Öncelikle iki sayfalık tartışmayı hiç okumadan konuya girdiğimi belirtmek isterim. (Okudum) Feminizmin elbette güzel başarıları olmuştur ve dileriz ki olmaya devam eder ama ben şimdilik odağı o kelimenin son üç harfine çekmek istiyorum: -izm.
.. ve şimdi anlatacağım şeylerin feminizmle alakası yok, herhangi bir -izm'e uyarlayabilirsiniz.
Sosyal medya insanları hemen hemen her konuda kutuplaştırmaya teşvik eder çünkü en büyük etkileşim nefret içeriklerinde vardır. Daha yükseğe çıkmak için insanları ezilecek bir basamak gibi görme fikri dur durak bilmeden tezahür eder.
Ancak bir yerden sonra insanlar o kadar bölünmüş, o kadar kutuplaşmış haldelerdir ki kendilerine sığınacak bir -izm, barınılacak bir ev, kuşanılacak bir etiket ararlar.
Burada da imdat çağrılarına o -izm'ler koşar işte. Hemen o kavram için önemli olan kişiler profil fotoğrafı yapılır, biyografi kısmının başına hangi kabileden olduğunuzu da belirtirsiniz. Böylece artık içerisi ve dışarısı vardır, bizler ve onlar, doğrular ve yanlışlar.
.. ama insanlar yine doyamaz, ve bu sefer de kabilelerinin içinde bölünmeye başlarlar. "Sen gerçek feminist değilsin çünkü tükettiğin ve beğendiğin içerikler erkek bakışına göre tasarlanmış.", "Sen gerçek bir Atatürkçü değilsin çünkü şu inkilapları birebir savunmuyorsun!", "Sen gerçek b-
İşte böyle gidiyor~
Daima sizden yüksekte, daha üst kademede bir esas, asıl form var lakin siz oraya asla ulaşamıyorsunuz. Tek yapabildiğiniz şey tıpkı orada olduğunu düşünen herkes gibi kendi görüşünüzün en saf ve en doğru form olduğu üzerine çevredekilere haykırmak, nefret kusmak.
Feminizm fikrinin bir manifestosu, beyaz kitabı veya öyle bir şeyi yoktur. Ortada dalgalar vardır ve ideoloji - doğal olarak - bir sürü alt dala ayrılmıştır. Dolayısıyla Twitter'a girdiğiniz gibi önünüze gelen herkese "Sen gerçek bir feminist değilsin, sen kadınların davasını kirletiyorsun! Gerçek olan benim görüşüm!" diyebilirsiniz, sınır olmamakla birlikte platformlar da bunu ödüllendirir.
Ek olarak, ataerkil toplum dediğimiz şey de doğanın bir taşa yazılı kuralı değil, hatta evrimsel açıdan baktığımızda gayet de yeni bir şey. Avcı-toplayıcı dönemlerde gayet kadınlar da erkeklerle birlikte ava çıkıyordu, kimse geriye çekilmiş değildi. Ancak tarımla birlikte mülkiyet kavramının çıkması, ve ağır işlere erkeklerin daha meyilli olması gibi sebepler bunu yarattı.
Ki o kadar geriye gitmemize bile gerek yok, eski Türk devletlerinde dahi kadınla erkeğin gayet eşit olduğunu görebilirsiniz.(kağan ve hatun kavramı)
Kadınları erkeklerden daha eksik gören görüşler çoğunlukla İbrahimi kaynaklı din ve/veya mitolojilerin bir anlatısı, örneğin Lilith ve Havva.
Sonuç olarak kadın/erkek eşitliği bizim varsayılan ayarımız, alternatif bir fikir değil. Dolayısıyla da cinsiyetlerin eşitliğini savunmak için bir -izm'i kuşanmamıza gerek yok. Zaten olması gereken şey eşit bir toplumdur, "eğer feministim demiyorsan eşitliği savunmuyorsun" diyen kişiler de kendi kabilesine yeni bir üyeyi arıyordur. Hatalı ikilem safsatası 101.
