Spydea

Yetkin
Katılım
11 Ocak 2024
Mesajlar
495
Makaleler
1
Çözümler
5
Beğeniler
408
Edebiyat dersi için hikaye ödevimiz var ve ben de bir şeyler denemeye çalıştım fakat ortası çok boş hissettiriyor. Nasıl devam ettireceğim ya da ortasını nasıl dolduracağım, emin olamıyorum hiçbir türlü. Yardımcı olur musunuz?

Uzanıyordu, pencerenin üstünü örten tül kirliydi. Işık geçip geçmeme konusunda ikilemde kalıyor gibiydi. Yorganı vücuduyla bütünleşmiş, kendisi yorganı sıkarken yorgan da onu sıkıyordu. Cenin pozisyonunda yatmak en rahatıydı onun için. Artık bıkmıştı, her sabah kalk, işe git – gel, uyu. Bu döngü bunaltıcıydı. Hayatına farklı bir renk katmak daha iyi olacaktı. Bu şekilde hayatını idame ettirmek akıl sağlığını bozardı bir noktada. Üstündeki yorganı istemeyerek attı, ayağa kalktı. Çıplak ayağının tozlu parkeye değmesi çok rahatsız ediyordu onu, üstüne bir de parkelerin gıcırdaması… Her gıcırtı, sinirlerinin ucuna basan ince bir tırnak gibiydi. Ayaklarını sürte sürte lavaboya gidecekti ama gönlü razı olmadı, tozluydu yerler sonuçta. Parmak ucunda yürümek daha mantıklı geldi. Kapısını açtı, görece uzun kaçan holde lavaboya doğru yürüdü. Lavabonun kapı kolu sıkışmıştı, her seferinde sıkışıyordu zaten. Bunaltıcıydı artık, arkada durmadan kendisinin ne yaptığını ve düşündüğünü anlatan bir sesi kabul etmişti, hangi akla hizmetse artık.
Bıkmıştı. Boşlukta benim gözlerimi aramaya başladı, odaklandığı her cisim korkudan titreşiyordu sanki. Kaç kere “İptal etmek istiyorum.” dedi, bakın yine tekrarlıyor… İsyanı anlamsız bir haykırıştı benim için sadece, anlaşmayı bile kendisinin kabul ettiğini zannediyordu zavallı, inandırmışlardı onu bu saçma sapan düşünceye. Özgür bir iradesi dahi yoktu onun. Düşündüklerini anlatmam için onu duymam gerektiğini zannediyor, yazık. Aynadan kendisine bakacaktı, yine ve yeniden kendisinden tiksinip o çirkin benliğini yıkarcasına yıkayacaktı yüzünü, havlu kullanmaktan nefret ettiği için koluna silecekti. Geri çıkacaktı lavabodan, odasına gidip giyinecek, varlığına ve olası varlığıma lanetler okuyup otobüse binecekti. Kendisine çektirdiği azap yetsindi artık, bir son verecekti buna. Arkasına baktı, karanlık. Bir şeyler aradı gözleri, zorlandı. Ama buldu, usulca arkasını döndü. Ayaklarını yere tam bastı, güçlü olması gerekiyordu. Bari o güçlü birisini görsün artık. Yavaşça yanına gitti ve eğildi. Göz göze geldiler. Elini saçını okşamak için uzattı, ama eli ne kadar uzatırsa kafası uzaklaşmak için bütün çabasını gösterip olağan esnekliğiyle aşağıya eğiliyordu. Sonunda dokundu saçına. O kadar kafasını eğmesi boşuna gibi duruyordu, korkudan sıkıca boynuna sarılmıştı. Nefes almakta zorlanmaya başladı, boynunu çok kasıyordu. Ürperdi, iki elini birden tutarak kollarını uzaklaştırmaya çalıştı. Gücü kesiliyor gibiydi, (burayı dolduramadım).
 
Son düzenleme:
Edebiyat dersi için hikaye ödevimiz var ve ben de bir şeyler denemeye çalıştım fakat ortası çok boş hissettiriyor. Nasıl devam ettireceğim ya da ortasını nasıl dolduracağım, emin olamıyorum hiçbir türlü. Yardımcı olur musunuz?

Uzanıyordu, pencerenin üstünü örten tül kirliydi. Işık geçip geçmeme konusunda ikilemde kalıyor gibiydi. Yorganı vücuduyla bütünleşmiş, kendisi yorganı sıkarken yorgan da onu sıkıyordu. Cenin pozisyonunda yatmak en rahatıydı onun için. Artık bıkmıştı, her sabah kalk, işe git – gel, uyu. Bu döngü bunaltıcıydı. Hayatına farklı bir renk katmak daha iyi olacaktı. Bu şekilde hayatını idame ettirmek akıl sağlığını bozardı bir noktada. Üstündeki yorganı istemeyerek attı, ayağa kalktı. Çıplak ayağının tozlu parkeye değmesi çok rahatsız ediyordu onu, üstüne bir de parkelerin gıcırdaması… Her gıcırtı, sinirlerinin ucuna basan ince bir tırnak gibiydi. Ayaklarını sürte sürte lavaboya gidecekti ama gönlü razı olmadı, tozluydu yerler sonuçta. Parmak ucunda yürümek daha mantıklı geldi. Kapısını açtı, görece uzun kaçan holde lavaboya doğru yürüdü. Lavabonun kapı kolu sıkışmıştı, her seferinde sıkışıyordu zaten. Bunaltıcıydı artık, arkada durmadan kendisinin ne yaptığını ve düşündüğünü anlatan bir sesi kabul etmişti, hangi akla hizmetse artık.
Bıkmıştı. Boşlukta benim gözlerimi aramaya başladı, odaklandığı her cisim korkudan titreşiyordu sanki. Kaç kere “İptal etmek istiyorum.” dedi, bakın yine tekrarlıyor… İsyanı anlamsız bir haykırıştı benim için sadece, anlaşmayı bile kendisinin kabul ettiğini zannediyordu zavallı, inandırmışlardı onu bu saçma sapan düşünceye. Özgür bir iradesi dahi yoktu onun. Düşündüklerini anlatmam için onu duymam gerektiğini zannediyor, yazık. Aynadan kendisine bakacaktı, yine ve yeniden kendisinden tiksinip o çirkin benliğini yıkarcasına yıkayacaktı yüzünü, havlu kullanmaktan nefret ettiği için koluna silecekti. Geri çıkacaktı lavabodan, odasına gidip giyinecek, varlığına ve olası varlığıma lanetler okuyup otobüse binecekti. Kendisine çektirdiği azap yetsindi artık, bir son verecekti buna. Arkasına baktı, karanlık. Bir şeyler aradı gözleri, zorlandı. Ama buldu, usulca arkasını döndü. Ayaklarını yere tam bastı, güçlü olması gerekiyordu. Bari o güçlü birisini görsün artık. Yavaşça yanına gitti ve eğildi. Göz göze geldiler. Elini saçını okşamak için uzattı, ama eli ne kadar uzatırsa kafası uzaklaşmak için bütün çabasını gösterip olağan esnekliğiyle aşağıya eğiliyordu. Sonunda dokundu saçına. O kadar kafasını eğmesi boşuna gibi duruyordu, korkudan sıkıca boynuna sarılmıştı. Nefes almakta zorlanmaya başladı, boynunu çok kasıyordu. Ürperdi, iki elini birden tutarak kollarını uzaklaştırmaya çalıştı. Gücü kesiliyor gibiydi, (burayı dolduramadım).
Dostoyevski'nin kötü bir versiyonu gibi. Her şeyi anlatmana gerek yok aslında. Eksikler bir romanı güzelleştiren şeylerdir.