düzenleyen: Moderatör: