Selam, Portal 2 incelemesine hoş geldin!
Bu yazımda 14 yıl önce çıkmış bir oyunu inceleyeceğim, çevremde ve özellikle yeni nesilde Portal 2 göz atılmadığı için bazı insanlar tarafından sadece basit bir bulmaca oyunu gibi gözükebiliyor. Umarım bu incelemede bu yargının önüne geçerim. Hedefim Portal 2'yi hem oynayan hem oynamayanlar için bu oyunun neden bu kadar derin bir oyun olduğunu açıklamak.
Portal 2 Çıkışı
Portal 2 yapımcı ve geliştirici şirket Valve tarafından 18 Nisan 2011 tarihinde çıkışını yaptı, birinci oyunun üstüne fazlasıyla eklenerek daha geniş bir hikaye, çeşitli mekanik eklemeleri ve daha uzun bir oynanış süresiyle birinci oyunun aksine ikinci oyun tek başına bir çıkış gerçekleştirdi. Portal serisinin ilk oyunu The Orange Box paketinin içinde 5 oyundan sadece biriydi. Yani ilk oyun için biraz Valve'ın yaptığı bir nabız yoklama hareketi diyebiliriz.
Birinci oyunun çok kısa olan oynanışına rağmen hayranları tarafından sevilmesinin ardından Valve kolları sıvadı ve tartışmasının oyun dünyasının en iyileri arasında yer alan ve yaşı dolayısıyla en iyi kütlerinden biri haline de gelmiş Portal 2'yi bizlere 2011 yılında sundu.
Portal 2'nin Konusu
Portal 2 ilk dakikadan sessiz karakterimiz Chell'in uyanışıyla başlıyor. Aşırı enerjik ve ne yaptığı belli olmayan çekirdek Wheatley tarafından uyandırılıyoruz. Wheatley bizi tesisten çıkarmak ardından kendisinin de tesisin kontrolünü alması için bizi Aperture Science'ın ana yönetim odasına götürüyor. Fakat GLaDOS Core Chamber yani birinci oyunda da gördüğümüz, Glados'u yendikten sonra cansız hurdasının bulunduğu yerde Wheatley'in bir hatası yüzünden tüm tesis üzerinde tam kontrole sahip olan, birinci oyunda devre dışı bıraktığımız eski düşman Glados uyanıyor ve bizi tekrardan bir test döngüsüne sokuyor. Ana karakterimiz Chell ise tesisten kurtulmak için yeni yollar denemek zorunda kalıyor.
Aperture Science ve Atmosferi
İncelememin kalan kısmında 14 yıllık bir oyunun hikayesinin inciğine ve cıncığına kadar inip yazmak yerine sizlere bu "bulmaca" oyununun aslında ne kadar usta bir çevre dizaynı ile neler yansıtmak istediğine ve nasıl yansıttığına değindiğim kısma geçiyorum.
Aperture Science iki oyunun da geçtiği büyük şirket ve tesisimizin adı. Oyun Half-Life evreninde geçiyor ve Aperture Science bir diğer şirket olan Black Mesa'ya rakip olan bir şirket. Birinci oyunda gördüğümüzün aksine ikinci oyunda bu devasa tesisi öylesine derinlemesine işlemişler ki kıyamet sonrası atmosferi ile yalnızlık hatta izole olmuşluk hissiyatını derinlerinize kadar yaşıyorsunuz ve bu daha oyunun ilk dakikalarında başlıyor.
İlk uyandığınızda bulunduğunuz oda hâlâ canlı, güncel ve işler durumdadır. Her şey yerli yerindedir, neredeyse yeni gibidir. Ancak ikinci kez uyandığınızda, aradan ne kadar zaman geçtiği asla söylenmez — bunu kimse bilmez. Bildiğimiz tek şey, odanın artık tanınmaz hâlde olduğudur: Yatak çökmüş, yanındaki dolaplar pas içinde kalmış, duvarlar solmuş ve tüm renkler adeta hayattan silinmiştir.
Bu da oyuncuya direkt olarak izole ve yalnızlığı yaşattığı ilk yerdir. Wheatley bize bu süreyi şöyle anlatıyor;
"Bak, şey… çok uzun bir süre uyudun. Yani, pek çok şey değişti. Ama önemli olan şu: Sen iyisin! İyisin, değil mi? Cevap verme, boş ver…"
Ve ardından o meşhur alaycı açıklaması:
"Çoğu test deneği, birkaç aylık askıya alınma sürecinden sonra bir miktar bilişsel bozulma yaşar. Senin durumunsa… biraz daha uzun sürdü. Ve şöyle söyleyeyim: Ciddi bir beyin hasarının çok ufak bir vakasını yaşıyor olman, tamamen imkânsız değil."
Çoğu fan teorisi ve eski geliştiricilerin açıklamasına göre ne kadar uyuduğumuz belli değil, ancak 50 ile 1000 yıl arasında bir süre Kriyogenik uykuda yattığımız düşünülüyor. Daha oyun bu sırada bize o kıyamet sonrası atmosferi ve izolasyon hissiyatını yaşatmaya çoktan başlamış oluyor bile.
Devamında ise Portal 2'nin müthiş müzikleri eşliğinde yavaş yavaş tesisin içine giriyoruz, daha ilk oyunda her şeyin pırıl pırıl olduğu, düzgün çalıştığı, adeta içi beyaz bir cennet gibi olan tesisin neredeyse çoğu yerinin tamamen yıprandığını, her yerinden yeşil sarmaşıkların yükseldiğini, güneş ışığının kırık tavanlardan içeri az az girdiği, sanki adeta yüzyıllar geçmiş ve kimsenin buraya uğramamış gibi olduğunu oyun bizim gözümüze sokuyor.
Tüm bu atmosferin içinde Valve'ın ustalık eseri olarak adlandırabileceğimiz OST'leri de devreye girince bir an duraksayıp düşünüyorsunuz.
İşte Portal 2'nin atmosferi yansıtma konusunda becerisi burada ortaya çıkıyor. İlk oyunu oynayan birisi bir anda ikinci oyun ile saf bir hikaye döngüsü, ortam belirtmesi ve müziklerle resmen afallıyor. O koca tesisin içinde bir başınıza, uyandığınızdan kaç yüzyıl geçmiş bilmeksizin, dış dünyada neler oldu bilmeksizin bir oraya bir buraya koştuğunuzu anlıyorsunuz.
Tüm bunlar bir yana, oyunun tam bu kısımlarında duvarlarda garip çizimler görmeye başlıyorsunuz. Birileri size bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Ve tam bu esnada oyun dünyasının en iyi, en yaratıcı müziklerinden birisi olarak kabul edebileceğimiz bir OST devreye giriyor. Ghost of Rattman, yani Rattman'ın hayaleti.
Valve öyle bir şirket ki, müziğin içine bile hikaye yerleştirmek gibi bir manyaklığı sadece bu firma yapabilir. Eğer Rattman'in (Tesis içinde siz uykudayken yaşamış olan ama artık hayatta olup olmadığını bilmediğimiz, hayatta kalan ikinci kişi.) Mağarasına girerseniz yukarıdaki OST çalmaya başlıyor. Dikkatli dinlerseniz 01.13 dakikasında müziğin arka planında konuşma sesleri gelmeye başlıyor, bu sesler ilerleyen dakikalarda daha hararetleniyor ve artıyor. Burada bize Rattman'in tesisin içinde yavaş yavaş delirmesini, akıl sağlığını kaybetmesini anlatmaya çalışıyor.
Müzik sizi ciddi ciddi rahatsız etmeye, hatta germeye başlıyor. Rattman denilen karakterin (oyunda gösterilmiyor.) Koca tesiste nasıl hayatta kaldığını, nasıl delirdiğini size hissettiriyor diyebilirim.
İşte Portal 2 daha oyunun en başında bile Valve'ın en usta olduğu işlerden birini yani Çevresel Anlatım şekliyle dolaylı yoldan anlatıyor. Eğer bu detayları yakalayıp onlarla empati kurma özelliğiniz gelişmişse inanın tüyleriniz diken diken oluyor. Siz yüzyıllardır uykudaydınız, birileri sizi kurtarıcı bir ilah olarak görecek kadar deliriyor ve resimlerinizi çizip size bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Eğer Rattman kimdir? Ne değildir? Kısmını merak ediyorsanız incelemenin amacının sapmaması için buraya yazamayacağımdan dolayı mutlaka kendisini araştırmanızı tavsiye ediyorum. Aşağıya da çok sevdiğim bir Rattman animasyonu bırakıyorum.
Portal 2 İki Kısımlı Bir Oyundur
Hikayenin ilerleyen kısımlarında yaşanan belirli olaylar yüzünden ana karakterimiz Chell Aperture Science tesisin yüzyılı aşkındır kullanılmayan, çoktan kapatılmış olan en derin kısımlarına düşüyor. Oyunun çeyreklik kısmı bitmişken böyle bir yere gitmemiz, bizi bir anda yüzyıl öncesine ait, kullanıma kapanmış bir tesise götürüyor. Oyunun atmosferi burada öyle bir değişiyor ki, resmen zaman yolculuğu yapıyorsunuz ve bu sefer arka ses Aperture Science'ın kurucusu olan Cave Johnson'ın sesine dönüşüyor.
Valve yine manyaklığını konuşturarak bu kapatılmış alt katman tesisini de üçe bölerek hikayeyi anlatıyor;
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
1950'ler – Başlangıç Dönemi
Tesislerde ilk test odaları inşa edilmiş.
Denekler genellikle askerlerden, mahkûmlardan veya sokaktan toplanan kişilerden oluşuyor.
Bu döneme ait test odaları: Beton ağırlıklı, endüstriyel, deneyler daha “ham”.
Cave Johnson'ın sesi:
“Welcome, gentlemen, to Aperture Science!”
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
1970'ler – Bilimsel Genişleme Dönemi Aperture Science büyümeye başlıyor.
Daha sofistike test odaları tasarlanıyor.
Bu dönemde testlerin etik dışı hale geldiği fark ediliyor ama durulmuyor.
Denek bulmak zorlaştıkça, çalışanları test etmeye başlıyorlar.
Cave Johnson'ın tonu daha sorumsuzlaşıyor:
“If you feel a sharp pain in your skull, that's normal.”
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ve 1980'ler ile de tesisin, ayrıca Cave Johnson'ın da son günlerini seslerinden anlıyoruz.
Burada oyuna "jeller" ekleniyor, yeni mekanik olarak oyuna çok iyi bir hava katıyorlar ve çok basit şeyler olmalarına rağmen bulmacalara resmen farklılık katıp zorlaştırıyorlar. Ayrıca atmosfer ve müzikler yine değişiyor, yine ustalıkla yüzyılları aşmış, çoktan çürümüş bir tesis kısmında olduğumuzu hatırlıyoruz.
Ve bir kez daha Portal 2'nin basit bir bulmaca oyunundan çok ve kat kat daha fazlası olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Çünkü tesisin alt katmanları resmen size farklı bir oyun oynadığınızı hissettirmekle beraber izole olma ve yalnızlaşma hissiyatını da maksimum seviyeye çıkarıyor.
Final!
İnanın size oturup daha saatlerce bu oyunun ne kadar derin, ne kadar güzel olduğunu detaylıca anlatabilirim, ancak hem incelemenin aşırı uzun olacağından, hem de sıkmadan okunabilir olması açısından burada sonlandırıyorum.
Geleneksel bir inceleme gibi olmadığının farkındayım, aslında amacım oynayan ve oynamayan herkesin bu incelemeyi okuduktan sonra Portal 2 oyununu oynarken etrafınıza daha dikkatli bakmanızı, müziklere daha iyi kulak vermenizi ve bu oyunun içine daha iyi girmenizi sağlamak içindi. Gerisini kendiniz görmeniz, keşfetmeniz daha iyi olur.
Bu yazımda 14 yıl önce çıkmış bir oyunu inceleyeceğim, çevremde ve özellikle yeni nesilde Portal 2 göz atılmadığı için bazı insanlar tarafından sadece basit bir bulmaca oyunu gibi gözükebiliyor. Umarım bu incelemede bu yargının önüne geçerim. Hedefim Portal 2'yi hem oynayan hem oynamayanlar için bu oyunun neden bu kadar derin bir oyun olduğunu açıklamak.
Portal 2 Çıkışı
Portal 2 yapımcı ve geliştirici şirket Valve tarafından 18 Nisan 2011 tarihinde çıkışını yaptı, birinci oyunun üstüne fazlasıyla eklenerek daha geniş bir hikaye, çeşitli mekanik eklemeleri ve daha uzun bir oynanış süresiyle birinci oyunun aksine ikinci oyun tek başına bir çıkış gerçekleştirdi. Portal serisinin ilk oyunu The Orange Box paketinin içinde 5 oyundan sadece biriydi. Yani ilk oyun için biraz Valve'ın yaptığı bir nabız yoklama hareketi diyebiliriz.
Birinci oyunun çok kısa olan oynanışına rağmen hayranları tarafından sevilmesinin ardından Valve kolları sıvadı ve tartışmasının oyun dünyasının en iyileri arasında yer alan ve yaşı dolayısıyla en iyi kütlerinden biri haline de gelmiş Portal 2'yi bizlere 2011 yılında sundu.
Portal 2'nin Konusu
Portal 2 ilk dakikadan sessiz karakterimiz Chell'in uyanışıyla başlıyor. Aşırı enerjik ve ne yaptığı belli olmayan çekirdek Wheatley tarafından uyandırılıyoruz. Wheatley bizi tesisten çıkarmak ardından kendisinin de tesisin kontrolünü alması için bizi Aperture Science'ın ana yönetim odasına götürüyor. Fakat GLaDOS Core Chamber yani birinci oyunda da gördüğümüz, Glados'u yendikten sonra cansız hurdasının bulunduğu yerde Wheatley'in bir hatası yüzünden tüm tesis üzerinde tam kontrole sahip olan, birinci oyunda devre dışı bıraktığımız eski düşman Glados uyanıyor ve bizi tekrardan bir test döngüsüne sokuyor. Ana karakterimiz Chell ise tesisten kurtulmak için yeni yollar denemek zorunda kalıyor.
Aperture Science ve Atmosferi
İncelememin kalan kısmında 14 yıllık bir oyunun hikayesinin inciğine ve cıncığına kadar inip yazmak yerine sizlere bu "bulmaca" oyununun aslında ne kadar usta bir çevre dizaynı ile neler yansıtmak istediğine ve nasıl yansıttığına değindiğim kısma geçiyorum.
Aperture Science iki oyunun da geçtiği büyük şirket ve tesisimizin adı. Oyun Half-Life evreninde geçiyor ve Aperture Science bir diğer şirket olan Black Mesa'ya rakip olan bir şirket. Birinci oyunda gördüğümüzün aksine ikinci oyunda bu devasa tesisi öylesine derinlemesine işlemişler ki kıyamet sonrası atmosferi ile yalnızlık hatta izole olmuşluk hissiyatını derinlerinize kadar yaşıyorsunuz ve bu daha oyunun ilk dakikalarında başlıyor.
İlk uyandığınızda bulunduğunuz oda hâlâ canlı, güncel ve işler durumdadır. Her şey yerli yerindedir, neredeyse yeni gibidir. Ancak ikinci kez uyandığınızda, aradan ne kadar zaman geçtiği asla söylenmez — bunu kimse bilmez. Bildiğimiz tek şey, odanın artık tanınmaz hâlde olduğudur: Yatak çökmüş, yanındaki dolaplar pas içinde kalmış, duvarlar solmuş ve tüm renkler adeta hayattan silinmiştir.
Bu da oyuncuya direkt olarak izole ve yalnızlığı yaşattığı ilk yerdir. Wheatley bize bu süreyi şöyle anlatıyor;
"Bak, şey… çok uzun bir süre uyudun. Yani, pek çok şey değişti. Ama önemli olan şu: Sen iyisin! İyisin, değil mi? Cevap verme, boş ver…"
Ve ardından o meşhur alaycı açıklaması:
"Çoğu test deneği, birkaç aylık askıya alınma sürecinden sonra bir miktar bilişsel bozulma yaşar. Senin durumunsa… biraz daha uzun sürdü. Ve şöyle söyleyeyim: Ciddi bir beyin hasarının çok ufak bir vakasını yaşıyor olman, tamamen imkânsız değil."
Çoğu fan teorisi ve eski geliştiricilerin açıklamasına göre ne kadar uyuduğumuz belli değil, ancak 50 ile 1000 yıl arasında bir süre Kriyogenik uykuda yattığımız düşünülüyor. Daha oyun bu sırada bize o kıyamet sonrası atmosferi ve izolasyon hissiyatını yaşatmaya çoktan başlamış oluyor bile.
Devamında ise Portal 2'nin müthiş müzikleri eşliğinde yavaş yavaş tesisin içine giriyoruz, daha ilk oyunda her şeyin pırıl pırıl olduğu, düzgün çalıştığı, adeta içi beyaz bir cennet gibi olan tesisin neredeyse çoğu yerinin tamamen yıprandığını, her yerinden yeşil sarmaşıkların yükseldiğini, güneş ışığının kırık tavanlardan içeri az az girdiği, sanki adeta yüzyıllar geçmiş ve kimsenin buraya uğramamış gibi olduğunu oyun bizim gözümüze sokuyor.
Tüm bu atmosferin içinde Valve'ın ustalık eseri olarak adlandırabileceğimiz OST'leri de devreye girince bir an duraksayıp düşünüyorsunuz.
İşte Portal 2'nin atmosferi yansıtma konusunda becerisi burada ortaya çıkıyor. İlk oyunu oynayan birisi bir anda ikinci oyun ile saf bir hikaye döngüsü, ortam belirtmesi ve müziklerle resmen afallıyor. O koca tesisin içinde bir başınıza, uyandığınızdan kaç yüzyıl geçmiş bilmeksizin, dış dünyada neler oldu bilmeksizin bir oraya bir buraya koştuğunuzu anlıyorsunuz.
Tüm bunlar bir yana, oyunun tam bu kısımlarında duvarlarda garip çizimler görmeye başlıyorsunuz. Birileri size bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Ve tam bu esnada oyun dünyasının en iyi, en yaratıcı müziklerinden birisi olarak kabul edebileceğimiz bir OST devreye giriyor. Ghost of Rattman, yani Rattman'ın hayaleti.
Valve öyle bir şirket ki, müziğin içine bile hikaye yerleştirmek gibi bir manyaklığı sadece bu firma yapabilir. Eğer Rattman'in (Tesis içinde siz uykudayken yaşamış olan ama artık hayatta olup olmadığını bilmediğimiz, hayatta kalan ikinci kişi.) Mağarasına girerseniz yukarıdaki OST çalmaya başlıyor. Dikkatli dinlerseniz 01.13 dakikasında müziğin arka planında konuşma sesleri gelmeye başlıyor, bu sesler ilerleyen dakikalarda daha hararetleniyor ve artıyor. Burada bize Rattman'in tesisin içinde yavaş yavaş delirmesini, akıl sağlığını kaybetmesini anlatmaya çalışıyor.
Müzik sizi ciddi ciddi rahatsız etmeye, hatta germeye başlıyor. Rattman denilen karakterin (oyunda gösterilmiyor.) Koca tesiste nasıl hayatta kaldığını, nasıl delirdiğini size hissettiriyor diyebilirim.
İşte Portal 2 daha oyunun en başında bile Valve'ın en usta olduğu işlerden birini yani Çevresel Anlatım şekliyle dolaylı yoldan anlatıyor. Eğer bu detayları yakalayıp onlarla empati kurma özelliğiniz gelişmişse inanın tüyleriniz diken diken oluyor. Siz yüzyıllardır uykudaydınız, birileri sizi kurtarıcı bir ilah olarak görecek kadar deliriyor ve resimlerinizi çizip size bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Eğer Rattman kimdir? Ne değildir? Kısmını merak ediyorsanız incelemenin amacının sapmaması için buraya yazamayacağımdan dolayı mutlaka kendisini araştırmanızı tavsiye ediyorum. Aşağıya da çok sevdiğim bir Rattman animasyonu bırakıyorum.
Portal 2 İki Kısımlı Bir Oyundur
Hikayenin ilerleyen kısımlarında yaşanan belirli olaylar yüzünden ana karakterimiz Chell Aperture Science tesisin yüzyılı aşkındır kullanılmayan, çoktan kapatılmış olan en derin kısımlarına düşüyor. Oyunun çeyreklik kısmı bitmişken böyle bir yere gitmemiz, bizi bir anda yüzyıl öncesine ait, kullanıma kapanmış bir tesise götürüyor. Oyunun atmosferi burada öyle bir değişiyor ki, resmen zaman yolculuğu yapıyorsunuz ve bu sefer arka ses Aperture Science'ın kurucusu olan Cave Johnson'ın sesine dönüşüyor.
Valve yine manyaklığını konuşturarak bu kapatılmış alt katman tesisini de üçe bölerek hikayeyi anlatıyor;
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
1950'ler – Başlangıç Dönemi
Tesislerde ilk test odaları inşa edilmiş.
Denekler genellikle askerlerden, mahkûmlardan veya sokaktan toplanan kişilerden oluşuyor.
Bu döneme ait test odaları: Beton ağırlıklı, endüstriyel, deneyler daha “ham”.
Cave Johnson'ın sesi:
“Welcome, gentlemen, to Aperture Science!”
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
1970'ler – Bilimsel Genişleme Dönemi Aperture Science büyümeye başlıyor.
Daha sofistike test odaları tasarlanıyor.
Bu dönemde testlerin etik dışı hale geldiği fark ediliyor ama durulmuyor.
Denek bulmak zorlaştıkça, çalışanları test etmeye başlıyorlar.
“If you feel a sharp pain in your skull, that's normal.”
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ve 1980'ler ile de tesisin, ayrıca Cave Johnson'ın da son günlerini seslerinden anlıyoruz.
Burada oyuna "jeller" ekleniyor, yeni mekanik olarak oyuna çok iyi bir hava katıyorlar ve çok basit şeyler olmalarına rağmen bulmacalara resmen farklılık katıp zorlaştırıyorlar. Ayrıca atmosfer ve müzikler yine değişiyor, yine ustalıkla yüzyılları aşmış, çoktan çürümüş bir tesis kısmında olduğumuzu hatırlıyoruz.
Ve bir kez daha Portal 2'nin basit bir bulmaca oyunundan çok ve kat kat daha fazlası olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Çünkü tesisin alt katmanları resmen size farklı bir oyun oynadığınızı hissettirmekle beraber izole olma ve yalnızlaşma hissiyatını da maksimum seviyeye çıkarıyor.
Final!
İnanın size oturup daha saatlerce bu oyunun ne kadar derin, ne kadar güzel olduğunu detaylıca anlatabilirim, ancak hem incelemenin aşırı uzun olacağından, hem de sıkmadan okunabilir olması açısından burada sonlandırıyorum.
Geleneksel bir inceleme gibi olmadığının farkındayım, aslında amacım oynayan ve oynamayan herkesin bu incelemeyi okuduktan sonra Portal 2 oyununu oynarken etrafınıza daha dikkatli bakmanızı, müziklere daha iyi kulak vermenizi ve bu oyunun içine daha iyi girmenizi sağlamak içindi. Gerisini kendiniz görmeniz, keşfetmeniz daha iyi olur.
Son düzenleme:
