EmirBey
Uzman
- Katılım
- 26 Ağustos 2025
- Mesajlar
- 170
- Beğeniler
- 141
Doğrunun kendisi nedir bu konuda tam olarak?
Doğrunun kendisi nedir bu konuda tam olarak?
Aslında bu konuda tek bir doğru tanım yok. Biraz yemek tarifi gibi olur buradaki tanım. O yüzden genelde insanların cevap vermekte en zorlandığı konulardan biri budur. Çünkü aşk kavramına ne açıdan bakıyoruz? Önce bunun cevabını bulmamız lazım. Psikolojik açıdan mı? Bilimsel/biyolojik açıdan mı? Evrimsel açıdan mı? Sosyoloji açısından mı hatta Sosyal Psikoloji açısından mı? Hepsinin cevabı farklı olacak çünkü. Hepsini tek cevapta birleştirmek istersekte bu yemek tarifi gibi olur, muhtemelen yemeğin türü de çorba olur.
Bu arada evrimsel deyince evrimsel psikolojinin ortaya serdiği bakış açısını pek begenemeyecegim. İnsanı sadece guduleriyle hareket eden bir ilkel canlı olarak görüyor. En azından ben şu ana kadar evrimsel psikoloji ile ilgili yazılar videolara baktığımda bunu anladım.Aslında bu konuda tek bir doğru tanım yok. Biraz yemek tarifi gibi olur buradaki tanım. O yüzden genelde insanların cevap vermekte en zorlandığı konulardan biri budur. Çünkü aşk kavramına ne açıdan bakıyoruz? Önce bunun cevabını bulmamız lazım. Psikolojik açıdan mı? Bilimsel/biyolojik açıdan mı? Evrimsel açıdan mı? Sosyoloji açısından mı hatta Sosyal Psikoloji açısından mı? Hepsinin cevabı farklı olacak çünkü. Hepsini tek cevapta birleştirmek istersekte bu yemek tarifi gibi olur, muhtemelen yemeğin türü de çorba olur.![]()
Evrimsel psikoloji, günümüzde çok fazla duymaya başladığımız ama benim ve birçok psikoloğun şiddetle eleştirdiği bir alt dal. İlk olarak temel mantığı evrim teorisine ait argümanları kabul eden bireyler için uygundur. Psikoloji açısından bakıldığında benim psikoloji anlayışımla tamamen zıt taraftadır. Evet evrimsel psikoloji nörobilim, genetik, antropoloji ve biyolojiyi birbirine bağlayan disiplinlerarası/bilimlerarası bir alt daldır. Ama bu onun kusurlarını örtmez. Insan beyni boş bir levha değildir. Locke'un öne sürdüğü Tabula Rasa kavramını eleştirir bu yüzden evrimsel psikologlar. Aslında burada doğruluk payları var genetik olarak gelen bazı kodlar, bize yön verir. Bunu ben de kabul edebilirim ama bunu bir tık öteye taşıyıp sosyal çevre, kültürel birikim, hastalıklar, savaşlar ve birçok farklı durumların psikoloji üzerindeki etkilerini yok saymak ve sadece genetik kodlarımızın bizi yönettiğini iddia etmek aşırı determinizm içerir ve kesinlikle hatalı bir bakış açısıdır. Yani kadın kadındır ve bu olaya hep bu şekilde yaklaşır, erkek erkektir bu olaya hep böyle yaklaşır deyip işin içinden çıkmak, fazla basit.Bu arada evrimsel deyince evrimsel psikolojinin ortaya serdiği bakış açısını pek begenemeyecegim. İnsanı sadece guduleriyle hareket eden bir ilkel canlı olarak görüyor. En azından ben şu ana kadar evrimsel psikoloji ile ilgili yazılar videolara baktığımda bunu anladım.
Peki ortada dolaşan eril enerji, dişil enerji gibi kavramlara ne diyelim? Bu konuyla bağlantılı olarak bunu da sorayım dedim.Evrimsel psikoloji, günümüzde çok fazla duymaya başladığımız ama benim ve birçok psikoloğun şiddetle eleştirdiği bir alt dal. İlk olarak temel mantığı evrim teorisine ait argümanları kabul eden bireyler için uygundur. Psikoloji açısından bakıldığında benim psikoloji anlayışımla tamamen zıt taraftadır. Evet evrimsel psikoloji nörobilim, genetik, antropoloji ve biyolojiyi birbirine bağlayan disiplinlerarası/bilimlerarası bir alt daldır. Ama bu onun kusurlarını örtmez. Insan beyni boş bir levha değildir. Locke'un öne sürdüğü Tabula Rasa kavramını eleştirir bu yüzden evrimsel psikologlar. Aslında burada doğruluk payları var genetik olarak gelen bazı kodlar, bize yön verir. Bunu ben de kabul edebilirim ama bunu bir tık öteye taşıyıp sosyal çevre, kültürel birikim, hastalıklar, savaşlar ve birçok farklı durumların psikoloji üzerindeki etkilerini yok saymak ve sadece genetik kodlarımızın bizi yönettiğini iddia etmek aşırı determinizm içerir ve kesinlikle hatalı bir bakış açısıdır. Yani kadın kadındır ve bu olaya hep bu şekilde yaklaşır, erkek erkektir bu olaya hep böyle yaklaşır deyip işin içinden çıkmak, fazla basit.
Aslında bir önceki doğruya en yakın bulduğum cevapta da evrimsel psikoloji bakış açısı var. Yanlış diyemeyeceğim çünkü aşk kavramının takımlarından biri de bilimsel/biyolojik tanım. Bu tanımı da ancak evrimsel psikolojiye uyan bu şekildeki cümlelerle yapabiliriz. Başka yolu yok.![]()
Aslında eril ve dişil enerjiler ortada dolaşan popüler kültür kavramları değiller, aksine Carl Gustav Jung'un arketip teorisine dayanır. Yalnızca insanlar kaynağını bilmediği için günümüzde çok başarısız yorumlara maruz kalıyor bu kavramlar. İşte bir kadının en güzel elbiselerini giyip, rujunu, allığını, farını, ojelerini sürüp, bunu dişil enerji sanması ya da farklı bir örnekte bir erkeğin kendi durumunu eril enerji ile ilişkilendirmesi gibi. Eril ve dişil enerji kavramı bu kadar basit kavramlar değil. Bu kavramlar biyolojik cinsiyetten bağımsızdır ayrıca. Yani erkekte dişil enerji olabilir hatta daha baskın olabilir, bir kadında eril enerji olabilir ve bu daha baskın olabilir. Bunu birkaç küçük okuma ile siz de kendinizde tespit edebilirsiniz. Aslında zamanım olduğunda böyle bir konu açabilirim, kimde eril enerji yüksek kimde dişil enerji yüksek diye, eğlenceli de olur. Kısaca dişil enerjinin psikolojik karşılığında; sezgi, iç dünya, kabul, yaratıcılık, duygu, hissetme, bağ kurma ile ilişkiler görürsünüz. Eril enerjide ise, dışa dönüklük, mantık, yapı, inşaa etme, risk alma, karar verme, hedef odaklı olma ile ilişkilendirmeler yapabiliriz. Tekrar söylüyorum bunun kadın ve erkekle bir ilgisi yok. Cinsiyetten bağımsız iki tanım bunlar. Kimi kadın daha çok eril enerjiye dönük olabilir, kimi erkekte aynı şekilde daha çok dişil enerji taşıyor olabilir. Zaten olması gereken bir bireyin bu iki enerjiyi doğru şekilde birleştirmesidir.Peki ortada dolaşan eril enerji, dişil enerji gibi kavramlara ne diyelim? Bu konuyla bağlantılı olarak bunu da sorayım dedim.
İlaveten: Karşı cinsin enerjisine, varlığına ihtiyacımız ne şekilde var? Nasıl var? Hayatımızda bir karşı cins olmazsa eksik olan ne olur mesela? Bunları da ekleyebilirim sorularıma.
Yok patlatmadınız.Aslında eril ve dişil enerjiler ortada dolaşan popüler kültür kavramları değiller, aksine Carl Gustav Jung'un arketip teorisine dayanır. Yalnızca insanlar kaynağını bilmediği için günümüzde çok başarısız yorumlara maruz kalıyor bu kavramlar. İşte bir kadının en güzel elbiselerini giyip, rujunu, allığını, farını, ojelerini sürüp, bunu dişil enerji sanması ya da farklı bir örnekte bir erkeğin kendi durumunu eril enerji ile ilişkilendirmesi gibi. Eril ve dişil enerji kavramı bu kadar basit kavramlar değil. Bu kavramlar biyolojik cinsiyetten bağımsızdır ayrıca. Yani erkekte dişil enerji olabilir hatta daha baskın olabilir, bir kadında eril enerji olabilir ve bu daha baskın olabilir. Bunu birkaç küçük okuma ile siz de kendinizde tespit edebilirsiniz. Aslında zamanım olduğunda böyle bir konu açabilirim, kimde eril enerji yüksek kimde dişil enerji yüksek diye, eğlenceli de olur. Kısaca dişil enerjinin psikolojik karşılığında; sezgi, iç dunya, kabul, yaratıcılık, duygu, hissetme, bağ kurma ile ilişkiler görürsünüz. Eril enerjide ise, dışa dönüklük, mantık, yapı, inşaa etme, risk alma, karar verme, hedef odaklı olma ile ilişkilendirmeler yapabiliriz. Tekrar söylüyorum bunun kadın ve erkekle bir ilgisi yok. Cinsiyetten bağımsız iki tanım bunlar. Kimi kadın daha çok eril enerjiye dönük olabilir, kimi erkekte aynı şekilde daha çok dişil enerji taşıyor olabilir. Zaten olması gereken bir bireyin bu iki enerjiyi doğru şekilde birleştirmesidir.
Ikinci kısımdaki sorunuz tamamen eril, dişil enerjiden bağımsız biyolojik cinsiyetle ilgili sanırım. Çünkü eril ve dişil enerjide karşı cinsiyet diye bir durum söz konusu değil, az önce de yazdığım gibi. Bunun da cevabı aslında yine biyolojik olmak zorunda. Yani dünyanın ve işleyişin devam etmesi için tüm canlılar karşı cinse ihtiyaç duyarlar, buna göre içgüdüsel davranışlar gerçekleştirirler ve neslin devamını sağlarlar. Biyoloji, insanları bu konuda diğer canlılardan ayırmaz. İnsanlarda tüm hormonları, içgüdüleri ile karşı cinse yönlenmek zorundadır. Aslında sadece evrim ve biyoloji bunu söylemiyor. Sümer'den tutun İncil'e, Tevrat'a kadar bütün kutsal metinler kadınların erkekler, erkeklerin kadınlar için olduğunu belirten, hikayeler ve mitlerle doludur. Kafanızı patlattım üzgünüm.![]()
Aşk konusunda kültür, çevre ve birçok daha faktörün varlığı asla yadsınamaz ancak biyolojik tarafın çok daha ağır bastığı fikrindeyim şahsen. İnsan tamamen ortalama bir hayvan gibi sadece üreme yönünde tercihler yapıyor diyemem ama etkisinin aşırı büyük olduğunu düşünüyorum. Biyolojik faktörlerle beşeri faktörleri yüzdelikle belirtecek olsaydım %65-70 biyolojik, %30-35 beşeri derdim. Çünkü toplumsal ölçekte bakınca birçok insanın da gerçekten tek ama tek derdinin üremek olduğunu görüyorum.Aslında bir önceki doğruya en yakın bulduğum cevapta da evrimsel psikoloji bakış açısı var. Yanlış diyemeyeceğim çünkü aşk kavramının takımlarından biri de bilimsel/biyolojik tanım. Bu tanımı da ancak evrimsel psikolojiye uyan bu şekildeki cümlelerle yapabiliriz. Başka yolu yok.![]()