Geraltın kılıcı 35

Üstün
Katılım
2 Haziran 2024
Mesajlar
6.531
Çözümler
19
Beğeniler
3.769
Yer
Cintra
Akşam eve gelmişsiniz, günün yorgunluğunu atmak için en sevdiğiniz oyuna giriyorsunuz. Amacınız sadece biraz eğlenmek. Ama daha maçın ilk dakikalarında biri küfür etmeye, diğeri takımı suçlamaya, bir başkası da bilerek oyunu sabote etmeye başlıyor. Tanıdık geldi mi?


Peki, bizi eğlendirmesi gereken bu yerler neden bir anda sinir krizine dönüştürüyor? Bunun sebebi gerçekten sadece "sinirli oyuncular" mı? Yoksa işin arkasında, ekranın karanlık yüzünde yatan psikolojik ve sosyal nedenler mi var? Gelin, bu toksikliğin anatomisini birlikte inceleyelim.


[BÖLÜM 1: Güç ve Anonimlik]

Sosyal psikolojiye göre zorbalığın ortaya çıkmasının en temel nedeni güç dengesizliğidir. Bir zorba, karşısındakinin ona zarar veremeyeceğinden emin olduğunda saldırganlaşır.


Online oyunlarda ise bu gücü veren şey çok belli: Anonimlik. Karşınızdaki kişi adınızı, yüzünüzü, nerede yaşadığınızı bilmiyor. Siz de onu tanımıyorsunuz. İşte bu görünmezlik pelerini, insanların normal hayatta yüzünüze karşı söylemeye asla cesaret edemeyecekleri şeyleri, klavye başında çok rahatça kusmasına neden oluyor.


Bu durum zamanla oyun dünyasında bir "tilt etme" kültürü yarattı. Bazıları için rakibi ya da takım arkadaşını sinirlendirmek, oyundan soğutmak artık oyunun asıl amacı haline gelmiş durumda. Basit bir laf atmayla başlayan şeyler; ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve ağır hakaretlere kadar varabiliyor.


[BÖLÜM 2: Neden Yapıyorlar? (Adler)]

Peki, bir insan neden hiç tanımadığı birine bu kadar öfke kusar?


Psikolog Alfred Adler’in Bireysel Psikoloji Kuramı buna çok net bir açıklama getiriyor. Adler’e göre insanlar zaman zaman aşağılık kompleksi, yani bir eksiklik hissi yaşarlar. Bazı insanlar gerçek hayattaki bu ezilmişlik hissini bastırmak için, başka ortamlarda kendilerini üstün göstermeye çalışır.


Online oyunlar bu sahte üstünlük hissi için mükemmel bir sahnedir. Hiç tanımadığı bir oyuncuyu aşağılamak veya suçlamak, o kişiye kısa süreli de olsa bir "güç ve kontrol" hissi verir. Yani o klavyenin arkasında devleşen kişi, aslında kendi içindeki yetersizlikle savaşıyor olabilir.


[BÖLÜM 3: Kurbana Ne Oluyor? (Seligman)]

Şimdi madalyonun diğer tarafına, yani sürekli hakarete uğrayan oyuncuya bakalım. Burada da Psikolog Martin Seligman’ın Öğrenilmiş Çaresizlik Kuramı devreye giriyor.


Eğer bir oyuncu girdiği her maçta toksikliğe maruz kalıyor, hakaret işitiyor ve dışlanıyorsa, beyni bir süre sonra şu komutu veriyor: "Ne yaparsam yapayım, ne kadar iyi oynarsam oynayayım hiçbir şey değişmeyecek." Bunun sonucunda oyuncu oyundan soğuyor, motivasyonunu kaybediyor ve hatta stres veya tükenmişlik yaşayabiliyor.


[BÖLÜM 4: Toksiklik Döngüsü (Bandura)]

Ama bence işin en korkutucu kısmı tam olarak burada başlıyor. Çünkü toksiklik, bulaşıcı bir hastalıktır.


Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı bize insanların sadece yaşayarak değil, gözlemleyerek de öğrendiğini söyler. Sürekli toksikliğe maruz kalan biri, zamanla bu ortamın "normalinin" bu olduğuna inanmaya başlar.


İlk başta "Neden bana böyle davranıyorlar?" diye üzülen o masum oyuncu, aylar sonra yeni başlayan birine aynı hakaretleri eden bir zorbaya dönüşebilir. Gerçek hayatta fiziksel bir kavganın bedeli vardır ama oyunda yoktur. Bu yüzden mağdur olan kişi, öfkesini bir sonraki maçta başka bir mağdur yaratarak çıkarır. Yani toksiklik, sürekli olarak yeni toksikler üretir.


[BÖLÜM 5: Çözüm Ne?]

Peki oyun şirketleri uyuyor mu? League of Legends, VALORANT, CS2... Bu oyunların raporlama sistemleri her yıl gelişiyor. Milyonlarca hesap banlanıyor. Fakat sadece ceza keserek bu sorunu çözmek, kanayan bir yaraya yara bandı yapıştırmaktan farksız.


Çünkü asıl problem oyunun kodlarında değil, insanın kendisinde. Gerçek hayattaki öfkemizi, stresimizi ve empati yoksunluğumuzu oyuna taşıyoruz. Bir oyuncunun hesabını banlayabilirsiniz ama onu o klavyenin başında canavarlaştıran psikolojik sebepleri banlayamazsınız.


Bireysel olarak yapabileceğimiz en kolay şey, o meşhur Mute (Susturma) tuşunu kullanmak. Evet, tek tıkla karşınızdaki kişiyi susturabilirsiniz. Ama unutmayın, bu sadece sizi koruyan bir kalkandır, sorunu kökünden çözmez.


Bana göre uzun vadeli tek çözüm eğitim. Okullarda sadece matematiği veya tarihi değil; dijital vatandaşlığı, çevrim içi empatiyi ve internet kültürünü de öğretmemiz gerekiyor. İnternet artık hayatımızın ta kendisi. Yeni nesillere sadece internette nasıl bilgi aranacağını değil, internette nasıl insan kalınacağını da öğretmeliyiz. Belki ancak o zaman hepimiz için daha sağlıklı bir oyun ortamı yaratabiliriz.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Yazıniz gayet hoş. Bu düşünceyi komple alıp hayata uygulayalabilir miyiz?

En son soru "farklı bir hayat yaratabilir miyiz?" olabilir gibi.