BLING-GUARDIAN-Krefeld-3.9.2021-by-Dirk-Behlau-2883-scaled.webp

Blind Guardian - Kaynak

Sizlere çok uzun soluklu bir Orta Dünya macerası hazırladım. Bu yazımın konusu Alman metal grubu Blind Guardian’ın 1998 tarihli albümü “Nightfall in Middle-earth” olacak. Albüm tamamen Tolkien’in Silmarillion kitabı üzerine kurulu. Ben de sizlere bu albümü ve albümdeki şarkıları kitaptan alıntılarla beraber anlatacak, belki de çoğunluğun uzak olduğu bir tür olan metal müziğe sevgi beslemenizi sağlayacağım, kim bilir?


1998 yılında yayınlanan bu albümün kayıtları 1997 ve 1998 yıllarında Blind Guardian’ın kendi stüdyosu olan Almanya’nın Krefeld şehrindeki Twilight Hall Studios’ta yapılmıştır. Bütün bir kayıt sürecini bu stüdyoda gerçekleştiren Blind Guardian, albüm için prodüktör olarak da Metallica gibi gruplarla çalışmış olan Flemming Rasmussen ile çalıştı.

Bu albümü çok özel kılan faktörlerden ilki tartışmasız kendine konsept edindiği konu, yani Tolkien’in Silmarillion kitabı. İşin aslında bu albümden birkaç parçayı yazdıkları esnada bu konsepti işlemeye karar vermemişlerdi. Albümdeki en popüler ve şahsen de en güzel parça olan Nightfall, konseptten önce yazılmış olan parçalardan biriydi. Nakaratta “Nightfall” diye değil, “Rhinegold” diye bağırıyordu aslında vokalist Hansi Kürsch. Bunun esin kaynağı ise Richard Wagner’in Nibelungen Ring adlı dört operadan oluşan bir opera serisinin konusuydu.

Sonrasında Tolkien’in kitabı Silmarillion’un ellerindeki müziğe uygun olduğu konusunda hemfikir olan grup üyeleri bu konsepte geçmeye karar verdi. Bu albüm Blind Guardian’ın yaptığı tam anlamıyla “konsept albüm” sayılabilecek tek albüm.


1*KyJQ7daJYb01PwGgRzBukw.jpeg

Nightfall in Middle-Earth albüm kapağı. Kaynak

Bu albüm, Silmarillion’a başka bir boyut kazandıran ve adeta Orta Dünya’ya açılan bir kapı gibi bir albüm. Albüm boyunca çalan melodiler, güçlü vokaller ve orkestral düzenlemeler, Beleriand’ın trajedisini, Feanor’un öfkesini, Melkor’un gölgesini insanın gözü önünde fiziksel bir forma sokuyor. Sadece bir metal albümü değil, tam anlamıyla bir müzikal destan dinliyorsunuz. Sadece sıradan bir metal müzik albümü olarak tanımlamak bence yanlış.

Öncelikle, albümün önce çıkan ilk noktası güçlü ve çok akılda kalıcı olan melodileri. İnanılmaz güzel, neşeli ve aynı anda da Tolkien’in dünyasının epikliğini yansıtan cinsten melodiler bunlar. Türünün metal olması gereği arkadaki güçlü bateriler ve ritim gitarlar, melodileri çok daha güçlü kılıyor.

Metal müzik ögelerinin bu melodilerle harmanlanmasının yanında farklı enstrümantal elementlerin de sıkça kullanılması hem müzikaliteyi hem de anlatımı ciddi derecede etkileyici hale getiriyor. Akustik gitar sıkça kullanılıyor bu albümde, enerjik ve epik bölümlerin arasına, yer yer ise sonuna ve başına eklenerek yaratılan bir kontrast söz konusu. Bu bence albümün duygu yükünü arttıran bir etken. Bir diğeri ise albümde kullanılan orkestrasyon ögeler ve vokaller. Albümde klasik bir metal grubundan beklediğimizden çok daha fazla element var. Çoğu şarkının orkestral bir altyapısı var, böyle bir konsepte de en çok yakışabilecek ögelerden biri.

En önemlisi ise vokaller. Vokalist Hansi Kürsch’ün şahsen kariyer zirvesi bu albüm. Ders olarak okutulabilecek güzellikte ve etkileyicilikte bir vokal performansı var albümde. Yer yer yükselen, yer yer güçlenerek bir haykırışa dönüşen vokaller anlatılan hikayeye tam uyuyor. Blind Guardian’ın sadece bu albümde değil, genel olarak da vokal konusunda Queen’i çokça örnek aldığını düşünüyorum ki siz de dinlediğinizde fark edebilirsiniz ki Queen tarzı yüksek notalara çıkan vokaller ve grupça söylenen koral kısımlar albümde ve diğer Blind Guardian işlerinde sıkça karşılaştığımız bir husus. İlk dinlediğim zamanı da hatırlıyorum, arkadaki müziğin ihtişamı ve etkileyiciliği bir yana, vokaller ciddi anlamda hayran bırakmıştı beni. Özellikle “Mirror, Mirror ve Time Stands Still” parçalarına bir bakın derim. Hem orkestral anlamda hem vokal anlamda benim için en etkileyici olan parçalardan.

Ayrıca Queen’den etkilendiklerinden bahsetmişken, 1992 yılında çıkardıkları Somewhere Far Beyond albümünde bulunan “Spread Your Wings” cover’ını sizlerle paylaşayım. Queen’in tarzının Blind Guardian’ın tarzına ne kadar da uyumlu ve ne kadar tutarlı bir esin kaynağı olduğunu anlamak için çok iyi bir örnek.




Şimdi ise tek tek bu albümdeki şarkıların hikayelerini kitaptan alıntılarla sunmak istiyorum.
Albümde toplamda 22 parça bulunuyor fakat bunların hepsi alıştığımız ortalama bir parça uzunluğunda değil. Arada çokça 1–1.5 dakikalık hatta 20–30 saniyelik geçiş parçaları bulunmakta. Her ne kadar albümdeki parçalar Silmarillion'daki hikayeleri kronolojik olarak doğru sırada anlatmasa da kendi içinde bir bütünlük teşkil ediyor ve aralardaki geçiş parçalarıyla gerçekten bir hikaye anlatıyor hissi uyandırıyor.

Vokalleri bu kadar etkili kılan şeylerden biri de şarkı sözleri. Silmarillion’dan hikayeler anlatan şarkı sözlerine göre alçalan yükselen vokaller, o hikayeyi birinci elden deneyimliyormuşçasına bir izlenim bırakıyor.

Benim de amacım sizlere bu epik albümü detaylarıyla birlikte tanıtmak ve sizleri Orta Dünya'nın Birinci Çağ'ında bir gezintiye çıkarmak. Şarkılar hakkındaki detayları okurken bir yandan da o şarkıyı dinlemek zevkli ve etkili bir yöntem olabilir belki de.


Sizlere şarkıların hikayelerini kitaptan alıntılarla anlatırken şarkı sözlerini pek kullanmak istemedim. Daha çok şarkının arka planı ve konu edindiği şeyi sizlere daha etkileyici bir biçimde aktarabilmek için uğraştım. Okuduktan sonra eğer ki albümü dinlemeye karar verirseniz sözlerin yarattığı anlamı kendi kendizie anlayarak dinleme zevkinizi arttırmayı istedim. Böylece yazı bir nebze de olsa interaktif bir biçim alabilmiş olur.

Ayrıca kitaptan yaptığım alıntıları okurken daha önce kitabı okumamışsanız çok fazla isim ve yer bilgisi geçtiğini fark edebilir, okuduklarınız size bir anlam ifade etmeyen karışık şeylermiş gibi gelebilir fakat tavsiyem detaylara çok takılmadan alıntıları olduğu gibi kabul edip detayını sorgulamadan okumanızdır. Çünkü her alıntı için olayın detaylarını ve alt metnini de ekleseydim hem benim için çok ama çok uğraştırıcı olur hem de yazı çok uzun, okuması zor bir yazı haline gelirdi (sanki şu an çok kısa ve okunması kolay bir haldeymiş gibi).

NOT: Kitaptan yaptığım alıntılaru şuan elimde bulunmadığı için kitaptan değil, internetten bulduğum bir PDF’ten yaptım ve alıntıların altındaki sayfa bilgilerini de ona göre verdim. Kullandığım PDF’i yazının en sonuna ekledim.


1) War of Wrath​

War of Wrath ya da Türkçe ismiyle Gazap Savaşı; Orta Dünya’nın Birici Çağ’ını sonlandıran, Morgoth’un sonunu getiren savaştır. Bu savaşta Valinor’un güçleri, yani Orta Dünya’nın da içinde bulunduğu dünyadaki, Arda’daki tanrılar olan Valar ve onlarla en yakın ilişkilere sahip olan Elf halkı Vanyar ile diğer Elf halklarının bir kısmı Morgoth’a karşı savaşıyor.

Ama Valar ordusu muharebeye hazırlanıyordu ve Ingwë’nin halkı Vanyar da onların beyaz sancaklarının arkasında yürüyorlardı, bunların yanında, Finwë’nin oğlu Finarfin’in halkı, yani Valinor’u asla terk etmemiş olan Noldor da savaşa katıldı.
Silmarillion, İthaki Yayınları, 2010, sf. 280
Parçada konuştuğunu duyduğunuz karakterler Sauron ve Morgoth. Sauron, Morgoth’a düşmanın çok yaklaştığını ve kalesinin aşağılarına kaçıp saklanmasını söyler. Morgoth da ona aynı şekilde saklanma izni verir ve Sauron’un onun hep hizmetçisi olacağını söyler. Sauron ardından koşarak ayrılır ve Morgoth kendi kendine konuşmaya başlar, Valar iki kez ışığını yok ettiğini ama hep en sonunda kendisinin mağlup olduğunu söyler.

Ve Morgoth’un bütün çukurları parçalanıp çatısız bırakıldı; Valar’ın kudreti yeryüzünün derinlerine kadar indi. Morgoth sonunda kovuğundaydı, ama yine de korkaktı. Madenlerinin en ücra köşelerine kadar kaçtı, barış yapmalarını istedi ve af diledi, ama ayakları kesildi ve yüzükoyun yere savruldu.
Silmarillion, İthaki Yayınları, 2010, sf. 281


2) Into the Storm​

Bu parçada ise Melkor (Morgoth) ve Örümcek Ungoliant’ın Valinor’un ışık kaynağı olan İki Ağaç’ı katledip kuzeye kaçarken de Feanor’un babası Finwe’yi öldürüp Aman topraklarını terk etmesini anlatır.

Ardından Ungoliant’ın Işıksızlığı yükselip ta Ağaçların köklerine kadar vardı ve Melkor tepeciğin üzerine zıplayıp, kara mızrağı ile her birinin yüreğine darbeler indirdi ve ikisinde de derin yaralar açtı; usareleri kan misali akıp toprağın üzerine döküldü. Ama Ungoliant bunları emdi sonuna kadar; sonra da bir o Ağaca, bir diğerine gidip gelerek, kara gagasıyla yaralarını kurutana kadar dadandı ve içindeki Ölüm zehri, dokularına kadar işleyip köklerini, dallarını ve yapraklarını soldurdu; ve ölüp gittiler.
Silmarillion, İthaki Yayınları, 2010, sf. 92
1*lDB3K4nerY5sCNcBhLokPQ.jpeg

John Howe — The Killing of the Trees



3) Lammoth​

Bu parça ise Aman’dan kaçıp Orta Dünya’ya vardıklarında Ungoliant ve Morgoth arasındaki kavgayı referans alır. Aman’dan kaçışlarından sonra Silmarillerin kimde kalacağı konusunda giriştikleri kavga sonucu Ungoliant Morgoth’u ağlarıyla hapsedip oracıkta bırakmıştır, yine de Silmarilleri ona vermemiştir Morgoth. Morgoth’un Ungoliant’ın ağlarına mahkum kaldığı yer Morgoth’un çok ötelerden bile duyulabilecek güçteki çığlıkları yüzünden Lammoth ismini almıştır.

Morgoth’un sağ elinde Silmariller vardı ve kristal bir kutunun içinde durmalarına rağmen elini yakmaya başlamışlardı; acılar içinde de olsa sımsıkı kapalıydı eli ve açmaya da niyetli değildi. “Hayır!” dedi. “Sen aldın alacağını. Çünkü senin işin, benim sana verdiğim güçle tamamlandı. İhtiyacım kalmadı artık sana. Bunları almayı da, görmeyi de aklına bile getirme. Kendime alıyorum onları, hem de ebediyen.” Ama Ungoliant büyüdükçe büyüdü ve Morgoth, kendisinden çıkmış olan gücün karşısında küçüldükçe küçüldü; Ungoliant onun karşısında yükseldi ve bulutu Morgoth’un üzerini örttü ve sımsıkı iplerden örülü bir ağın içine sarıp sarmaladı. Morgoth yankısı dağlardan dönen korkunç bir çığlık koyuverdi. Morgoth’un sesinin yankısı sonsuza dek yerleşip kaldığı için buralara Lemmoth dendi; bu topraklarda yüksek sesle ağlayanları uyandırırdı ve tepelerle deniz arasında kalan ıssız arazi ızdıraplı seslerin feryadı ile dolardı.
Silmarillion, İthaki Yayınları, 2010, sf. 97


4) Nightfall​

İki Ağaç ölünce tüm dünyayı karanlık kaplar. Onları yeniden canlandırmanın tek umudu Silmariller’dir, ancak çalınmamış olsalar bile Fëanor onları teslim etmeye yanaşmazdı. Ağaçlar öldürüldüğünde bütün Elfler ve Valar şenlikteydi, Morgoth ve Ungoliant’ın kuzeye kaçıp da o gün o şenliğe gelmeyen Feanor’un babası Finwe’yi öldürdüğünü, Silmarilleri de çaldığını bilmiyorlardı.

Bunun haberi gelip de Feanor olanları öğrendiğinde öfkesi kelimenin tam anlamıyla dizginlenemez hale gelir. İntikamdan başka bir yol olmadığını düşünerek Noldor’un büyük bir kısmını Orta Dünya’ya dönmeye ikna eder. Ateşli bir konuşmayla Valar’ın Elfleri Ölümsüz Diyarlar’a getirmesinin büyük bir hata olduğunu söyler ve Orta Dünya’nın çok daha güzel olduğunu savunur. Valar’ın onları koruyamadığını, hatta Melkor’la — ki ona artık Morgoth, yani “Dünyanın Kara Düşmanı” adını verir — aynı safta olduklarını ileri sürer.

Bunun ardından Fëanor ve yedi oğlu, belki de tarihin en korkunç yeminlerinden birini eder: Silmariller’i geri alacaklardır ve onlara sahip olan kim olursa olsun, hangi tarafta durursa dursun, yollarına çıkan herkesi yok edeceklerdir. Bu yemini Eru’ya, yani Tanrı’ya ve Valar’ın en yüceleri olan Manwë ile Varda’ya karşı ederler.

Ancak daha sonra Manwë’nin bir elçisi gelir ve onları uyarır. Bu yolun sadece felakete götüreceğini ve Fëanor’un bir Vala karşısında asla zafer kazanamayacağını bildirir.

“Neden, ey Noldor’un halkı,” diye bağırdı, “neden bizi ve hattâ kendi ülkesini bile düşmandan koruyamayan garezli Valar’a hizmet etmeliymişiz? Hem, şimdi düşmanları olan, onlarla aynı soydan gelmiyor mu? Bundan böyle intikam saatidir benim için, ama öyle olmasaydı da babamın katilinin ve hazinemin hırsızının sülalesiyle aynı topraklar üzerinde yaşamazdım. Zaten bu yiğit halkın tek yiğidi de ben değilim. Hepiniz birden Kralınızı kaybetmediniz mi? Dağlarla deniz arasındaki bu daracık topraklarda hapsolmuşken, kaybetmediğiniz ne kaldı geride?”
Silmarillion, İthaki Yayınları, 2010, sf. 99
1*dhBsZbMsP1fMCm_PRkIuRw.jpeg

Jenny Dolfen — The Oath of Feanor


Şimdilik burada bırakıyorum yoksa yazı gereksiz uzun olacak, tam yazıyı 2-3 parça şeklinde paylaşacağım.

Alıntıları yaptığım PDF:


Kaynakça:


Kullandığım bütün görselleri tolkiengateway.net üzerinden aldım.

 
Son düzenleme: