orlev

Çalışkan
Katılım
30 Nisan 2026
Mesajlar
66
Beğeniler
80
Selamlar dostlar.

Bugün forumda hepimizin dilinde olan liyakat, eğitim kalitesi ve vizyon meselelerini tam 100 yıl öncesine götürmek istiyorum. Hani şu meşhur "Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum..." telgrafının arkasındaki tüm gerçek, belgelenmiş ve yaşanmış hikayeyi ilk ağızdan, dertsiz tasasız bir muhabbet teliyle konuşalım.

Yıl 1923’ün sonları, 1924’ün başları. Cumhuriyet taptaze kurulmuş, Lozan yeni imzalanmış. Ülke ekonomik olarak tam anlamıyla darmadağın. Fabrika yok, sanayi yok, para yok. İşte tam bu imkansızlık ortasında Darülfünun (yani bugünkü İstanbul Üniversitesi) duvarına bir ilan asılıyor: "Devlet bursuyla Avrupa'ya talebe gönderilecektir."

Herkes şokta. Ülke bu haldeyken Avrupa'ya öğrenci göndermek insanlara "lüks" geliyor. Ama geleceği inşa etmek isteyen kurucu akıl öyle düşünmüyor. Sınava tam 150 kişi başvuruyor ve yapılan çok sıkı, adil bir eleme sonucunda sadece 11 şanslı genç seçiliyor. Bu gençler Berlin, Paris gibi Avrupa'nın bilim başkentlerine; tıp, arkeoloji, mühendislik okumaya gönderilecek.

Seçilen 11 kişiden biri de Konya Seydişehir doğumlu, gencecik bir tıp öğrencisi olan Mahmut Sadi (yani hepimizin tanıdığı adıyla Sadi Irmak). [1, 2]

Sirkeci Garı'na geliyor, Paris treni peronda bekliyor. Ama adamın içi kan ağlıyor, kafası darmadağın. Kendi kendine, "Bilinmez bir dünyaya gidiyorum, cepte para yok, arkamda kimse yok. Acaba gitmesem de burada kalıp doktor mu olsam?" diye düşünüyor. Tam trenden vazgeçip geri dönecekken, istasyondaki müvezzi (telgraf memuru) peronda avazı çıktığı kadar bağırıyor: "Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Ankara’dan sana telgraf var!" [1]

Telgrafın orijinal metni:
"Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz."
İmza: Mustafa Kemal [1]

Sadi Irmak yıllar sonra bu anı anlatırken, "O sözü okuyunca düşündüğüm kararsızlıktan olağanüstü utandım. Kendime dedim ki: 1923-1924'ün o devlet kurma yoğunluğunda, kararnamesini imzaladığı 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen bir lider var arkamızda. Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme!" diyor.

Bu projenin en muazzam tarafı, giden gençlerin hiçbirinin Avrupa'da kalıp keyfine bakmaması. Hepsi sözünü tuttu ve ülkeyi yakan birer volkan, birer alev olarak geri döndü. Sadece birkaçına bakalım:
  • Mahmut Sadi Irmak: Berlin Üniversitesi'nde tıp ve biyoloji eğitimini pek iyi dereceyle bitirdi. Yurda dönüp İstanbul Üniversitesi'nde Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü'nü kurdu, ordinaryüs profesör oldu ve 1974 yılında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı yaptı.
  • Ekrem Akurgal: Almanya'da arkeoloji eğitimi aldı. Anadolu'nun bağrındaki antik kentleri (Eski İzmir, Erythrai, Pitane) toprağın altından çıkarıp dünyaya tanıttı. Bugün "Hocaların Hocası" diye anılan, dünya çapında bir arkeoloğumuz oldu.
  • Jale Inan: Türkiye'nin ilk kadın arkeoloğu oldu.Perge ve Side antik kentlerinin kazılarını yönetti, yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerimizin (Yorgun Herakles heykeli gibi) ülkeye geri getirilmesi için ömrünü adadı.
 
Son düzenleyen: Moderatör: