Maalesef artık edilemez.

Kapitalizmin günümüzde gelmiş olduğu noktada, üretim ilişkileri ve güvenlik adı altında insanların hayatlarının her anını takip ettiği bir dünya düzenindeyiz artık. Uzun uzun da yazılabilir ama pek de gerek yok ama şunu diyebilirim zamanında bu konularda çok uğraşmış ve kafa yormuş bir insan olarak; düzenin değişmesi için insanlığın tek bir seçeneği vardı. Onun adı da sosyalizmdi. Ancak maalesef pratik uygulamaları teoriye uymadı ve iş, insanlığı özgürleştirmekten çıkıp daha da baskıcı, otoriter ve terminolojik olarak sosyal-emperyalist sisteme vardı ve sonuçta bu sistem dünya üzerinden silinip gitti. (bkz. SSCB)

Bu tür teorik ve ideolojik konularda kişileri tartışmak biraz abes olsa da Stalin denilen diktatörün ve uygulamalarının da bunda etkisi büyük.

Kapitalizm artık kaderi mutlak maalesef. Ve insanlığı götürdüğü yer hiç hoş bir nokta değil.

Not: Çin'in zaten sosyalizmle yakından uzaktan alakası olmadığını biraz politika teorisiyle ilgilenen herkes biliyordur. Bahsetmeye gerek görmedim.
 
Benim bu konuda Platon'un Mağara Alegorisi üzerinden bir yorumum / teorim var. Zamanımın çok olduğu bir gün yeni bir konu olarak yazabilirim.
 
Uzun uzun da yazılabilir ama pek de gerek yok ama şunu diyebilirim zamanında bu konularda çok uğraşmış ve kafa yormuş bir insan olarak; düzenin değişmesi için insanlığın tek bir seçeneği vardı. Onun adı da sosyalizmdi.
En ılımlısı :rofl: Yugoslavya'da 1950-60 yılları arasında ırksal baskı kurarak, din hürriyetini tanımayarak, mülkiyet hakkını tanımayarak baskıyla faşizme karşı savaşmış müslüman vatandaşlarını siz Türksünüz (Müslüman) diyerek Türkiye'ye sürmüş ve Sırp milliyetçiliğine hizmet etmiştir. Türkiye'ye hazır müslüman ve çaresiz, fakir ve bitap kalmış iş ve insan gücü sağlamış, kendilerine de müslümansızlaştırılmış ve devlet hazinesinde doğru düzgün işlenemeyen çoraklaşmış topraklar bırakmıştır. Kapitalistlerin elinde ne kadar kan varsa Kızılların elinde belki daha fazlası var, o işi geçiniz.
 
En ılımlısı :rofl: Yugoslavya'da 1950-60 yılları arasında ırksal baskı kurarak, din hürriyetini tanımayarak, mülkiyet hakkını tanımayarak baskıyla faşizme karşı savaşmış müslüman vatandaşlarını siz Türksünüz (Müslüman) diyerek Türkiye'ye sürmüş ve Sırp milliyetçiliğine hizmet etmiştir. Türkiye'ye hazır müslüman ve çaresiz, fakir ve bitap kalmış iş ve insan gücü sağlamış, kendilerine de müslümansızlaştırılmış ve devlet hazinesinde doğru düzgün işlenemeyen çoraklaşmış topraklar bırakmıştır. Kapitalistlerin elinde ne kadar kan varsa Kızılların elinde belki daha fazlası var, o işi geçiniz.

Yanlış.
En ılımlısı Küba'da onlarca yıl boyunca Amerikan emperyalizminin köleliğine son vererek devrim yapan ve emperyalizmin merkezinin dibinde hala bir şekilde varlığını sürdürmeye çalışan versiyonudur.

Yugoslavya vb uygulamaları savunan zaten yok ve hatta mesajımda bunların kötü uygulamalar ve diktatörce olduğunu anlattım. Kabul edilemez. Mazur görülemez.

Sınıflı toplumun, dinlerin ve mülkiyete dayalı kölelik rejimlerinin kabile toplumundan başlayıp, feodalizmle süren ve sonunda kapitalizmle günümüze uzanan gidişatına karşı nasıl bir sistem alternatif gördünüz dünya tarihinde acaba? Aydınlatın da dinleyelim. "Geçmeden" saygıyla.
 
Pek tabii doğru. Piyasa Sosyalizmi, Bağlantısızlar, Stalin'e karşı duruşuyla ve Yugonostalji ile parlatılan sözde ılımlı devlettir Kızıl Yugoslavya ve Tito. Uygulamalar da doğru, dimdirekt bir müslüman Yugoslav Partizanın soyundan gelen biri olarak 57'de beş parasız şekilde DP Türkiye'si ile Tito'nun ütopik cenneti (!) Yugoslavya arasında dönen kirli pazarlıkla müslümansızlaştırma ile toprakları ve mülkleri elinden alınıp iadesi yapılmamış bir ailenin soyundan gelen birisi olarak ne insan haklarını ne de adil yönetimi sosyalistlerin bilmediğine birinci elden şahidim.
nasıl bir sistem alternatif gördünüz dünya tarihinde acaba? Aydınlatın da dinleyelim. "Geçmeden" saygıyla.
İnsanın mülkiyet, din özgürlüğü, yaşama hakkı, barınma hakkını ve daha birçok hakkını ne devlet denen organizmanın vergini ver elde et mantığıyla gasp etmediği, ne de sınıfsız ve adil ütopyalarda sizi yaşatacağız diye vaatler verip coğrafyalara kan ve gözyaşı harici bir şey getirmemiş katil bir ideoloji harici bir şey olabilir bilemedim açıkçası 🤔.
 
Pek tabii doğru. Piyasa Sosyalizmi, Bağlantısızlar, Stalin'e karşı duruşuyla ve Yugonostalji ile parlatılan sözde ılımlı devlettir Kızıl Yugoslavya ve Tito. Uygulamalar da doğru, dimdirekt bir müslüman Yugoslav Partizanın soyundan gelen biri olarak 57'de beş parasız şekilde DP Türkiye'si ile Tito'nun ütopik cenneti (!) Yugoslavya arasında dönen kirli pazarlıkla müslümansızlaştırma ile toprakları ve mülkleri elinden alınıp iadesi yapılmamış bir ailenin soyundan gelen birisi olarak ne insan haklarını ne de adil yönetimi sosyalistlerin bilmediğine birinci elden şahidim.

İnsanın mülkiyet, din özgürlüğü, yaşama hakkı, barınma hakkını ve daha birçok hakkını ne devlet denen organizmanın vergini ver elde et mantığıyla gasp etmediği, ne de sınıfsız ve adil ütopyalarda sizi yaşatacağız diye vaatler verip coğrafyalara kan ve gözyaşı harici bir şey getirmemiş katil bir ideoloji harici bir şey olabilir bilemedim açıkçası 🤔.

En ılımlı versiyon tespti yanlış olan. Yugoslavya özelindeki uygulamaların doğruluğuna dair bir beyanda bulunulmadı burada. Ya dikkatli okumuyor ya da okuduğunuzu yorumlayamıyorsunuz.

Ekonomi politik olarak bakarsak, Mülkiyet hakkı öncelikle dünya kaynak ve varlıklarının belli kısım, sınıf ve zümrelerce el konularak diğerlerinin aleyhine zenginleşme aracı olarak kullanımı manasına gelmektedir. Zaten binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca süre giden ekonomi politik de budur ve bugün bunun sonuçlarını yaşıyoruz.

Din konusunda yorum yapamayacağım zira savunduğunuz sistem buna müsait değil. İfade özgürlüğüm bulunmuyor ancak biraz tarih okumanızı tavsiye ederim. Taa haçlı seferlerinden bir başlayın dinin ne şekilde ne amaçlarla neler getirdiği konusunda belki biraz aydınlanırsınız.

Sosyalizm veya komunizm ideolojisi hakkında bilginiz yok. Kendi veya ailevi tecrübeleriniz ideolojik veya teorik tartışmanın bir argümanı olamaz. Karşı argüman olarak onbinlercesi ileri sürülebilir emperyalizmin ve kapitalizmin insanlığa verdiği acılara dair. Hadi en azından 1 ve 2. dünya savaşları diyeyim. Detaya girmeden. :)
 
En ılımlı versiyon tespiti yanlış olan. Yugoslavya özelindeki uygulamaların doğruluğuna dair bir beyanda bulunulmadı burada. Ya dikkatli okumuyor ya da okuduğunuzu yorumlayamıyorsunuz.
Tamamdır. En ılımlısı Küba imiş.
Ekonomi politik olarak bakarsak, Mülkiyet hakkı öncelikle dünya kaynak ve varlıklarının belli kısım, sınıf ve zümrelerce el konularak diğerlerinin aleyhine zenginleşme aracı olarak kullanımı manasına gelmektedir. Zaten binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca süre giden ekonomi politik de budur ve bugün bunun sonuçlarını yaşıyoruz.
Mülkiyet edinme hakkını bireylerin temel hakkı olarak görüyorum.
Din konusunda yorum yapamayacağım zira savunduğunuz sistem buna müsait değil. İfade özgürlüğüm bulunmuyor ancak biraz tarih okumanızı tavsiye ederim. Taa haçlı seferlerinden bir başlayın dinin ne şekilde ne amaçlarla neler getirdiği konusunda belki biraz aydınlanırsınız.
Dinin ne kadar iyi bir şey olmadığı hakkında ben de fikir sahibiyim merak etmeyin, gasp düzeninin başlangıcı olduğu muamma. İnanılması ya da yasaklanmasına dair baskılama ise herhangi bir organizasyon ile kesinlikle yapılamaz, buna inanıyorum.
Sosyalizm veya komunizm ideolojisi hakkında bilginiz yok. Kendi veya ailevi tecrübeleriniz ideolojik veya teorik tartışmanın bir argümanı olamaz. Karşı argüman olarak onbinlercesi ileri sürülebilir emperyalizmin ve kapitalizmin insanlığa verdiği acılara dair. Hadi en azından 1 ve 2. dünya savaşları diyeyim. Detaya girmeden. :)
Alternatif olarak sunduğunuz düşünce sisteminin de kapitalizmden bir farkı olmadığına inanıyorum. Sömürgecilik ve kaynak edinme yarışının ve ardının sonuçlarını da biliyorum. Sadece alternatif olarak uygulananlar gerçek sosyalist rejimler değildi, teoriden çıktılar falan demeniz... peki diyorum. Öyledir umuyorum.