Katılım
20 Aralık 2023
Mesajlar
1.262
Çözümler
6
Beğeniler
4.030
Esenlikler,

Arkadaşlar şu sınav meseleleri hakkında kendi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Çok fazla üyemiz sınava girmiş veya seneye girecek, açıkçası stresten patlayacak noktada gibi gözüküyorsunuz. Bu yazı biraz uzun olabilir, paragraflar biraz korkutucu olabilir ya da okuması çok kolay olabilir. Umarım ihtiyacı olanlar okur ve zamanında bana söylenmesine ihtiyaç duymuş olabileceğim şeyleri en azından ben size söyleyerek, hayatınıza ufak da olsa dokunabilirim.

Öncelikle söylemem gereken ilk şey, bazı özgür ruhların uzun çitleri olan çayırlar için doğmadığı. Bazılarınız gerçekten çok özgür ruhlara sahipsiniz ve küçük yaşlardan beri gelen tüm bu sınav meseleleri, sizi koşmasına yasak konulan bir attan farksız kılmıyor açıkçası. Aynı koşamayan bir at gibi, siz de, varlığınızın özünde bulunan şeylerden mahrum kalıyorsunuz. Bunlar gerçekten süslü laflar değil. Kendimden biliyorum. Bana konan sınırlamalardan her zaman nefret ettim. Bazı insanlar asi ruhludur ve hayatta çok şey başarmak ister. Bu sınavlar ise sizin kanatlarınızı kırıp, tekrar uçmak istiyorsan binlerce adım yürü demek gibi. Sonuç olarak dikkatiniz ve odağınız dağılıyor, yapamıyorsunuz, zor geliyor. Bunlar gerçekten normal şeyler.

İki. Değersiz değilsiniz. Bakın, eğer bunu diyorsam, bunu söyleyen diğer insanlar gibi söylemiyorum. Siz gerçekten değerlisiniz ve diğer vasıfsız gençlerin kendilerini içlerinde gördüğü kuşağın bir parçası da hiçbir zaman olmadınız. Sokakta biraz yürüyün ve yaşıtlarınıza bakın. Onlar gibi gözükmüyorsunuz. Onlar gibi konuşmuyorsunuz. Onlar gibi düşünmüyorsunuz. Bunu küçük yaşlardan itibaren zaten yaşıyorsanız, o zaman bunun farkındasınız. Bazı insanlar gerçekten yükselmek ve Güneş gibi parlamak için doğarlar, bazı insanlar gerçekten bunun içindir. Bazı insanlar ise daha yavaştır, onlar Güneş gibi parlayamaz, parlamak da istemez zaten ama Ay gibi olabilirler. Ne kadar değerli olduğunuzu klasikleşmiş şeyler belirlemez ama kabullenin ki, toplum sizi hoş karşılamayabilir. İşte böyle anlarda kendi değerinize inanmalısınız, özellikle de potansiyelinize. Önce kendiniz inanın, insanlar zaten inanır. Sadece zaman alır.

Geldik üçe. Sizler birer tasarımcı ve birer mimarsınız. Daha da önemlisi, aksiyon alansınız. Hayatınızı tasarlamalı, ardından inşa etmelisiniz; daha da önemlisi, bunu yapmak için eyleme geçmelisiniz. Şuna inanın ki, en depresif ve en hayattan ümidini kesmiş insanlar bile eylemsizliğe dayanamaz. Eylemsizlik, eyleme geçmemek, hiçbir şey yapmamak ve sadece beklemek; bakın, bunlar enkazların bile dehşete düştüğü şeylerdir. Düşünmeyin, yapın. Ne diye düşünüyorsunuz? Sizce zaten yapılması gerekenleri bilmiyor musunuz? Neye ihtiyaç duyduğunuzu biliyorsunuz. Bu çoğu insan için para, en az para kadar aşka ihtiyacı olan da vardır. Ama en önemlisi, sizin ihtiyaç duyduğunuz şey kendinizi bilmek. İnsanın kendini bilmesi çok kıymetli, çok değerli. Aynı girdiğiniz sınav gibi. Eğer kendinizi bilmiyorsanız, bu AYT'de konuları bilmeden Türkçe çözmekten farksız. Hayatta bunu farklı kılan ne? Hayatınızı yaşayan sizsiniz, o hâlde önce "sizi" bilmelisiniz ki, ne neden niye gerçekleşiyor anlayabilin.

Dört. Zihninizi açın. Hayatı kendi sınırlarınız içerisinde yaşamayı bırakın. Eğer bunu yaparsanız, bilinmez olanı engellemiş olursunuz. Bilinmez olan, hayatı yaşanabilir kılandır. Eğer sorunlarınız varsa, problemleriniz varsa, çözüm arayın. Bunun için de zihninizi açın. Gerçekten doğru bakış açısı sizinki olsaydı, tüm o saymaya ömrümün yetmeyeceği problemleri yaşamazdınız. Üniversite bunun için çok değerli bir ortamdır. Tabii ki bir masada 5 farklı siyasi görüşü olan 5 farklı psikopat ile oturup, akşama kadar ruhunuzu çürütmeyin. Ancak üniversite hayata yeni mücadeleler getiren bir ortamdır. Bu yüzden üniversite çok şey değiştirir derler. Değişimi sağlayan şey o bina değildir, girmek için can attığınız o kampüs değildir. Üniversite, ruhsal ve zihinsel açıdan bir seviye atlamadır. O kapıdan içeri girince hissedeceksiniz. Önce "Liseye göre ne farklı." diyeceksiniz. Sonra farklı olan şeyin lise binanız ile kampüsünüz arasındaki estetiksel fark olmadığını anlayacaksınız. Farklı olan siz olacaksınız, her geçen yıl, her eğitim günü, o kapıdan içeri girdikçe farklılaşacaksınız. Bir gün ise kalıcı olarak o kapıdan çıktığınızda, çok şey değişmiş olacak. Üniversite zamanın kendisidir. Çünkü zaman, ilerlemeyi sağlayan şeydir ve zaman olmasaydı o zaman hiçbir şey olmazdı. Dolayısıyla, kafalar karışmış olsa bile, bilin ki; üniversite, zamanın getirdiği ilerlemenin bir parçasıdır. Bunu çok ama çok iyi kullanın.

Çok uzadı, muhtemelen büyük bir kısım okumayacak. Onları eleyen şey de bu. Onlar buraya kadar okumakla uğraşmayacak ama sen okuyacaksın, o yüzden bu yazı senin için. Beş. Daima pozitif ol. Bu tavsiyeyi çok iyi dinle. Kendini üzüntüden ve negatif duygulardan soyutlama.
Demek istediğim bu değil. Ama şunu unutma ki birinin ölüm ve kaos gördüğü yerde bir başkası yaşam ve düzen görebilir. Koşullar ne olursa olsun kendi zihninde yarattığın atmosfere göre her şeyin akışını değiştirebilirsin. Bu muazzam bir güç ancak ne yazık ki bunu anlatmanın daha iyi bir yolu yok. Hayatını yaşa ve mağdur hissetmenin getirdiği zihinsel mastürbasyona yakalanma. Evet, onların parası olmayacak ama senin olacak. Evet, onlar asla istedikleri eşi bulamayacaklar ve yalnız kalacaklar ama sen bulacaksın. Instagram'da gördüğün sahte aldatma postlarındaki aldatılan da, aldatan da sen olmayacaksın. Sen tüm bunların üstünde, bambaşka bir varoluşsal seviyede olacaksın.

Ve evet, tüm bu dediğim şeyler üniversiteye başlamanla birlikte senin için daha anlamlı olmaya başlayacak.

Çok saçma ama durum bu.

Bol şans.
 
Gerçekten birinin bu konuya açması ve gençlere moral olması gerekiyordu, siz üstlenmişsiniz. Öncelikle duyarlılığınız için size teşekkür ederim ve yazdığınız her şeye de katıldığımı belirtmek isterim.

Okulda öğretilen birçok şey, iş hayatında karşınıza asla çıkmayacak. Dünyanın en iyi okulundan da mezun olsanız, öncelikli bakacakları şey, sizin kendinizi nasıl eğitebildiğinizdir. Ancak Türkiye'de görüldüğü üzere, okul eğitimi ve kişisel eğitim birbiriyle çok karıştırılıyor. :)

Akademik hayatınızın kötü olması size kötü bir gelecek vaat etmez. Daima kendinizi geliştirmeye bakın. Bir gün mutlaka ait olduğunuz yerde, hak ettiğiniz değeri görürsünüz.
 
2 sene önce ben de sınava girdim ve anlattığım her şey 2022 sınavında olanlardır.

Soğukkanlı olduğumdan bitiriyim de kurtuluyum kafasındaydım. İlk 5. dakikada bir kız bayıldı ambulans falan geldi. İyi kötü bir şeyler yapacaksa da hepsi gitti ve sınıftakilerin dikkati dağıldı. Ben sadece alttaki ambulansı gördüm. Sınava giriş ve atmosfer güzeldi şahsen böyle üstümün aranmasını falan seviyorum. Sıkıntılı mıyım neyim böyle aradıkları zaman bayağı hoşuma gidiyor. Neyse her şey askeri düzende gibi nizamiydi. Ben sonuçları bilerek girdim son 1 ay ve özellikle son 2 hafta zaten denemelerden net sayılarını gördüğüm için o moral bozuntusunu önceden atmıştım. Hayatımda hiç TYT veya AYT kitabı bitirmedim. Sadece sanırım 5 tane mi ne deneme çözdüm. Onda da ortama biraz alışmak içindi. Fen dallarında iyi olduğum için o zamanlarda 750 Bin TYT, 300 küsür bin AYT sıralama ile bitirdim. Aslında AYT matematik hiç çözmesem bile şahsen iyi gelmişti. Kırsal alanlardaki mühendislik bölümlerine girebiliyordum. Fakat içime sinmiyordu. O yüzden TYT puanı ile %50 burslu mekatronik programı 2 yıllık okudum.

Ve şu an 12 Temmuz'da tören var artık bitiyor. Onun haricinde bu ayın son haftasında e-Devlet üzerinde öğrenciliğim sonsuza kadar düşüyor. Ben dershaneye gitmemiş ve sallana sallana internetten ders çalışmış birisi olarak bu sınav hiçbir şey arkadaşlar. Öyle dağlarca kitap bitirmek vs. bir işe yaramıyor. Sen bilmem ne puan yapar kimya mühendisi olursun ama gelir bir işçi rütbeli 2 yıllık arkadaş senin maaşını kazanır. Mühendislerin çoğu 30K TL barajını geçene kadar zaten işçiler de 40'a yaklaşıyor ve neredeyse bir 2 yıl daha işçi maaşını bir mühendis geçemiyor.

Ha tabii ki ben mühendis olmayın demiyorum ama burada bahsettiğim şey çok kasmayın boş verin. Bu sene yapamazsan seneye yaparsınız. 1 sene zor biliyorum ama yapacak bir şey yok.

Gecenin bu saatinde morali bozulan varsa diye yazmak istedim. Üstte denilenler gibi kırsal alanda mühendislik okuyup hem dil hem de işinizde gelişirseniz ODTÜ makine okumuş adam kadar para kazanırsınız.

Bir gün rezil bir edebiyat öğretmenimiz vardı, kadına sordum. Dedim ki hocam ODTÜ gibi bir yerde okumuş bir mühendisi mi işe alırdınız yoksa normal bir yerden gelmiş ama tonla iş ve dil tecrübesi olanı mı dedim. Fakat bu sorudaki sübliminal nokta o iki şahıs da aynı zaman diliminde yetişmiş ve aynı anda işe başvuruyorlar. Öğretmen bana ODTÜ'lü olanı alırım nasıl olsa o da öğrenir dedi ve zekasını belli etti.

Sanayide üniversite okumuş birisi olarak, sanayide çalışan abisinin yanında dolaşmış birisi olarak söylüyorum ki o normal ama iş tecrübeli eleman denilen kişi ODTÜ makina okumuş adamı yerden yere vurur, cinsel saldırılarda bulunur. Gerçek iş ortamı öyle olmuyor.

Siz gerekirse stajda yer silin ama yine de sağlıklı olduğunuza sevinin. Arkadaşımın karısı şu an uyutulmuş halde iyileşmeye çalışıyor. Hayatımda hiç görmediğim sadece ismini bildiğim birisine bu kadar üzülmedim ben.
 
Cansın.

Seneye tekrar girmeyi düşünenlere başarılar ve unutmayın dünyanın sonu değil. Zaman hızlı geçiyor, ama içinde bulunduğunuz an geçmiyor gibi değil mi? İşte gelecek de aynen geçmiş gibi çabucak geçecek.

Üniversite okumuş ve okumamış haliniz de iki farklı kişilik olur. Hayatı öğreneceğiniz ve hayatı yaşayacağınız yerdir. Okumamış bir esnaf ile okumuş bir esnafın bakışları farklıdır.
''Diplomadan ibaret, okumak gereksiz'' gibi depresif, boş laflara kulak asmayın, alakasız planlarınız varsa da üniversiteyi bir tadın. Size sadece meslek değil, vizyon kazandırır; farklı ortamlar görür, okulun sunduğu fırsatlardan ve çevreden faydalanırsınız, kabuğunuzdan çıkar ve insanları tanımaya başlarsınız, insanları tanıdıkça kendinizi de tanırsınız.
Bir planınız ve bir idealiniz olsun. Belirsiz kalmayın, Ahmet-Mehmet olmayın. NPC olmayın.

Kararsızlıkla boğuşanlar, ikilemde kalanlar; 18 ile 20 yaş arasında inanılmaz fark var, bu yaşlarda 1 ay önceki halinizle bile aynı olmazsınız, geçmiş geri alınamayacağına göre önünüzdeki fırsatları değerlendirin, fırsatlar yaratın.
Kararsız kalan askerlerine ''en kötü karar, kararsızlıktan iyidir'' demiş, general Patton; yanlış bir karar verildiğinde düzeltilebilir ya da değiştirilebilir, fakat hiçbir karar vermemek büyük bir başarısızlığa yol açabilir.
Meselenin sadece diploma olmadığını anlamışsınızdır.

Bol şans.
 
Normalde bu sınavda benim de girmem gerekirdi ancak sınava girmedim, çünkü yukarıda anlattığınız bazı sebeplerden ötürü gözlerimin feri söndü desem yeridir.

Ben, kendimi bildim bileli bilgisayar mühendisliği okumak istedim ve yıllarca bu konuda kendimi geliştirdim, elimden geldiğince bu konuda bilgilendim ve bu iş üzerine belli bir süre iyi bir iş bile yaptım.

Ancak benim hayalimin sonunu getiren dersler oldu. Ben biraz fazla özgür ruhlu olduğum için asla ders çalışmadım, çünkü çalışamıyordum. Ben dersin başına oturduğumda dersin 10. dakikasını göremezdim çünkü o dakikaya kadar ders çalışmanın benim zihnimi ve vücudumu esir etmesinden dolayı hüngür hüngür ağlamaya başlardım. Şu an otursam bile aynı şey olur, bahse girerim :)

Şöyle düşünün, bir yandan üniversite okumadan asla düzgün paralar kazanamayacağınızı, asla düzgün bir geleceğinizin olamayacağını sanıyorsunuz ve psikolojiniz vücudunuza zarar verecek düzeyde bozularak "ders çalışmaya" çalışıyorsunuz ancak çalışamıyorsunuz. Ben maalesef bu yoldan geçtim ta ki üniversite okumadan da bir geleceğimin olabileceğini anlayana kadar.

Evet, ben bundan dolayı başka bir ilgi alanımın olduğu işe yöneldim. 3 ay sonra sanayide çırak olarak başlayacağım ve bu kararı verdikten sonra bu ağır yükün üstümden kalkışının verdiği özgürlük hissini size tarif edemem. Evet, belli bir süre sıkıntı çekeceğim ancak açık konuşacağım 1 yıl ders çalışacağıma 5 yıl bu sıkıntıyı çekerim yine psikolojim diri kalır.
 
Cok guzel anlatmissin, yazinin icerisinde kendimi buldugumu rahatlikla soyleyebilirim. Bu yil benim mezun senemdi ve ikinci kez sinava girdim. AYT cok ic acici gecmese de fena gecmedi fakat genel olarak bilgisayarin basina oturunca aklima eskiden sabahlara kadar C ve C++ ile takildigim gunler geliyor. Acaba diyorum, acaba annemi dinlemeyip devam etseydim cok mu farkli olurdu? Aklimdaki o tonla fikir, proje acaba hayata gecse nasil olurdu?

Öncelikle söylemem gereken ilk şey, bazı özgür ruhların uzun çitleri olan çayırlar için doğmadığı. Bazılarınız gerçekten çok özgür ruhlara sahipsiniz ve küçük yaşlardan beri gelen tüm bu sınav meseleleri, sizi koşmasına yasak konulan bir attan farksız kılmıyor açıkçası. Aynı koşamayan bir at gibi, siz de, varlığınızın özünde bulunan şeylerden mahrum kalıyorsunuz. Bunlar gerçekten süslü laflar değil. Kendimden biliyorum. Bana konan sınırlamalardan her zaman nefret ettim. Bazı insanlar asi ruhludur ve hayatta çok şey başarmak ister. Bu sınavlar ise sizin kanatlarınızı kırıp, tekrar uçmak istiyorsan binlerce adım yürü demek gibi. Sonuç olarak dikkatiniz ve odağınız dağılıyor, yapamıyorsunuz, zor geliyor. Bunlar gerçekten normal şeyler.
Aklima direkt su sarki geldi:
 
Acaba diyorum, acaba annemi dinlemeyip devam etseydim cok mu farkli olurdu? Aklimdaki o tonla fikir, proje acaba hayata gecse nasil olurdu?
Hocam bunu ben de çok sorguluyorum. Normalde ben mühendislikten aşırı zevk almıyorum, çizim ve sanat yapmak istiyordum ancak yeteneğim yoktu veya kimse yardım etmediği için beceremedim. Daha sonra online ders zamanı bilgisayarım oldu, ailemden gizli projeler yapmaya başlamıştım. Şans eseri fen lisesi kazandım. Fen Lisesi'nin bana vizyon kattığını kabul ediyorum ancak acaba meslek lisesine gitseydim ne olurdu? Son iki yıldır bilgisayar kullanırken ağır bir suçluluk hissediyordum; en iyi yaptığım şey, sınavda bana bir şey katmayacaktı. Şimdi resimden falan vazgeçip tek yetenekli olduğum bilgisayar mühendisliğini kazanmaya uğraşıyorum. Oyun yapmak istiyorum, kazanırsam ne ala ancak kazanamazsam bilemiyorum. Kazanamazsam tüm hayallerimi gene bir yıl daha ertelemem gerekecek. Sınavın sonucunun kötü gelmesi o kadar da problem değil de mühendislik bölümünü kazanamazsam, bu düşünce beni çok rahatsız ediyor.

Buraya birazcık içini döktüm. Umarım rahatsızlık vermemişimdir. Bazı yerler birazcık kopuk olmuş olabilir.
 
Daha uyanamadım. Simdilik kısa keseyim. Söylediklerinde haklısın. (Ve evet 5 tane psikopatla kampüste oturup ruh sağlığınızdan olmayın. Denendi onaylandı.) Aslında hayatımız boyunca girdiğimiz sınavlar ve bunlarla olan çilemiz sadece trajikomik. Başta ne kadar can yaksa da sonrasında "yapmışım işte bir şeyler. Artık buradayım." diyorsunuz. Ve evet dünyanın sonu değil. Kendini parçalayıp İTÜ'de de okusan birkaç yıl sonra Bartın'da okuyan adamla aynı statüde olacaksın. O yüzden akışına bırakın.
 
LGS sınav merkezine gittim, 2 oturum arasına ara koymuşlar öğrenciler için.

Bağırıp çağıran veliler mi dersin, ağlayıp zırlayanlar mı dersin yoksa dershane reklamı yapmak için doruk haz noktasını ulaşmış gibi ellerinden şap şup sesler çıkarıp alkış tutup bağıran işçiler mi dersin...

Sınavlar her sene oluyor, sonu yok. Tüm hayatınızı sınav çevresinde şekillendirmeyin. Hayat kısa, atlar koşuşturuyor.